Neler Oluyor

TÜRKİYE ATATÜRK’E GERİ DÖNÜYOR

By Mart 8, 2014 Ocak 11th, 2019 No Comments

11 Eylül 2001 ile birlikte yeni bir süreç yaşanmaya başlandı. Sürecin temeli enerji alanlarının kontrolü, silah tröstleri, ABD’nin hegamonyasının sürekliliği, İsrail’in güvenliği, din savaşları gibi emperyalizmin hedefleriydi. Türkiye; jeopolitik konumu, geçmişten geleceği kurduğu güçlü köprüsü, Müslüman ülke olmakla birlikte “muassır medeniyet” çizgisi nedeniyle küresel güçlerin ve gelişmelerin de odak noktası özelliğini hiç kaybetmiyor.

Celal ÇETİN

Türkiye; geçmişi, jeopolitik konumu, geçmişi ile geleceği arasında kurduğu güçlü köprüsü, Müslüman ülke olmakla birlikte “muassır medeniyet” çizgisi nedeniyle küresel güçlerin ve gelişmelerin de odak noktası özelliğini hiç kaybetmiyor.

Küresel kırılmanın tarihi olarak kabul edilen 11 Eylül 2001’de ABD’de İkiz Kuleler’e ve Pentagon’a yapılan saldırılar ile birlikte yeni bir süreç yaşanmaya başlandı. Sürecin temel gerekçesi enerji alanlarının kontrolü, silah tröstleri, ABD’nin hegamonyasının sürekliliği, İsrail’in güvenliği, ilan edilmemiş din savaşları gibi emperyalizmin amaç ve hedefleriydi.

Sürecin uygulama yöntemleri ise Büyük Ortadoğu ve Afrika Projesi (BOP), Ilımlı İslam, Yeşil Kuşak, Dinlerarası Diyalog gibi projelerdi. Önce kısaca nedir bu projeler, bakalım:

Bilindiği gibi Başbakan Erdoğan’ın eşbaşkanı olduğu BOP, Türkiye dahil 22 ülkenin sınırlarını değiştirmeyi öngörüyor. Bir başka ifadeyle ülkeler bölünecek ve üniter devlet yapıları yok edilecekti. Böylece Ortadoğu’da İsrail’e tehdit oluşturabilecek güçlü ülkeler ortadan kaldırılacaktı.

Ilımlı İslam projesi ile İslam ve Arap coğrafyasında Batı yanlısı Sünni yönetimler işbaşına getirilecek, fakirleştirilen ve cahil bırakılan halklar “sosyal devlet” kılıfıyla sisteme bağımlı hale getirilecek, halkların dini duyguları kullanılarak yönetilecekti.

Yeşil Kuşak projesi ile Şii İran ve Rusya’nın çevresi Ilımlı İslam’a göre işbaşına getirilen yönetimlerce sarılacaktı. Böylece hem Şii İran’a hareket alanı bırakılmayacak, hem de Rusya’nın Müslüman nüfusu üzerinde operasyonlar yapılarak iç karışıklıklar çıkarılacaktı.

Dinlerarası Diyalog ise İslam’ın içinin boşaltılarak Batı laboratuvarlarında üretilmiş emperyalizmin menfaatlerinin din adına Müslüman coğrafyaya sunulmasıydı. Bilindiği gibi Dinlerarası Diyalog projesi Fethullah Gülen Cemaati ile Vatikan tarafından planlanan ve yürütülen bir projedir.

Bütün projeler “böl-parçala-yönet” olarak isimlendirilen ünlü İngiliz stratejisine uygun hazırlanmıştı. Ancak bir gerçek unutulmuştu. Bu tür projeler hiçbir zaman başarıya ulaşmamış, uygulandığı her ülke-bölgede kaosa, karışıklığa ve isyanlara yol açmış, hatta zaman içinde projenin mimarlarını da kaos ortamına çekmiştir.

Ortadoğu’da da projelerin sonu aynı oldu. Bölge devletlerinin otoriteleri sarsıldıkça oluşan boşluğu aşırı İslami terörizm, etnik ve dini gruplar doldurmaya başladı. Bölge öylesine kaosa sürüklendi ki, ABD başta olmak üzere Batı dünyası kendi yarattıkları canavarın pençesine düştü.

Bu çerçevede Türkiye’de iktidara getirilen AKP, BOP, Ilımlı İslam, Yeşil Kuşak ve Dinlerarası Diyalog projelerinin tüm aşamalarını uyguladı. Ancak Türkiye etnik ve mezhep çatışmasının eşiğine geldi. Bir yanda Kürtçülük ve bölücülük ülkenin üniter yapısını tehdit eder noktaya ulaşırken Sünni yapılanma kendisi dışındaki tüm mezheplere “düşman” gözüyle bakmaya başladı. Öte yandan Sünnilik de kendi arasında tarikat ve cemaatlere bölündü. Sonuçta bu ülkenin tüm insanını birarada tutacak olan kavramlar ortadan kaldırıldı ve dağılma süreci başladı.

Bu sürecin fiyaskoyla sonuçlanması, bu ülkeyi birarada tutan ama son 11 yılda altüst edilen kavramların önemini bir kez daha gösterdi. Yani Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerinin önemini…

Bu ilkeler devletin ve milletin bölünmez bütünlüğünü, bağımsızlığı, dil, din, ırk, etnik fark gözetmeksizin her vatandaşın eşit haklarını, toplumun temel değerlerine bağlı kalarak “muassır medeniyet” yolunda ilerlemeyi, “yurtta sulh cihanda sulh” ilkesini, laikliği öngörüyor. Bu ilkelerin sadece Türkiye için değil dünya için geçerli olduğu da kabul edilmeye başlandı.

Sonuç olarak Türkiye yeniden Atatürk’e dönüyor…