Neler Oluyor

GERÇEK HEDEF İSRAİL Mİ?

By Ekim 9, 2023 No Comments

Celal ÇETİN

Özet: Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim cumartesi sabahı “Aksa Tufanı” operasyonu ile İsrail’e 5 binden fazla roket fırlatarak dünyanın hem gündemini, hem dengelerini alt üstü etti. Hamas üyeleri İsrail topraklarına sızarak üst düzey İsrailli general ve subaylar dahil yüzlerce asker ve sivili rehin alarak Gazze’ye götürdü. Bu arada vahşet ve katliam görüntüleri dünyayı sarstı. Ardından İsrail karşı saldırıya geçerek Gazze’yi füze ve bomba yağmuruna tuttu. Elektrik, yiyecek, enerji dahil tüm kaynakları keserek Gazze’de yaşayanları bölgeyi terketmeye zorladı.

Saldırı pek çok soru işaretini de beraberinde getirdi. Dünyanın en etkili gizli servislerinden birisi olan MOSSAD böylesine komplike bir saldırıyı nasıl göremedi. Böyle büyük bir saldırı uzun süreli hazırlık gerektirir. “Gazze ve Filistin’de uçan kuştan bile haberi olan MOSSAD’ta istihbarat zaafiyeti mi oluştu, ya da görmezden mi geldi?” sorusuna cevap aranmaya başladı.

CEVAP BEKLEYEN SORULAR

Rus yanlısı TG Channel Military Chronicle, tuhaflıkları listeledi:

“Hamas’ın İsrail’e saldırısına hangi tuhaflıklar eşlik ediyor: Her bir durum hem bireysel olarak hem de İsrail güvenlik sistemiyle ilgili bir dizi meselenin parçası olarak önemlidir.

Tuhaflık 1: İsrail’in saldırı hazırlıklarından haberi yoktu. Gazze, 365 kilometrekarelik dar bir kara parçasıdır. İsrail ordusu ve istihbarat servisleri tarafından geniş çapta dinlendiğine ve izlendiğine inanılıyordu, ancak saldırı sırasında durumun böyle olmadığı ortaya çıktı. Muhtemelen Hamas, elektronik temasları dışlayan bir koordinasyon ve iletişim sistemi geliştirdi ve Filistinliler bir şekilde her şeyi İsrail istihbaratından saklamayı başardı.

Tuhaflık 2: İsrail saldırıyı önleyemedi. 7 Ekim’de kontrol noktalarına ve büyük şehirlere yapılan saldırıdan kısa bir süre önce Hamas, MLRS’yi, kara kuvvetlerini, yamaç paraşütçülerini ve diğer ekipmanları organize bir şekilde mevzilere konuşlandırdı. Hazırlıklar ve ilk adımlar gözden kaçtı ve önleyici saldırı başlatılmadı.

Tuhaflık 3: Sınırdaki alarm sistemi çalışmıyordu. İsrail’in milyarlarca dolar yatırım yaparak donattığı sınırdaki elektronik sistemler kullanılamaz hale geldi. Çok sayıda kamera ve sensör, Filistin saldırısını tespit edip durdurmamanın yanı sıra, bazı nedenlerden dolayı yakınlarda olmayan savaş devriyelerini de tespit etmeye ve durdurmaya yardımcı olmadı. Filistinli insansız hava araçları otomatik makineli tüfekleri ve sensör kulelerini kolayca vurabildi ve Hamas saldırı ekipleri sakin bir şekilde çitleri havaya uçurarak sınırı geçti. Alarmın çalışmaması nedeniyle yüzlerce İsrail askeri kamplarda, kışlalarda ve uyurken öldürüldü.

Tuhaflık 4: Hamas’ın taktikleri geliştirdiği görüldü. Yaygın inanışın aksine Filistinliler, IDF’nin tahkimatlarını ve üslerini atlamadılar. Hem kontrol noktalarına hem de zırhlı araçların bulunduğu üslere agresif bir şekilde saldırdılar. Aynı zamanda Hamas, görünüşe göre askerlerinin vasıflarının düşük olması veya ihtiyaç olmaması nedeniyle tank kullanmayı bıraktı. O dönemde nöbetçilerin, nöbetçi güvenlik görevlilerinin ve koruma güçlerinin nerede olduğu hâlâ belirsizdir.

Tuhaflık 5: Askeri teçhizatın hazır olması durumu vardı. Helikopter düşmesiyle imha edilen İsrail Merkava Mk.4 tankı, en korunmasız alanlardan biri olan yukarıdan vuruldu. Aynı zamanda, Trophy aktif koruma kompleksinin de devre dışı bırakıldığı görülüyor. Tankın imha edildiği ve mürettebatın yakalandığı görüntülerde, aracın silahının kapalı olduğu açıkça görülüyor. Bu, mürettebatın aracı savaşa hazırlamadığını ve yalnızca talimatların ağır bir ihlali değil, aynı zamanda böyle bir saldırıda sadece aptalca olan sindirmeye güvendiğini gösteriyor.

Tuhaflık 6: Sınır şehirlerinde panik oluşturuldu. Özellikle Gazze Şeridi gibi bir bölge söz konusu olduğunda çatışmaların tırmanması durumunda tüm toplulukların bir planının olması gerekiyor. Ancak organize bir uyarı veya tahliye yapılmadı. Yerel güvenlik güçlerinin sayısının o kadar az olduğu ve silahlarının zayıf olduğu ortaya çıktı ki, Filistinliler tarafından hızla ortadan kaldırıldılar.

Tuhaflık 7: IDF ile Hamas arasındaki koordinasyon farkıdır. 7 Ekim öğlene kadar İsrail hükümeti çatışmalara neredeyse hiçbir tepki vermedi. Ülkede cumartesi sabahı Şabat vardı. Güvenlik güçleri ancak saat 14-15’te yedekleri toplamaya ve misilleme amaçlı baskınlar düzenlemeye başladı. Ancak Nahal piyade tugayı komutanı Jonathan Steinberg’in ölümü, bir şekilde hemen toplanabilen güçlerin aceleci bir tepki gösterdiğini gösteriyor. Nahal’in Hamas’a karşı çatışmalara müdahalesinin tugay komutanı tarafından başlatıldığı ve Genelkurmay’ın doğrudan emrinin sonucu olmadığı anlaşılıyor. Aynı zamanda önümüzdeki iki gün içinde İsrail Silahlı Kuvvetleri’nin Gazze Şeridi’ndeki mahallelerde de askeri operasyona başlayacağı tahmin ediliyor. Ancak açık alanlardaki eylemler ile yerleşim alanlarındaki eylemler farklıdır. İsrail kara kuvvetlerinin Filistin yerleşim bölgesine girme girişimi neredeyse kesin olarak her iki tarafta da büyük ölü sayısıyla sonuçlanacak.”

Cevap bekleyen sorular, TG Channel Military Chronicle’ın tuhaflıkları ile sınırlı değil.

Örneğin; İsrail’in güçlü askeri yapısı ve “kendisine yapılan bir saldırıyı mutlaka cezalandıracağı” gerçeği ortada iken ve Gazze’yi yerle bir edeceği bilinirken neden böyle bir saldırı yaptı?

Örneğin; bu saldırının domino etkisi dünya coğrafyasında nerelere kadar uzanabilir?

Örneğin; bu saldırı Hamas’a bir fayda sağlamaz. Ama birilerine sağlar. Kim bu birileri?

HEDEF İSRAİL Mİ, RUSYA-ÇİN İTTİFAKI MI?

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, Hamas’ın başlattığı saldırılarda İsrail’e yardıma hazır olması amacıyla uçak gemi filosunu Doğu Akdeniz’e gönderme talimatı verdi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ise, ABD Başkanı Joe Biden’ın talimatıyla “İsrail’e şu anda Hamas’tan gelen saldırılarla başa çıkması için ihtiyaç duyduğu her şeyi sağlayacaklarını” açıkladı.

ABD’nin büyük bir savaş grubunu Doğu Akdeniz’e göndermesi, Washington’un savaşın yayılma olasılığını değerlendirdiğini gösteriyor. Hedef ülke ise belli, İran.

Bu arada; ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın, mevkidaşı Hakan Fidan’dan ateşkes ve rehineler için arabuluculuk yapmasını istediği tweetini sonradan silmesi dikkat çekti.

Bu noktada; Hamas’ın saldırı sırasında esir (rehin) aldığı kişiler arasında kimlerin olduğu sorusu önem kazanıyor. Sadece İsrail vatandaşları mı, yoksa aralarında ABD’li resmi/gayriresmi görevliler de var mı? Varsa bunlar kim, ne iş yapıyorlar? İsrail’de ne arıyorlardı? Orada bulunmalarının gerçek sebeplerini ortaya koyacak belge/bilgi Hamas’ın eline geçti mi?

Olası bir İran’a saldırının sonuçları bölgenin sınırlarını aşar. Kafkaslar’dan Balkanlar’a, Asya-Pasifik’e kadar her bölgeyi etkisi altına alır.

Cevap bekleyen sorulardan birisi bu olasılıkta ortaya çıkıyor; İran’a yapılacak bir saldırı sadece İran’a mı yapılmış olacak? Veya eski dünya düzenine alternatif olarak ortaya çıkan yeni dünya düzeninin (çok kutuplu dünya) aktörlerine karşı mı?

Hamas saldırısının arkasında İran’ın olduğu iddiaları dile getiriliyor. El Kassam Tugayları komutanı yardımlarından dolayı İran’a teşekkür etti. Ancak İran’ın kendisini ve bütün bölgeyi ateşe atacak, intihar anlamına gelen böyle bir saldırıya kalkışması pek olası görünmüyor.

İran her şeyi göze aldıysa, Hizbullah dahil tüm güçlerini cepheye sürmesi gerekirdi. Ancak, (bu satırların yazıldığı saate kadar) Lübnan’daki Hizbullah’ın İsrail topraklarına birkaç füze atışı dışında Lübnan ve Suriye Hizbullahı’nın şu ana kadar aktif bir rolü olmadı. Hatta Lübnan Hizbullahı’nın Lübnan hükümetine “bize bir saldırı olmadıkça savaşta taraf olmayacağız” garantisi verdiği söyleniyor.

Durumdan faydalansa bile saldırının arkasındaki ana güç İran değilse, bu saldırıyı kimler organize etti?

Bu sorunun cevabı için küresel çatışma merkezlerine bakmak gerekiyor.

Rusya, Ortadoğu’da (Suriye ve İran) artırdığı etkinliği ile ABD’ye ciddi set çekti. Çin’le ittifak yaparak Asya-Pasifik’te ve Afrika’da etkinliğini artırdı. Çin ve Rusya ekonomik ve askeri olarak dünyanın kontrolünü ABD’nin elinden almaya başladı. Bu durum, “küresel tek süper güç, tek kutuplu dünya” projesinin kurucusu ABD’yi endişeye sevketti.

Biden yönetiminin işbaşına gelmesi ile birlikte ABD Rusya’yı çevreleyerek etki alanını daraltma stratejisi izlemeye başladı. Bu strateji kapsamında Ukrayna’yı kullanarak Rusya’yı zayıflatma planını uygulamaya koydu. Ancak başarılı olamadı. Her ne kadar yaptırımlar ve Ukrayna’ya sağlanan askeri desteklerle Rusya meşgul edilse de etkinliği ve gücü kırılamadı.

Yine de Rusya’nın gücünün ve Çin’in destek oranının test edilmesi gerekiyordu. Bunun yolu da, Ortadoğu’da bir çatışma ortamı yaratarak Rusya ve Çin’in refleksinin ölçülmesiydi. İran ve Suriye Rusya’nın koruması altında. Bu iki ülkeye yönelik bir girişim Moskova’ya ağır bir darbe anlamına gelir.

Rusya gelişmelere müdahale etmezse, zayıfladığı anlamı çıkarılabilir. Zayıflayan bir Rusya artık tehdit olamaz. Çin ise, ABD’nin Rusya’yı devre dışı bırakmasıyla “yola getirebilirdi.”

Ancak muhtemeldir ki plan yapıcıların gözardı ettiği bir nokta var; Çin, Rusya ve İran ile birlikte İsrail’in 1967 sınırlarına geri çekilmesi ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına yönelik politikalarından geri adım atmıyor.

Ayrıca; Rusya ve Çin, ABD ile ölüm kalım savaşına girdiklerinin farkında. Kaybederlerse çok uzun yıllar bellerini doğrultamayacaklarını biliyorlar. Bu nedenle “kanlarının son damlasına kadar” karşı koyacaklar.

Bununla birlikte; Suudi Arabistan, Katar, BAE ve diğer Körfez ülkeleri ABD’den bağımsız hareket etmeyi öğrendi. Bu saatten sonra ABD’nin bölgeyi kaosa sürükleme planlarına dahil olmayacaklar.

Jaruselam Post birkaç gün önce, “Suudi Arabistan Filistin’den vazgeçti, İsrail ile anlaşmaya onay veriyor” diye yazmıştı.

ABD’nin zorlaması ile Ukrayna savaşında taraf olan ve ekonomik/askeri açıdan zorlanan Avrupa, İsrail’i (ABD’yi) korumak adına müdahil olmayacaktır.

Eline cetvel alıp bölgenin sınırlarını çizen İngiltere bile İsrail için (ABD için) öne çıkmayacaktır.

Asıl soru geliyor. Sonuçları (şimdilik) Gazze’yle sınırlı kalacak gibi görünen bir saldırıyı başlatarak Hamas ne yapmak istedi? Bu saldırı kimin işine yarayacak, kimin işine yaramayacak?

Bölge ülkeleri dahil küresel bir destek göremeyen ABD yalnız kalmış gibi görünüyor. O zaman bu ülkenin işine yaramayacak.

Ancak; ABD’nin böyle bir saldırıda İsrail’in yanında yer alarak bu ülkeyi koruma gerekçesiyle savaşı genişletme gücünün olmadığı ortaya çıkarsa, “yeni dünya düzeninin aktörlerinin” işine yarayacak denebilir.

İsrail gibi bir müttefikini korumaktan aciz bir ABD, Afganistan’dan başlayan, Suriye ve Irak’la devam eden, Ukrayna ile tescillenen güç kaybı, İsrail ile mühürlenmiş olacak.

KISA KISA

Rusya Güney Kıbrıs’a nota verdi. Rus elçilik çalışanı Güney Kıbrıs güvenlik güçleri tarafından darp edildi. Ayrıca bir Rus gazeteci gözaltına alındı ve hapse atıldı. Ruslar, “Batı ile işbirliği içindesiniz, bunu biliyoruz” uyarısında bulundu.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev “Ermenistan’a bir harekat düzenlersek, bu Macron yüzünden olacaktır” dedi.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de Hamas’ı kınarken, “İsrail’in bu tür hain saldırılara karşı kendini savunma hakkı vardır” yorumunu yaptı. Bu sırada AP İrlandalı milletvekili Clare Daly, “Kim olduğunu sanıyorsun? Siz bu makama seçilmediniz ve Avrupa Birliği’nin Avrupa Konseyi tarafından belirlenen dış politikasını belirleme yetkiniz yok. Avrupa ‘İsrail’in yanında’ değildir. Biz barıştan yanayız. Bizim adımıza konuşmuyorsunuz. Söyleyecek yapıcı bir şeyin yoksa ve açıkça söylemiyorsan çeneni kapat” diye bağırdı.

Bu kısa kısalar ile Hamas-İsrail savaşı arasında yakın ilişki var. Her biri, bir planın parçalarını oluşturuyor.

ESKİNİN VE YENİNİN ORTASINDA TÜRKİYE

Dünya “eski kurulu düzen” ile “yeni kurulan düzen” arasında 3. Dünya Savaşı’na şahit oluyor. Bu öyle bir savaş ki; nükleer silahlar dışında ve yerel düzeyde ama dünyanın her coğrafyasını etkileyen bir hesaplaşma.

Türkiye, hem eski kurulu düzenin bir üyesi, hem yeni kurulan düzenin üyesi olarak bu savaşın tam ortasında yer almasına karşın bugüne kadar taraf olmamayı başardı.

Bu politikasını sürdürebilirse, eski kurulu dünya düzeni ile yeni kurulan dünya düzeni arasında “güvenilir geçiş köprüsü” olma gibi büyük bir fırsat yakalamış olacak.

Eski kurulu dünya düzeninin aktörleri bir şekilde rakip oldukları yeni kurulan dünya düzeni ile ilişki kurmak zorunda kalacak. İşte bu noktada Türkiye her iki düzenin ortak paydası olacak.

Tıpkı enerji alanında belirleyici olması gibi, yeni kurulan dünya düzeninde de belirleyici olabilme misyonu üstlenebilir.

Leave a Reply