Neler Oluyor

ÇİN ABD’YE GÖRE NEDEN AVANTAJLI?

By Eylül 5, 2023 No Comments

ÇKP, güvenliğini askeri yöntemlerle sağlamanın risklerinin farkındadır. Sovyetler Birliği örneğini çok iyi analiz etmiş ve rehber edinmiştir. Bu nedenle ekonomik ve teknolojik gelişmişliği güvenliğinin ilk şartı olarak kabul eder. Dünyanın geri kalanı ile ekonomik ve teknolojik ilişkiler geliştirirken, gerektiğinde “tehditlerini” de ekonomik ve teknolojik temele dayandırır.

Celal ÇETİN

ABD Ortadoğu’dan Karadeniz’e, Balkanlar’dan Afrika’ya, Asya-Pasifik’ten Arktik’e kadar dünyanın her köşesinde varlığını sürdürmeye çalışıyor. Ve dünya bir kaosun ve uçurumun eşiğinde dolaşıyor.

Küresel kaos dönemi; “yerleşik süper güç” ile “yeni süper güçler” arasında yaşanan ekonomik, teknolojik, siyasi ve son kertede askeri rekabetin sonucudur.

Yerleşik süper gücü ABD, yeni süper güçleri ise Çin’den Rusya’ya, Hindistan’dan Körfez ülkelerine, Brezilya’dan İran’a kadar geniş bir yelpaze temsil ediyor. Liderliğini ise Çin yapıyor. “İkincil güçler” ise, yeni kampların sancılarının yaşandığı bir dönemde yanlış yapmama, doğru tarafı seçme sancılarını yaşıyor.

Bu noktada “yerleşik süper güç” ile “yeni süper güç” arasındaki savaşı kimin kazanacağını öngörmek için zaman erken ve yeterli veriler henüz oluşmadı. Ancak iki gücü politik ve stratejik mukayese tabi tuttuğumuzda değerlendirme için bir çıkarım yapılabilir.

ÇİN’İN ESNEK GÜÇ GÖSTERGESİ

ABD’nin yerleşik bir uluslararası rolü varken, Çin hala tanım sürecinde. Bu, Çin’in politikalarının öngörülmezliğini sağlarken aynı zamanda değişken şartlara daha kolay uyum sağlama esnekliği getiriyor.

Çin devlet yönetiminin en önemli unsuru güç olmuştur. Çin, kendisini komşularından daha güçlü hissettiği zaman güvende olduğuna inanan bir devlet anlayışına sahiptir. Çin, komşusundan daha güçlü olmadığı zamanlarda ikincil bir güç haline dönüşür. Çin ve komşularının birbirlerine eşit muamele yaptığı veya güvene ve karşılıklı çıkara dayalı bir ilişki kurduğuna dair tarihi süreç göremezsiniz.

ÇKP, güvenliğini askeri yöntemlerle sağlamanın risklerinin farkındadır. Sovyetler Birliği örneğini çok iyi analiz etmiş ve rehber edinmiştir. Bu nedenle ekonomik ve teknolojik gelişmişliği güvenliğinin ilk şartı olarak kabul eder.

Dünyanın geri kalanı ile ekonomik ve teknolojik ilişkiler geliştirirken, gerektiğinde “tehditlerini” de ekonomik ve teknolojik temele dayandırır.

Örneğin; Çin’in Almanya Büyükelçisi Wu Ken, Huawei ve telekomünikasyon altyapısı konusundaki tartışmanın kızıştığı dönemde Almanya’yı uyararak, “Eğer Huawei’yi dışlamaya karar verirseniz bunun sonuçları olacaktır. Çin’de yılda bir milyon araba satıyorsunuz. Ayrıca onları güvensiz ilan edebiliriz” demişti.

Örneğin; Çin’in İsveç Büyükelçisi Gui Congyou, bir İsveç vatandaşının Çin’de tutuklanması ilgili tepkilere, “Dostlarımıza kaliteli şarap ikram ederiz. Ancak düşmanlarımız için pompalı tüfeklerimiz vardır” karşılığını vermişti.

Çin, uluslararası krizlerde net ve katı tavır takınmaktan kaçınır. Rusya-Ukrayna savaşında olduğu gibi taraf olmaz, ama perde arkasında “gereken politikaları” izlemeye devam eder. Savaşta Rusya’nın karşısında açıkça taraf almaz ama ABD ve Batı ile de ilişkileri koparmaz. Yaptırımları arkadan dolaşarak Rusya’ya desteğini sürdürür, ama kendisini hedef yapmaz.

ABD ve Batı ile ekonomik ilişkilerinin vazgeçilmezliğini kullanır. Daha önemlisi; Afrika ve Arktik gibi yeni kriz bölgelerinin geleceğini önceden öngörüp ekonomik açıdan yerini alır.

Daha da önemlisi; ABD ve Batı’nın bu bölgelerdeki olumsuz ve güvensiz izlerini takip ederek kendi olumlu ve güvenilir izlerini bırakır. Aslında bu bir anlamda ABD ve Batı’ya karşı “daha ehven-i şer” algısını kullanma becerisidir. Buna “esnek politika, yumuşak güç” denebilir.

İNGİLTERE: VARDIR AMA GÖRÜNMEZ

ÇKP, askeri üstünlüğün Sovyetler’i kurtarmaya yetmediğini biliyor. Bununla birlikte İngiltere’nin geleneksel politikalarını da iyi analiz etmiş durumda.

Geleneksel İngiliz politikası askeri seçenekleri en son sıraya koyar. Önce ekonomik, kültürel işbirliği yöntemini uygular, bir şekilde ikna eder. Ülkeleri açıkça işgal etmez, kendisini “davet ettirir.”

Askeri seçenek kaçınılmaz ise çok seyrek olarak direk müdahale eder. Ama mümkün olduğunca bir başka ülkeyi öne sürer, onunla gider ama görünmez. Irak’ta olduğu gibi. 2003’te Irak’a ABD ve İngiltere birlikte girdi. Ama herkes ABD’yi gördü, İngiltere’nin de olduğunu hafızalar unuttu.

Çin’in politikası da İngiliz politikasına benzer. Sert güç kullanmaktan kaçınır, güzergahı önündeki ülkelere cazip teklifler sunar ve “kendisini davet ettirir.”

ABD VE BATI GÜVENİLMEZLİĞİNİN BEDELİNİ ÖDÜYOR

Buna karşılık ABD, Çin’in esnek politikasına sahip değil ve bugüne kadarki “yerleşik süper güç ve demokrasiyi, insan haklarını teşvik eden, açık ticareti ve uluslararası kurumları destekleyen ülke” algısı hızla eriyor. ABD artık küresel bir tehdit ve düşman olarak kabul ediliyor.

Afganistan’dan Irak’a, Afrika’dan Karadeniz’e kadar ABD ve Batı’nın yaptıkları yanlışları yine kendileri tarafından itiraf edilmesi, değişen algıların temel sebeplerini güçlendiriyor.

Örneğin ABD’nin iklim değişikliği özel temsilcisi ve eski Dışişleri Bakanı John Kerry, geçtiğimiz günlerde bir Fransız televizyonunda yaptığı açıklamalarda 2003 Irak işgalinin bir yalana dayandığını kabul etti. Ama bunun bir saldırı savaşı olduğu düşüncesini reddetti.

ABD’nin eski Kara Kuvvetleri Komutan Yardımcısı emekli general John Keane ile eski ABD Irak Operasyonları Komutanı ve eski CIA başkanı emekli general David Petraeus, Irak işgalinin askeri hatalarla dolu bir operasyon olduğunu söyledi.

İngiltere’de de Irak işgalinin kasıtlı veya kasıtsız yanlış istihbaratlara dayandığı ve “yanlış olduğu” itiraf edildi.

Sondan bir önce, ABD’nin haber vermeden apar topar Afganistan’dan çekilmesi Avrupa’lı müttefikleri arasında tepkileri ve güvensizliği artırdı.

Son güvenilmezlik örneği Ukrayna’yı Rusya’nın önüne atması, Avrupa’yı zorla savaşın tarafı yapması ve ekonomik yıkımın kapılarını açması.

Almanya’nın ekonomik çöküşü, Avrupa’yı saran kriz, Körfez ülkelerinin ABD’den uzaklaşarak Çin liderliğindeki BRİCS’e yönelmesi, Afrika’da Fransa özelinde Batı’ya karşı başlayan direniş ABD’nin değişen algısının doğal yansımalarıdır.

ABD, kendisine yönelik algı değişikliği güçlendikçe esnekliğini kaybediyor ve daha agresif bir yapıya evriliyor. Böylece kendisini bir kısırdöngüye hapsetmiş oluyor.

Sonuç olarak; ABD’nin dünyadaki rolünü en etkili şekilde zayıflatan ülke ABD’nin kendisi oluyor.

Leave a Reply