Arka Yüzü

GİTMEK Mİ ZOR, KALMAK MI?

By Kasım 16, 2019 No Comments

Bu yazı bilimsel bir araştırma değildir. Uzun yıllara dayalı mesleki tecrübeye ve psikolojik/sosyolojik gözlemlere dayanmaktadır. Yazı hazırlanırken psikolog ve psikiyatrist dostlardan yardım alınmıştır. Çatışmak bir savunma yöntemi midir, iletişim yöntemi mi?

Celal ÇETİN

Yıllar önce abi dediğim birisinin bir sözünü hiç unutmadım; “ölürken bile ‘niye ölüyorum’ demeyeceksin” demişti. Her ne yaşadıysan/yaşıyorsan, her ne yaptıysan/yapıyorsan bileceksin.

Yaşamın bir felsefesi vardır. Ancak gerek kişiler arası, gerekse toplumsal ilişkilerde sözkonusu felsefeyi es geçeriz. Doğuştan gelen kodlamaların esiri oluruz. Bu kodlamalar yaşamımızı yönlendirir, yönetir. Bir anlamda sorgulama yetimizi, dolayısı ile düşünme mekanizmamızı devre dışı bırakır.

Kodlamalar yaşamda kolaycılığı sağlarken, bizi sorumluluktan kurtarırken bazen bizi arafta bırakabilir. Bu noktada kişilik, yaşama ve olaylara, geçmişe, bugüne ve geleceğe bakış açısı önem kazanıyor.

Bunları niye yazdık? Kişiler arası çatışmalarda çözümsüzlük genel olarak tek taraflı bakış açısından kaynaklanıyor. Oysa geçmişten geleceğe aktarılan hiçbir sorun tek taraflı bakış açısıysa açıklanamaz ve çözülemez. Yaşamda her şey zıttıyla vardır; uzun-kısa, iyi-kötü, güzel-çirkin, beyaz-siyah gibi. Zıtlıklar, ara ölçütlerin de olduğu kabulü olmazsa çatışmaların da temelini oluşturur. Ki, mutlaka ara ölçütler vardır.

Ara ölçütlerin varlığı reddediliyorsa, yaşam veya iletişim/ilişkiler zılıklar üzerine kuruluyorsa ortada bir sorun var demektir.

ÇATIŞMA BİR İLETİŞİM ARACI MI?

Bu noktada psikolog ve psikiyatrist dostların bilimsel açıklamaları devreye girsin.

Çatışmanın bir iletişim aracı olup olmadığına karar verebilmek için alternatif çözümlerin olup olmadığına bakmak lazım. Eğer alternatif çözüm olasılıkları tükenmişse, çatışma bir savunma yöntemi olarak ortaya çıkıyor.

Ancak, alternatif çözümler varken çatışma ortamına giriliyorsa, çatışmaya giren tarafın bilinçaltına bakmak gerek. Muhtemelen bilinçaltında bir kişilik çatışması yaşanıyor.

Şöyle ki;

Çatışmalar en basit tanımı ile; taraflar arası beklentilerin farklılaşmasından kaynaklanır. Beklentilerin farklılaşma kabullenilirse sorun yok. Süreç içinde zamanın etkisi ile yaşam kendi mecrasında akmaya başlar, taraflar bu genel kabul ile kendi yollarına devam eder, geçmişin izleri önce flulaşır ardından silinir. Böylece çatışmaya yol açan gerekçeler ortadan kalkar.

Ancak bazen taraflardan biri geçmişin izlerinin ortadan kalkmasını istemekle istememek arasında takılır kalır. Bilinçaltında bir yandan geçmiş yaşanmamış kabul edilirken, diğer yandan geçmiş yaşamaya devam eder. Bilinçaltı çatışması yaşayan taraf, farkında olarak/olmayarak geçmişin izlerinin flulaşarak silinmesine direnir. Bu direnme çatışma olarak ortaya çıkar.

Çatışma, diğer tarafla olan ilişkinin/iletişimin devam etmesini sağlar. Her çatışma karşı tarafın da direncini artırır.

Psikolojide ve yaşamın kendisinde bir gerçeklik vardır; adı ne olursa olsun duygular beslenirse yaşar, beslenmezse zaman içinde önce sıradanlaşır ardından ölür. Sevgi gibi nefret duygusu da, çatışma da aradaki duyguları, dolayısı ile iletişimi/ilişkiyi besler.

Öyle bir an gelir ki; bir süre sonra her iki taraf da kendisini belki de eskisinden çok daha güçlü bir iletişim/ilişkinin içinde bulur. Çatışma artık kronik bir hal almıştır. Her iki taraf için de tetikleyici bir özellik kazanmıştır.

PASİF AGRESYON

Çözümsüzlüğü çözüm yöntemi olarak kullanmanın bir diğer adı, “pasif agresyon”dur. “Bitirilmemiş işlerin” bilinaçaltında varlığını sürdürmesidir.

Bu kişiler, engelleyen, sürüncemede bırakan, ağırdan alan, geciktiren, erteleyen, inatçı ve performansı düşüren tutumlar sergilerler. Yeterli bir başarı göstermeleri istendiğinde buna karşı koyarlar. Geciktirmeleri için her zaman bir takım mazeretler bulurlar ve başkalarının hatalarını bulup çıkarırlar. Kendilerini öne sürüp ortaya koyamazlar. Bu tür bozukluğu olanlar sosyal durumlarda ya da meslekte uygun performans göstermeyi reddederler fakat bu ret dolaylı ve pasif yolla olur.

Burada kilit kelime, “reddetmektir.” Çatışmayı sonlandırıp sorunlara çözüm teklifleri, girişimler direkt reddedilir. Çatışmanın tüm sorumluluğu karşı tarafa yüklenir. Ki, karşı taraf önce savunma konumuna geçsin. Bu konum, diğer tarafın öfkesine haklılık kazandıracaktır. Ardından karşı taraf savunma konumunda çıkıp tepki konumuna geçer. Çatışmanın iletişim boyutu bu noktada ortaya çıkar. Her iki tarafın birbirine yönelik tepkileri sorunları kronikleştirir, çözümleri geçersiz kılar.

Böylesi bir iletişim/ilişkinin sağlıklı olup olmadığı ayrı bir fasıl olmakla birlikte; çatışmaya dayalı bir iletişim/ilişkinin bilinçaltı tablosu farklıdır. Tarafların beklentilerinin gerçekleşmeyeceğine olan inançları ile, bu beklentilerin devam etmesi isteği tabloyu oluşturur.

Çözüme direnen taraf; beklentilerin sağlanmamasından karşı tarafı sorumlu tutarken, beklentilerin bilinçaltında yaşamasına izin verdiği için kendisini sorumlu tutar. Böylece hem kendisi, hem karşı tarafla çatışma sürer.

Sonuç olarak; kişisel çatışmalar uzaklaştırma/ayrıştırma amaçlı değilse, yakınlaştırma/bütünleştirme amaçlıdır. Sorunun çözümü varken çatışma tercih ediliyorsa; “kalmak istemiyorum, ama gitmek de istemiyorum” çatışmasıdır bu. Bir anlamda belirsizliğin esiri olmak, ne yapacağını bilememektir. Yani kararsızlıktır. Yani bilinçaltında “işlerin bitirilmemesi, yarım bırakılması” için verilen kavgadır.

Leave a Reply