Neler Oluyor

TÜRKİYE: 2013 SONRASI

By Mart 8, 2014 Ocak 11th, 2019 No Comments

Türkiye cumhuriyet tarihinin en kritik sürecini yaşıyor. Kaotik ortam, ülkeyi halkıyla-devletiyle bölünme noktasına getirdi. Bundan sonrasına bakmak, ülkeyi yeniden barış, hoşgörü iklimine geri getirmenin zamanıdır. Geçmişi görmezden gelmek, birikmiş gerilimi, kin ve nefreti unutmak kolay değil. Ancak bu vatan topraklarında yaşamak istiyorsak, hukuk sistemini yerleştirerek yaralarımızı sarmak zorundayız.

Celal ÇETİN

Türkiye cumhuriyet tarihinin en kritik sürecini yaşıyor. Kaotik ortam, ülkeyi halkıyla-devletiyle bölünme noktasına getirdi. Geçmişi sorgulamak, hukuk ve teammüler çerçevesinde bağımsız adalet elbette ki gereğini yapacaktır. Bundan sonrasına bakmak, ülkeyi yeniden barış, hoşgörü iklimine geri getirmenin zamanıdır. Birikmiş gerilimi, kin ve nefreti unutmak kolay değil. Ancak bu vatan topraklarında yaşamak istiyorsak, yaralarımızı sarmak zorundayız. Öylesine bir uçurumun eşiğindeyiz ki, kim olduğumuza bakmadan hepimiz yuvarlanmak üzereyiz.

YENİDEN TOPARLANMA DÖNEMİ

Ülkenin yeniden toparlanması zor olmakla birlikte imkansız değil. Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti öylesine güçlü mirasa ve temellere sahip ki, sağduyusu ve genleri ile yeniden toparlanacaktır.

Önümüzde İstiklal Savaşı ve Cumhuriyet’in temel felsefesi bulunuyor. Ve Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği yol haritasına sahipiz. Ki, dünyada hiçbir ülkenin böyle bir deneyimi ve mirası bulunmuyor.

Bugünler bize İstiklal Savaşı’nın o en karanlık günlerini hatırlatıyor. Atatürk’ün Nutuk’unda çizdiği tabloyu bugüne uyarlamak mümkün: “İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.”

Türkiye böyle bir karanlık günlerden yine dünyada bir benzeri bulunmayan aydınlık günlere kavuştu. Atatürk silah arkadaşları ile birlikte düşmanı “geldikleri gibi göndermesini” bildi, ikinci bir İstiklal Savaşı’na başladı. Bu savaşın hedefi “milli ve muhafazakar değerler temelinde muassır medeniyet yolunda ilerlemek” olarak belirlendi ve Cumhuriyet kuruldu.

Cumhuriyet;

– Kadın-erkek, etnik köken, mezhep ayrımı gözetmeksizin herkesi eşit kabul etmektir,

– Allah’tan başka hiçlbir varlığa kulluk etmemektir,

– Milli ve manevi değerler temelinde muassır medeniyet yolunda ilerlemektir,

– Dünyada saygınlık, teslim olmadan “karşılılıklık ilkesi” çerçevesinde ilişki kurmak demektir,

– Dini ve etnik temellere saygı demektir,

– Ülkenin bölünmez bütünlüğünü korumak, bu topraklara birlikte sahip çıkmak demektir,

– Emperyalizme tıpkı Çanakkale’de, Sakarya’da olduğu gibi birlikte karşı koymaktır,

– Alın teri, akıl, bilim, düşünmek, sorgulamak demektir,

– İslam’ı bilerek, tanıyarak Müslüman olmak, Cumhuriyet’i bilerek tanıyarak vatandaş olmak, bu topraklara ve vatana, cumhuriyete mensubiyet duygusundan gurur duymaktır.

Cumhuriyet’in bu millete kazandırdığı en önemli kazanım, Anadolu insanının genlerinde var olan  etnik, dini kökenlere bakılmaksızın birbirine duyduğu saygı ve hoşgörünün yeniden hakim kılınmasıdır.

Bu ülkenin insanı ibadetini de yapar, içkisini de içer. İbadetini Allah’ı ile kendi arasında, içkisini de kendisi ile sosyal çevresi arasında bağ olarak kabul eder. Sabahın köründe namaza gitmek için evinden çıkanla evine gitmek üzere meyhaneden çıkan iki insanın arasında hiçbir sorun yaşanmadı, sokakta birbirlerine “hayırlı sabahlar” demeyi bildiler. Bu toprakların insanı Ramazan Bayramı’nı da Aşure Bayramı’nı da kendi bayramı kabul etti.

Atatürkçülük ile İslam’ın çelişmediğini ve birbirini tamamladığını kabul edecek kadar bilinçlidir. Atatürk’ün kendi cebinden parasını ödeyerek Elmalılı Hamdi Yazır’a Kur’an-ı Kerim’in Türkçe mealini yazdıracak, İslam’ı sahte hacı-hoca takımının elinden kurtarmak isteyecek kadar dinine bağlı olduğunu bilir.

Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti bu karanlıktan çıkmayı bilecektir. Yapılması gereken Atatürk’ün yol haritasının güncellenerek uygulanmasıdır.