Celal ÇETİN

BRICS’in G20 üzerinden genişleme ve büyüme politikası izlediği netleşiyor. Akıllıca bir hamle. Bu hamlenin doğal sonucu olarak 9-10 Eylül tarihlerinde Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de düzenlenen G20 zirvesi iki rakip bloğun (ABD-BRICS) savaşına sahne oldu ve sonuçları kritik olacak gibi.

Erdoğan Biden ile “ayaküstü görüştüğünü” F-16’ların satışı konusunda İsveç’in NATO üyeliğinin masaya geldiğini söyledi.
“F-16 konusunda maalesef dostlar işi alıyorlar, götürüyorlar İsveç diyorlar. Bu şekilde yaklaşım bizi üzmektedir, bu doğru değil” diyen Erdoğan ayrıca, “Rusya’yı dışlayan süreç sürdürülebilir değildir” uyarısında bulundu.
Bu açıklamalar G20’nin Türkiye’yi ilgilendiren boyutu.
Zirvenin küresel boyutu ise çok daha kritik. ABD Çin’in karşısına Hindistan’ı çıkarma politikasını devreye soktuğu görülüyor. Hindistan Başbakanı Narendra Modi, zirvede Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru konusunda “tarihi anlaşmaya varıldığını” duyurdu.

Bu koridor, Çin’in Türk devletleri ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşmasını sağlayacak “Demir İpekyolu” projesine alternatif olarak ortaya atıldı. Biden’in bu koridoru “büyük bir anlaşma” olarak duyurması boşuna değil.
Bitmedi.
Times of Israel’in bir diplomata dayandırdığı haberine göre, ABD, Hindistan, Suudi Arabistan ve BAE liderleri, bu hafta sonu Yeni Delhi’de yapılacak G20 Zirvesi’nde bir demiryolu projesini imzalamayı planlıyor.
Haber doğru çıkarsa, Hindistan ve Suudi Arabistan arasında gemi transiti, ardından Suudi Arabistan ve BAE üzerinden tren, muhtemelen Ürdün, ardından Türkiye’ye gemi transiti ve oradan da trenle ilerleme mümkün olacak.
ABD’nin Hindistan kanalı ile oluşturmaya çalıştığı alternatif koridor, BRICS üyelerini de kapsıyor. Detaylı ve akıllıca hazırlandığı belli olan plan, BRICS ülkelerinin kafasını karıştırmayı hedefliyor.
Çin’in büyük ortağı olduğu BRICS’in üye ülkelere sağlaması beklenen faydaların hemen tümü alternatif koridorla sağlanacak. Böylece BRICS üyeleri arasında çatlak oluşabilecek.
Hindistan’ın Çin’le olan rekabeti, sorunları ve ileride ekonomik olarak “Çin’i geçebileceği beklentisi” bu ülkenin ABD planlarına sıcak yaklaşmasını sağlamış olabilir.
BM’nin açıkladığı verilere göre Hindistan, Çin’i geride bırakarak dünyanın en kalabalık ülkesi oldu.
2001 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Michael Spence, artık Hindistan’ın zamanının geldiğini söylemişti.
Ancak Hindistan’ın Çin’e rakip olabilmesi kısa ve orta vadede mümkün değil.
Çin, dünyada en büyük ikinci ekonomiye sahip. Çin’in ekonomisi, dünya sıralamasında beşinci konumda olan Hindistan’dan neredeyse beş kat büyük.
Öte yandan eğitim, yaşam standartları, cinsiyet eşitliği ve ekonomik reformlar gibi pek çok alanda Çin Hindistan’ın çok ilerisinde.
Daha küçük bir orta sınıfa sahip olan, sosyolojik ve toplumsal olarak iç yapısı daha kırılgan olan Hindistan’ın “Çin tarzı” ekonomik bir büyümeyi yakalayabilmesi için uzun zamana ihtiyacı var.
Bununla birlikte ekonomik büyüklük, küresel süper güç olabilmek için yetmiyor.
Küresel bir süper güç olmak aynı zamanda nüfus ve ekonominin ötesinde, jeopolitik ve askeri güce de bağlı.
Hindistan henüz bu alanlarda çok geride. Çin’in askeri alanda sağladığı ilerleme Pentagon’u ciddi ciddi düşündürüyor.

Pentagon, 2021’de Kongre’ye yıllık olarak sunduğu ve Çin’in askeri gücüne ilişkin 196 sayfalık “Çin Askeri Güç Raporu”na göre Çin, gelecek 10 yılda nükleer kabiliyetini modernize etmek ve çeşitlendirmek üzere yoğun çalışmalara devam ediyor.
Pekin’in hava, kara ve deniz nükleer fırlatma platformlarına yatırımı artırdığı ifade edilen raporda, “Savunma Bakanlığı, Çin’in mevcut nükleer harp başlığı sayısının 400’ü geçtiğini tahmin etmektedir” deniliyor.
Raporda, Çin’in 2035’e kadar nükleer modernizasyon sürecini tamamlamayı hedeflediği belirtilirken, “Çin şu anki nükleer kapasitesini büyütme hızını sürdürürse Halk Kurtuluş Ordusu 2035’e kadar 1500 civarında nükleer harp başlığını konuşlandırmış olacak” tahminine yer veriliyor.
Son olarak; Hindistan her ne kadar Çin rekabeti ve sorunları nedeniyle ABD ile ilişkilerin sıcak tutmaya çalışsa da, geleneksel olarak Rusya ile ilişkileri her zaman güçlü olmuştur ve ABD’nin güvenilmezliğini çok iyi biliyor.
Bu arada Avrupa’nın durumu belli değil. Her ne kadar içten parçalı gibi görünse de hala belirli bir özgül ağırlığı var ve ABD’ye eskisi kadar bağımlı görünmüyorlar.
Sonuç: ABD, Çin-Rusya ikilisinin karşısına askeri seçeneklerle çıkabilecek imkan ve kabiliyete sahip değil. Elinde ekonomik seçenek kaldı. Bu seçeneğin uygulanabilmesi de kolay görünmüyor.
Yani ABD karşıtı bloğun kozları hala güçlü.
HİNDİSTAN’DAN BHARAT’A GEÇİŞ

Hindistan’ın adı “Bharat” olarak değişiyor. “Hindistan” adı İndus Irmağı ve çevresi için kullanılan eski Farsça kökenli “İndus” adından geliyor. Eski Yunanlılar da İndus toplumunu Hintler olarak adlandırmıştır.
Hindistanlılar arasında bu ismin İngilizler tarafından verildiğine inananlar da çoğunlukta.
G20 açılışında Başbakan Modi’nin tabelasında Hindistan yerine Güney Asya ülkesinin Sanskritçe ya da Hintçe adı olan “Bharat” yazması dikkat çekti.
İsim değişikliğinde “Hindistan isminin İngiltere tarafından verildiği” algısı etkili ise, Afrika’da başlayan Batı’dan kopuş sürecinin Hindistan yansıması demek mümkün olacaktır.
TÜRKİYE-İRAN ÇATIŞMASI
ABD Asya’da Çin’in karşısına Hindistan’ı çıkarma politikası uygularken Ortadoğu’da ve Batı Asya’da İran’ın karşısına Türkiye’yi çıkarma planını devreye sokmuş gibi. Ermenistan’ın birden Rusya karşıtı olması, İran’ın Azerbaycan’a karşı askeri seçeneği gündeme getirmesi ilginç.
ABD Ermenistan’ı Ukrayna gibi kukla devlet olarak kullanarak Azerbaycan’a saldırtabilirse, İran da fırsattan istifade Azerbaycan’ı vurmaya kalkarsa Türkiye olaya müdahil olmak zorunda kalabilir ve İran’ın karşısına çıkabilir.
1980-1988 yılları arasında yaşanan ve iki ülkenin de yıkımına yol açan İran-Irak savaşı benzeri bir savaş ABD’nin hayalini süslüyor.
ABD’nin bu planı tutarsa, savaşı uzatarak yavaş yavaş Ukrayna’yı harcayarak Rusya’yı zayıf düşürmenin benzerini Türkiye-İran senaryosunda da tekrarlamak isteyebilir. Böyle bir durumda ABD Ukrayna’ya yaptığı gibi Türkiye’ye de destek sağlayacaktır.
Böylece Rusya’nın dikkati ve enerjisi bölünecektir.