Türkiye tarihinin en karanlık ve tehlikeli sürecini yaşıyor. Sadece Türkiye değil, AKP iktidarı da belki de ilk kez bu kadar köşeye sıkışmış durumda. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın KCK soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılması ile pandoranın kutusu açıldı. Bir tarafta AKP iktidarı ve MİT, diğer tarafta emniyet ve özel yetkili savcılar. Kıyasıya bir mücadele yaşanıyor aralarında.
Celal ÇETİN (10 Şubat 2012)
Resmen bir savaş, hesaplaşma, güç kavgası artık adına ne derseniz deyin.
Bu kapışmanın temelinde AKP’nin izlediği politikalar yatıyor.
İktidara geldiği ilk günden itibaren devleti tüm kurum ve kuruluşları ile ele geçirmek amacıyla devletin temellerini yıkarsanız, gün gelir yıkımın altında siz de kalırsınız.
Olanlara bir bakın.
Hedefe kimler oturtuldu önce.
TSK ve yargı.
TSK’yı itibarsızlaştırmak, gücünü ve etkisini kırmak için yargı kullanıldı. Bunun için yargı baştan aşağı siyasallaştırıldı.
DGM’lerin versiyonu olan “özel yetkili mahkemeler ve savcılar” ihdas edildi. Bu mahkemelere ve savcılara sonsuz yetkiler verildi. Anayasa değişiklikleri ve yasal düzenlemelerle bir korku imparatorluğu yaratıldı.
TSK’nın değerli komutanları sözde terör örgütü kurmak, üyesi olmak, iktidarı yıkmak gibi ispatlanmamış suçlardan tutuklandı. Son olarak eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ tutuklanması ile ipin ucu kaçtı. Başbuğ ile birlikte 139 general ve amiral tutuklu durumda.
En acısı ve tehlikelisi, TSK’ya bir terör örgütü gibi muamele edilmesi.
Nasıl bir hınçsa bu, PKK ile pazarlıklar yapılırken, bölücülerle masaya oturulurken neredeyse teröristle mücadele eden TSK suçlu ilan edildi.
Kaşif Kozinoğlu gibi isimler gizemli bir şekilde hayatlarını kaybederken, tutuklu onlarca general, gazeteci, milletvekili hala içeride tutuluyor.
Artık ayyuka çıkmış hukuksuzluk iddiaları karşısında her şeye muktedir iktidar, nedense kılını bile kıpırdatmadı.
Ve iktidarın kurduğu özel yetkili savcılar, Başbakan’ın en güvendiği isimlerden birini, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı ifadeye çağırınca hükümet harekete geçti.
Başbakan Erdoğan, “hatası da olsa Hakan Bey’i böyle nedenlerle harcamayız” diyor.
Fidan’ı kurtarmak için Ankara’da formüller üzerinde çalışılıyor. Bunlardan biri, MİT Yasası’nda değişiklik yapılması. İkincisi ise özel yetkili savcıların yetkilerinin kısıtlanması.
Bu, tam anlamıyla “kişiye özel yasa çıkarmak, hukuku kişiye özel hale getirmektir.”
139 general-amiral, onlarca gazeteci, milletvekili olduğu halde tutuklu bulunanlara, yasadışı dinlemelere ses çıkarmayan iktidarın, kendi adamını kurtarmak için yasal düzenleme yapması, batağa iyice saplanması anlamına gelir. Bir general tutuklandığında, “yargıya güvenelim” diyenler, neden şimdi yargıya güvenmek yerine kişiye özel yasa arayışı içine giriyorlar?
Şunu kabul edelim. Güçler arası hesaplaşma olarak algılansa da olsa savcılar mevcut yasalara uygun hareket ediyor.
MİT’e yönelik çok ciddi suçlamalar var. MİT bu görüşmeleri canı istediği için veya kendi inisiyatifi ile yapmadı. Siyasi iradenin talimatları ve politikaları çerçevesinde yaptı. Yani ortada bir suç varsa, müteselsilen hükümet de sorumludur.
AKP iktidarı sürekli “karanlık derin devletten” şikayet etti. Demokratikleşme adına derin devleti tasfiye ettiğini tekrarladı durdu. Toprağa gömülü bulunduğu iddia edilen silahlarla (ki, o silahların bir komplo sonucu gömüldüğü iddia ediliyor,) gizli tanıklarla (ki, o gizli tanıkların olup olmadığı, varsa bile ne derece doğru söylediği bilinmiyor,) hukuka aykırı uygulamalarla “devleti arındırdığını, geçmişle yüzleştiğini” iddia etti.
Ama görüyoruz ki AKP kendi derin devletini oluşturmuş. En güvendiği isimleri PKK-KCK terör örgütü ile pazarlık masasına oturtmuş. “PKK ile pazarlık yaptığımızı iddia edenler şerefsizdir” derken, şimdi istihbarat örgütlerinin gerekirse herkesle görüşebileceğini savunur hale gelmiş.
Anlayamadığımız nokta şu;
Son gelişmelerin emniyetle MİT arasında bir çatışma olduğu söyleniyor. Her iki kurum da hükümete bağlı değil mi? Kurumlar arası bir çatışmayı önlemek hükümetin görevi değil mi? Peki neden önleyemiyor? TSK gibi koca bir kurumu bile “temizleyebilme iradesine ve gücüne sahip” bir iktidar, nasıl oluyor da Emniyet ile MİT arasındaki sorunu çözemiyor? MİT Müsteşarı’na sahip çıktığına göre Emniyet’te bir sorun var gibi görünüyor. Emniyet’teki sorunu çözebilecek iradeyi ve gücü neden gösteremiyor?
Bumerang etkisi dedikleri bu olsa gerek…