Ukrayna için “Batı’nın Suriye’si” tanımı kullanılıyor ve doğru bir tanımlama. Her iki ülkede de taraflar aynı, krizin temel sebepleri aynı.
Celal ÇETİN
Ukrayna krizinde Türkiye doğru bir dış politika izliyor. Her iki ülke arasında değil sadece, Batı ile Rusya arasında da “arabulucu ve güvenilir ülke” vizyonu ve misyonu ile krize yaklaşıyor.
Bu yaklaşımın temelinde, “hem Rusya, hem Ukrayna ile kurulan ikili ilişkiler var. Erdoğan, Türkiye’nin iki ülke ile siyasi, askeri, ekonomik ilişkileri olduğunu belirterek, “İkisinden de vazgeçmemiz mümkün değil” demişti ve haklıydı.
Ukrayna üzerinden ABD/NATO ikilisinin yayılma politikası, Rusya’nın da bunu önleme çabası çarpışıyor. Tıpkı Suriye’de olduğu gibi.
Bu noktada Türkiye’nin (AKP hükümetinin) dış politikadaki U dönüşünü gözardı etmemek gerekiyor.
Suriye’de iç savaş başladığında AKP hükümeti ile Esad yönetimi arasında sıcak ilişkiler yaşanıyordu. Ortak bakanlar kurulu toplantıları, ortak projeler, kameralar karşısında ortak görüntüler gibi.
Bu arada hükümet, PKK/YPG’nin Suriye’den Türkiye’ye saldırılarına yönelik tedbir arayışları çerçevesinde güvenliğini sağlamak amacıyla operasyonlarına başlamıştı. Uluslararası tepki gelmedi, “Türkiye’nin kendi güvenliğini sağlama ihtiyacı” kabul görüyordu.
Ne zamana kadar? ABD’nin safında yer alarak Suriye’de Esad’ı devirerek rejim değişikliği ve “Sünni Arapların liderliği, Şam’da Cuma namazı” hayallerine kapılana kadar. ABD ile birlikte “eğit-donat” programı uygulayarak muhalifleri eğittiler, donattılar ve Esad’ın üstüne saldılar. İşte bu hayallerle birlikte tarafsızlığını ve haklılığını kaybetti.
Suriye’de bir tarafta ABD ve Batı, diğer tarafta Rusya vardı. Ukrayna’da Zelenski ABD ve Batı’ya güvenerek ayakta kalmaya çalışırken Suriye’de Esad, Rusya’ya güvenerek ayakta kalmaya çalıştı. Türkiye ise ikisinin arasında kaldı. Bir taraftan ABD ile, diğer taraftan Rusya ile ortak devriye gibi hiçbir işe yaramayacak çabalara girdi.
Sonuç itibariyle PYD’nin Akdeniz’e koridor açma girişimi önlendi. Ancak Türkiye’nin Suriye’deki varlığı tartışmaya açıldı. Hem Batı için, hem Rusya için, hem Suriye hükümeti için “İşgalci güç” konumuna düştü. Bu konum tartışılır. ABD’nin, Rusya’nın, Avrupa’nın bulunduğu Suriye’de Türkiye de bulunacak elbet. Ancak gerekçe önemli.
Gelelim Ukrayna’ya. Türkiye’nin Suriye gibi bu ülkeye müdahale etmesi mümkün değil. ABD ve NATO bile müdahale edemezken zaten öyle bir şey düşünülemez. Uluslararası alanda da bir tarafın yanında olmadan “tarafsız ve güvenilir ülke” konumunu koruma çabalarının devam etmesi şart. Ki, şimdi o yapılmaya çalışılıyor. Savaşan iki ülke ile de konuşabilen ülke olabilmek önemlidir.
“Türkiye bu politikasını Suriye’de de uygulamış olsaydı farklı sonuçlar ortaya çıkabilir miydi?” sorusu, dünü ve bugünü okuyabilmek için önemlidir. O dönemde ekonomik kaynaklarını, enerjisini rejim değişikliği için harcamazdı. Muhtemelen Suriye’den bu kadar insanın gelmesi önlenirdi.
Değişen ve dönüşen dünya konjonktüründe hiçbir ülke “proaktif politika” izleyemez. Özellikle büyük küresel güçlerin paylaşım savaşından en az zararla çıkmanın tek yolu, jeostratejik konumunun farkında olarak çok daha dikkatli, tarafsız, gerçekçi politikalar izlemektir.
Proaktif politikanın şartları farklıdır. Öncelikle ekonominiz güçlü olacak. Olası bir sıkıntıda, sıkıntıyı çözene kadar dayanabilecek güçte olacaksınız.
Olası askeri çözümlere hazır olacaksınız. Ki, hazır olmanın yolu da ekonomik güçten geçer. Askeri çözümlerin sonuçları öngörülemez ve ne zaman biteceği belli olmaz. Yani askeri çözümün sürdürülebilir olması gerekiyor.
Ayrıca; günümüz savaşları toplumlar üzerinden algı operasyonları ile yapılıyor. Toplumun bu operasyonlara direnebilmesi için iç cephenin güçlü olması gerekiyor. Bunun yolu da, dışlamadan, politik kaygılarla toplum katmanlarını birbirine düşman etmekten değil, kucaklamaktan geçer.
Sonuç itibariyle; iç ve dış politika kişisel hırslarla, din, etnik, mezhep temelli saiklerle yürütülemez. Bilgi, tecrübe, gerçekçi öngörü, tarihi ve dünya gerçeklerini okuyabilme, sahip olunan imkan ve kabiliyetlerin farkında olma, devlet mekanizmalarını dışlamadan devlet politikasını uygulama gibi özelliklerle yürür.