Neler Oluyor

ABD VE AB’NİN 2 ÖLÜMCÜL ÖNGÖRÜSÜZLÜĞÜ

By Eylül 18, 2023 No Comments

ABD’nin yalpalaması dış politikadaki öngörülerini de olumsuz etkilemeye başladı. Bu olumsuzluk, peşinden sürüklediği Avrupa’ya da sirayet etmiş durumda. Özellikle Rusya ve Çin’le ilgili gerçeklerden kopuk analizler, öngörüsüzlükleri ölümcül hale getiriyor.

Celal ÇETİN

Öngörüsüzlük-1: RUSYA

Ukrayna savaşı nedeniyle ABD ve Batı’nın yaptırımlarına maruz kalan ve ekonomisi sarsılan Rusya’nın yanı sıra Batı da etkilenmeye devam ediyor. Rusya’dan kaçan oligarkların Batı’da hala baskı altında tutulduğu belirten analizlerde Batı’nın yaklaşımındaki vizyon ve tutarlılık eksikliği tartışılıyor.
Bu hafta AB, yaklaşık 1.800 Rus şirketi ve kişiye yönelik yaptırımları altı ay daha uzattı, ancak aynı zamanda üç Rus milyarder Farkhad Akhmedov ile işadamları Grigory Berezkin ve Alexander Shulgin’e yönelik yaptırımları kaldırdı.

Ancak; Rus teknoloji şirketi Yandex’in kurucusu Arkady Volozh’u, Rusya’yı terk etmesine, şirketten ayrılmasına ve çok az göçmen iş adamı arkadaşının yaptığı gibi, kamuoyu önünde savaşı kınamasına karşın listeden çıkarılmaması tartışmaya yol açtı.

Bunun yanı sıra, üye devletlerin haklarının yeniden düzenlenmesi amacıyla, “ihracatın engellenmesi” düzenlemesinin, ülke dışına çıkan zengin-yoksul Rus vatandaşlarının arabalarına, telefonlarına ve tıraş malzemelerine bile girişte el konulabileceği anlamına geliyor.

Kremlin’in gazabına uğrama riskini göze alarak ülkeyi terkeden oligarklara yaptırım uygulanırken Kremlin’e boyun eğen özel sektör temsilcilerine uygulanmaması, Rusya’dan direk petrol ve doğalgaz ithalatı yasaklanırken Hindistan’da rafine edildikten sonra piyasaya sürülen Rus petrolünün ithal edilmesi (Hindistan, Mart 2022’ye göre Rusya’dan ham petrol alımını mayısta neredeyse yüzde 1500, AB’nin Rus ham petrolüne yaptırım uygulamaya başladığı Aralık 2022’ye göre ise yüzde 79 artırdı) Batı’nın tutarlılığını tartışmaya açıyor.

Öte yandan; Soğuk Savaş sırasında savunma harcamalarının yüzde üç ila dört arasında olduğunu belirten NATO Genel Sekreter Jens Stoltenberg, NATO üye ülkeleri tarafından taahhüt edilen yüzde 2 hedefinin altında kalındığına ve kendi ülkesi Norveç’te de durumun benzer olduğuna dikkat çekti.

Batılı savunma çevreleri, Almanya ve diğer NATO ülkelerinin Ukrayna’ya yardım için kendi stoklarını boşalttığını, ancak yerine yenilerini koyamadığını belirtiyor. Ukrayna’ya destek konusunda bütün yükü ABD’ye üstlenmiş gibi görünüyor.

Bugüne kadar ABD tarafından yapılan 45 milyar dolarlık askeri destek, seçimler yaklaşırken Amerikan kamuoyunca ve Biden muhaliflerince eleştirilmeye başlandı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in, “NATO Ukrayna’da uzun bir savaşa hazırlanmalı. Savaşların çoğu ilk başladığında beklenenden daha uzun sürüyor” tespitinden sonra Washington’da ve Batılı başkentlerde tartışmalar alevlendi. Biden yönetiminin savaşı uzatarak Rusya’yı yıpratma planı ters tepiyor gibi.

Öngörüsüzlük-2: ÇİN

Batılı başkentlerde Çin’e ilişkin değerlendirme ve analizlerde yine yanlış tespitler yapılıyor. Analizciler ve karar vericiler, Çin ekonomisinin büyümesi yavaşlarken Pekin’in ülke içindeki olası sorunlarda dikkati dışarıya çekebilmek için bir çatışma ortamı yaratabileceğini düşünüyor ve endişe ediyor.

Ağustos 2023’te ABD Başkanı Joe Biden, Çin’in ekonomik zorluklarını “saatli bir bomba” olarak tanımlayarak Çin’in sıkıntılarının liderlerini “kötü şeyler yapmaya” sevk edebileceği tespitinde bulunmuştu.

İçerideki sorunları perdelemek için “yapay dış tehditler” taktiği, iktidarda kalmak isteyen liderlerin uyguladığı bir yöntemdir. Yönteme göre vatandaşlar, bir dış tehdit karşısında milli duygularla hareket eder ve dış güçlerle çatışma zamanlarında hükümetlerine olan desteklerini artırır. Bunu bilen, halk desteğini kaybettiklerine inanan ve devrilme korkusu yaşayan siyasi liderler, ya halkın dikkatini iç sorunlardan uzaklaştırıp içeride desteğini artırmak ya da başarılı bir başkomutan olarak daha yetkin görünmek ve böylece iktidarlarını güçlendirmek için bir savaş başlatabilirler.

ÇİN’İN BAHANEYE İHTİYACI YOK

Çin yönetiminin böyle bir taktiğe başvurmasına ihtiyacı yok.

İki sebeple.

1- Çin devleti, protestolar da dahil olmak üzere kamuoyu ve toplum üzerinde diğer hükümetlere göre daha fazla kontrole sahiptir. Gelişmiş teknolojiler sayesinde 1.5 milyarlık nüfusun aldığı nefesi bile takip edebiliyor. Ayrıca, Çin, özellikle 1989’dan sonra, diğer otoriter devletlere kıyasla iç karışıklıklara karşı daha güçlüdür ve hükümet, partiyi hedef almayan protestolara kontrollü olarak izin verme konusunda tecrübe sahibi oldu.

2- Rakip olarak gösterilen ve ABD tarafından karşısına çıkarılmaya çalışılan Hindistan’dan farklı olarak Çin halkının ekonomik refah düzeyi ve özgürlükleri çok daha yüksektir. Çin halkının hükümete yönelik kitlesel tepki göstermesini gerektiren şartlar bulunmuyor.

Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) devlet politikası olarak uzun yıllardır uyguladığı uzun vadeli kalkınma planları, savaş ve krizlerden uzak durma prensibine dayanıyor.

Çin ayrıca, ihtiyacı olmasa da içeriyi kontrol altında tutmak için dış maceraya atılmanın risklerinin de farkında. Taktik gereği halk desteğini artırmak isteyen liderler, daha güçlü bir rakiple (böyle bir rakibe karşı galip gelmek, liderin gücünü pekiştirir) ya da halkın büyük ölçüde önemsediği milliyetçi bir meseleyle çatışma başlatmalıdır. Ancak savaşın kaybedilmesi durumunda hükümetler çöker ve ülke asıl o zaman dağılma sürecine girer. Çin kazanımlarını böyle bir riskle kaybetmez.

ÇKP’ye hakim olan devlet yönetim sistemine göre ekonomik güç, askeri güçten çok daha önemli ve etkilidir. Askeri güç bir noktadan sonra karşı tepkiyi güçlendirir ve tıkanır. Akıllıca kullanılan ekonomik güç ise, karşı tarafın beklentilerine cevap verebiliyor ve “iki taraflı kazanma” prensibine dayanıyor. Her ne kadar Çin’le ekonomik işbirliği kuran ülkelerin ne kadar kazanabildiği tartışılsa da, özellikle ABD’nin askeri yöntemlerine göre ehven-i şer olarak kabul ediliyor. ABD’nin engelleme çabalarına karşın Yol-Kuşak Projesi’nin aksamadan yürütülmesi bunun bir göstergesi.

Pekin, Soğuk Savaş sırasında gerilim yaşadığı Endonezya, Singapur, Güney Kore ve Vietnam dahil birçok ülkeyle ilişkilerini 1990’dan 1992’ye kadar normalleştirdi. Çin ayrıca Laos, Vietnam ve Sovyetler Birliği ile toprak anlaşmazlıklarını çözmek için sınır anlaşmaları imzaladı. Hindistan’la normalleşme sürecine girdi.

Pekin’in dış politika stratejisi; küresel krizlerde tarafsız kalmak, mümkün olduğunca taraflar arasında ekonomik işbirliği üzerinden ilişkileri devam ettirmektir. Rusya-Ukrayna savaşında Rusya’yı kınamaktan kaçınırken, yaptırımları delmenin bir yolunu bulurken ve Rusya’ya desteğini sürdürürken; diğer taraftan ABD ve AB ile ekonomik bağlantıları sayesinde hedef olmaktan kendisini koruyabildi.

Çin, ekonomik gücü ile küresel süper güç olma yolunda ilerlerken askeri gücünü de geliştiriyor. Ki bu, alınması gereken bir tedbir. ÇKP, eninde sonunda ekonomik gücün kendilerini hedef tahtasına koyacağının ve ekonomiye ekonomiyle cevap verememe durumunda rakiplerinin askeri seçenekleri masaya süreceğinin farkında.

ÇİN VE RUSYA’NIN KESİŞEN KADERİ

Çin’in Batılı başkentleri endişelendiren saldırganlık konumuna geçmeninin tek bir sebebi var;

Çin’in dış baskılarla ekonomisi bozulmaya başlarsa ÇKP bunu “ülkesine yapılmış bir saldırı” olarak kabul edebilir ve Tayvan gibi konularda daha duyarlı hale gelebilir. Çin üzerindeki artan baskı kolayca geri tepebilir ve Pekin’i, iç zorluklarına rağmen kararlılığını diğer devletlere göstermek için daha saldırgan olmaya yönlendirebilir.

Çin liderleri, ülkelerinin direk hedef alınması durumunda kendilerini zayıf hissedecek ve dış zorluklara karşı daha şahin hale gelecek, potansiyel olarak güçlü görünmek ve diğer ülkeleri kendi zorluklarından faydalanmaktan caydırmak için saldırganlaşabileceklerdir.

Pekin, Rusya-Ukrayna savaşından gerekli dersleri çıkarmış görünüyor. ABD ve NATO’nun adım adım Rusya’nın çevresini sardığını, nefes borusunu kesmeye çalıştığını ve Ukrayna’yı kışkırtarak Rusya’nın saldırmasını sağladığını görüyor. Böylece Rusya’nın askeri ve ekonomik açıdan zayıflatılmak istendiğinin farkında. Benzer bir planın Tayvan üzerinden kendisi üzerinde de uygulanmak istendiğini anladı ve gerilimi düşürdü.

Leave a Reply