Mustafa Kemal’in bu vatan topraklarında yaşayanlarla kazandığı Türk İstiklal Savaşı, mazlum milletlere umut ışığı, zalim devletlere tokat olmuştu. Öylesine bir dönüm noktasıydı ki Türk İstiklal Savaşı, bu topraklarda yaşayan herkesi “vatan, memleket, namus” gibi kavramlar etrafında birleştirmiş, milli/ulusal bir toplum yaratmış, insana “vatandaş kimliğini” iade etmişti.
Bu savaş, “asker-millet, peygamber ocağı” bileşimiyle kazanılmıştı. Yedi düveli “geldikleri gibi gönderen de” bu bileşimdi.
Celal ÇETİN / Erol KABİL

Bu bileşim hoşgörüye, saygıya, milli/manevi değerlerle çağdaş uygarlığı bir potada eritmekti. Bir başka ifadeyle bu toplum, “camiden çıkanla mahalle bakkalından içkisini alanın yolda birbirlerine selam verecek, etnik kökenlerini sorgulamadan herkesi bağrına basacak” bir yapıya kavuşturulmuştu.
Böyle bir yapıyı yıkmak, böyle bir ülkeyi işgal etmek mümkün müdür?
Elbette değil.
Ancak bunun bir şartı var; o günleri, o günlerin tarihin tozlu sayfalarında kalmış kahramanlarını tanımak. Geçmişimizi bilmezsek, geleceğimizi başkalarının ellerine teslim ederiz.

Tarihin tozlu raflarında kalmış bir kahraman portresi: Şefik KOLAYLI
Mehmet Akif Ersoy’un Veteriner Fakültesine kaydettirdiği, velisi olduğu, himayesine aldığı, sonrasında meslektaşı olduğu İstiklal Marşı’nın taslağını ilk okuyacak kadar yakın bulduğu meslektaşı. Mehmet Akif Ersoy Meclise Şefik Kolaylı’nın paltosunu alarak gitmektedir.

Akif’in, İstiklal marşından aldığı ödülü bağışlaması üzerine, Kolaylı’nın “o parayla bari kendine bir palto alsaydın” dediği için 6 ay küstüğü, ülkemiz bilim tarihinin ve tarihimizin yüz aklarından birisidir Şefik Kolaylı.
MİLLİ MÜCADELE YILLARI

Yedi düvel toplanmış üstümüze çullanmış. Yoksulluk bir yandan, savaşlardan yorulmuşluk, tükenmişlik ve çaresizlik diğer yandan Türk Milleti son bir gayretle istiklalini ve bir avuç vatan toprağını korumaya çalışıyor. Erkekler cephede düşmanla göğüs göğüse çarpışırken kadınlar erkeklere cephane taşıyor. Kağnıların üstünde, sırtlarında, kucaklarında. Bebelerini sırtlarına sarmış, bebelerinin üstüne örtmeleri gereken örtüleri ıslanması diye mermilerin üstüne örtmüş şekilde.
Ancak kadınlarımız ve erkeklerimiz sadece düşmanla, yoksullukla savaşmıyor. Hastalıklarla da savaşmak zorunda. Öyle bir bulaşıcı hastalık dalgası sarmış ki Anadolu’yu; sadece insanları değil, hayvanları da hayattan koparıyor; veba.

Batı cephesinde görülen sığır vebası yüzünden ordumuzun çekici gücünü oluşturan manda ve öküzler hastalığa yakalanmış ve çoğu ölmüştür. Bunun üzerine İsmet paşa Ankara’ya durumu rapor etmiş, Meclis’te dört gün bu konu konuşulmuş ve İktisat vekili Celal Bayar istifa etmek zorunda kalmıştır.
BİR KAHRAMANLIK ÖYKÜSÜ
Hayvanların aşılanması gerekmektedir. Burada devreye Şefik Kolaylı ve Nikolaki Mavroğlu girer. Serum ve aşı Bakteriyolojihane’de üretilecektir ama, İstanbul işgal altındadır. Kolaylı Bakteriyolojihane’nin müdürüdür.

1901’de kurulan Bakteriyolojihane, dünyada Pastör Enstitüsü’ndün sonraki ikinci aşı üreten merkezdir. Bakteriyolojihane, hem insanlar için, hem hayvanlar için aşı üretmektedir.
Bunun üzerine şefik Kolaylı laboratuvar malzemelerini ve deney hayvanlarını gizlice Nikolaki Mavroğlu’nun yardımlarıyla trene yükler. Trende aşı ve serum üreterek Eskişehir’e gider. Orada bir handa çalışmalarına devam eder.
Nikolaki Mavroğlu ise İstanbul’da kalır, Bakteriyolojihane’ye müdür olarak tayin edilir. Burada ürettiği serumları gizlice cepheye, ihtiyaç olan laboratuvar malzemelerini de Eskişehir’de bulunan Şefik Kolaylı’ya gönderir. Aşılama başlar ve ordumuzun lojistik zinciri yeniden işler hale getirilir.
Bunun üzerine Celal Bayar, bütün makam eşyalarını, koltuğunu ve masasısını bakteriyoloji hanesine hediye eder.
Bu olaylar üzerine Mareşal Fevzi Çakmak “Eğer Türk veteriner hekimleri olmasaydı istiklalimizi kazanamayacaktık” demiştir. Bu övgünün baş mimarları, Şefik Kolaylı ve Nikolaki Mavraoğlu’dur.
Saygıyla anıyoruz.
NEYZEN TEVFİK
![]()
Kolaylı’yı anıp öz abisi Neyzen Tevfik’i anmamak olmaz.
Neyzen Tevfik, Bakırköy’de 21 numaralı koğuşta kalırdı. İhtiyaç duyduğunda köpeği Mernuş’u yanına alırdı. Mernuş öldüğünde, akıl hastanesinin bahçesine gömülür. Neyzen ise taziyeleri koğuşta kabul eder.

Neyzen ile Mazhar Osman arasında çok sayıda anı vardır. Neyzenin bu anılara dair bir şiiri de vardır. Şiir Mazhar Osman ve Şefik Kolaylı hakkında açılan soruşturmayla ilgilidir.
Sertabip (Başhekim) şiiri şöyledir:
Sertabibin bilirim kudret-i ilmiyesini
Kimi hakkında şöyle, kimi böyle dedi.
Miriden çalma rüşvet, olarak Pendik’ten
Mazhar Osman beş araba gübre yedi.
Neyzen Tefik KOLAYLI
Olayın hikayesini Şefik Kolaylı şöyle anlatır:
“Tevfik rakıdan kesilmiş, istirahat etmek üzere Pendik’e yanıma gelmişti. Ona çıkıştım; ‘Senin yüzünden bak neler oldu’ dedim. Dr. Mazhar Osman Bey için beş araba koyun gübresi istemiştin, Enstitünün ahırlarından gönderdim. İhbar etmişler, müfettiş geldi, başımıza iş açtın’ dedim. Neyzen Bir hayli güldü. Birkaç saat sonra elinde bir kağıda bu kıtayı yazıp elime verdi.”
Şefik Kolaylı hakkında Mazhar Osman’a parasız verdiği gübreler için hakkında soruşturma açılmış, Mazhar Osman’dan da beş araba gübrenin hesabı sorulmuş, kısa süre sonra (1941) istifa etmiştir.