Neler Oluyor

HAZAR’IN STATÜSÜ

By Nisan 7, 2014 Ocak 11th, 2019 No Comments

Hazar’daki siyasi çıkmaz ve anlaşmazlıkların temelinde yeni bağımsız olan devletlerin ekonomik kalkınma ve siyasi egemenliklerini pekiştirme kaygısı yatıyor ve sorunları da beraberinde getiriyor.

Celal ÇETİN

Hazar’a kıyıdaş ülkelerden Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan henüz genç devletler olarak kendi varlıklarını sürdürmek için çalışırken, Rusya daha büyük ve önemli ölçüde varlıklı olmasına rağmen, güdümlü ekonomiden serbest piyasa ekonomisine ani geçişin etkilerini hissediyor. Uluslararası alanda yalnız bırakılan İran ise, kendisini bu durumdan kurtarmanın yollarını arıyor. Bu nedenle, kıyı devletleri açısından Hazar’ın çevresel ve stratejik değeri ile birlikte, ekonomik potansiyeli de çok önemlidir; zira Hazar havzası doğal kaynaklar açısından oldukça zengindir. Örneğin Hazar’da balıkçılık önemli bir gelir kaynağı sayılmakta ve Hazar bölgesi dünya havyar ihtiyacının yüzde 90’ını karşılıyor. Ancak, hem kıyıdaş ülkeler, hem de Batılı ülkeler için her şeyden daha önemlisi Hazar’ın petrol ve doğal gaz rezervleridir.

Hazar’daki siyasi çıkmaz ve anlaşmazlıkların temelinde yeni bağımsız olan devletlerin ekonomik kalkınma ve siyasi egemenliklerini pekiştirme kaygısı yatıyor. Ancak bu ülkeler için hayati önem taşıyan ekonomik kalkınma ve siyasi bağımsızlık, çözümü kolaylaştırıcı bir etken olmaktan ziyade, ülkeler arasında sorunlara yol açtı.

1991 sonrası ortaya çıkan sınır anlaşmazlığı, yeni devletler için öncelikle egemenlik sorunu, ikinci olarak da bir ekonomik sorundur. Hazar’daki kaynakların kullanılmaya başlanabilmesi için egemenlik sorunu, dolayısıyla sınır anlaşmazlıklarının çözülmesi gerekiyor. Sorunun tıkanıp kaldığı nokta ise bu sınırların, hangi hukuki çerçevede çizileceği ve nasıl tanımlanacağıdır. Bu aşamada Hazar’ın statüsü konusunda iki seçenek ortaya çıkıyor: Hazar bir göl müdür? Deniz midir? Bu soruya, 1991 yılına kadar fazla önem verilmiyordu. Hazar’ın kıyısındaki iki devlet olan Rusya ve İran, bir şekilde kendi aralarında çözüm sağlayabiliyordu. Hazar, mevcut askeri güç ve petrol sanayisi ile tam anlamıyla bir “Sovyet göl”ü niteliğindeydi. İran da, Hazar’ın küçük bir bölümünü kontrol eden önemsiz bir ortak durumundaydı. Sovyetlerin dağılmasından sonra Rusya ve İran’ın eski anlaşmanın devam etmesine ilişkin talepleri bölgede yeni kurulan devletler tarafından kabul görmedi. Yeni dönemde zengin hidrokarbon kaynakları ile büyük petrol rezervlerini bünyesinde barındıran Hazar üzerinde uluslararası güçlerin de nüfuz mücadelesine girişmesi nedeniyle, bölge çok daha fazla önem kazandı.

Hazar’daki iktidar mücadelesinde Rusya, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan veİran olmak üzere beş kıyıdaş devletin yanı sıra, ABD, Avrupa Birliği, Çin ve Türkiye de büyük rol oynuyor.

RUSYA’NIN KONUMU

SSCB’nin çöküşünün ardından başlayan Hazar’ın statüsü tartışmalarında en önemli oyunculardan birisi olan Rusya Federasyonu, konuyu ilk kez Ekim 1993’te gündeme getirdi. (1992 Tahran Konferansı dışında). Rusya’nın bu dönemdeki yaklaşımı, Hazar’ın bir sınır gölü olmadığı, tek bir ekosisteme sahip bölünemez kapalı bir su rezervi olduğu, statüsünün SSCB ile İran arasında yapılan 1921 tarihli Moskova ve 1940 tarihli Tahran Anlaşmalarıyla belirlenmiş bulunduğu, söz konusu anlaşmalarla belirlenen 10/12 millik münhasır balıkçılık bölgesi dışında kalan alanların sahildar devletlerin ortak kullanımına açık olduğu, 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin Hazar Denizi’ne uygulanmasının söz konusu olmayacağı şeklindedir.

Hazar Denizi’ni kıyı devletlerle ortak olarak kullanmak isteyen Rusya’nın yaklaşımında, önceleri politik kaygılar daha fazla ön plana çıkıyordu. Hala bölgeyi kendi “arka bahçesi” olarak görmek isteyen Rusya’nın bir diğer kaygısı, zengin petrol yataklarına sahip Azerbaycan’ın Batı ile giderek artan yakınlaşmasıdır. Bu sebeple Rusya Federasyonu’nun statü tartışmalarının merkezinde daha çok Azerbaycan bulunuyor.

Aslına bakılırsa Rusya dışındaki ülkelerin temel hedefi Hazar’dan alacakları payları maksimize edebilmek olarak belirtilebilir. İran, petrol ve doğal gaz kaynakları açısından şimdiye kadar pek de ümit vaat etmeyen güney kıyılarından kuzeye doğru varlığını genişletmeyi hedeflerken; Azerbaycan ise sahip olduğu uzun kıyı şeridinden azami derecede faydalanma arayışı içerisinde. Rusya’nın mevcut statükodan memnun olduğu; bu sayede Kafkasya’da çok etkili olamasa da Orta Asya’da Batı’nın hareket alanını daraltmayı başardığı görülüyor.

Rusya açısından Sovyetlerin dağılmasını müteakip adeta siyasi birer kaldıraca dönüşen Karabağ, Abhazya, Güney Osetya, Kırım ve Transdinyester gibi çatışma alanları ile birlikte Hazar da önemli bir kart. Rusya, kendi çıkarlarını ilgilendiren konularda bütüncül bir anlaşmanın sağlanması yerine mikro-yönetimle sorunları çözüme ulaştırıyor. Beş kıyı devletin anlaşması ile sonuçlanacak kapsamlı bir çözüm içinse çözüm yanlısı gibi görünmekle birlikte kendi politikalarını uyguluyor. Diğer bir ifadeyle Hazar’ın kuzeyinde Astana ve Bakü ile belli noktalarda uzlaşıya vararak bölgede enerji ve balıkçılık alanında rahat hareket eden Rusya, kendisini dışlayabilecek ikili anlaşmalara muhalefet ediyor. Öte yandan Hazar’a Kıyısı Olan Devletler zirvelerinde bir araya gelen ülkeler her toplantından iyi temennilerle ayrılsa da bu toplantılarda daha çok Rusya’nın, ikinci planda ise İran’ın ağırlığı hissediliyor. Mevcut dinamiklere bakıldığında meselenin hukuki yönden de şimdiye kadar bu iki devlet tarafından şekillendirildiği görülüyor.

ENERJİ NAKİL HATLARI SORUNU

Hazar’ın statüsü sorunu kadar nakil hatları sorunu da önemli problem olarak ortaya çıkıyor. Hazar’ın hukuki statü sorunu, iki yönden nakil hatları konusunu etkiliyor. Bunlardan birincisi, Hazar’ın paylaşımında tarafların uzlaşamamasıyla Hazar Denizi’nden geçen kaynakları dünyaya taşıyan nakil hatlarının çeşitli olmasıdır. Örneğin, Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı, Rusya’nın kuzey nakil hatlarındaki tekelini kırmak için Batılılar tarafından desteklenerek yapıldı ve maliyeti diğer nakil hatlarına göre daha yüksektir. Bu açıdan bakıldığında, bölgedeki nakil hatları çeşitliliği ekonomik yatırımlar olmaktan uzaklaşarak siyasi bir mücadeleye dönüşüyor.

İkincisi ise, Hazar’ın paylaşımındaki sınır sorunları nedeniyle nakil hatlarının güzergahının belirlenmesinde oluşan problemlerdir. Kıyıdaş devletler, Rusya ve Batılı devletler tarafından tekelleştirilen nakil hatlarını kullanırken ekonomik sebeplerin yanında siyasi tercihler yapıyor durumuna düşüyor, bu durum da bölgede bir nakil hatları mücadelesinin oluşmasına neden oluyor.

Hazar’ın, gerek sahip olduğu zengin enerji kaynakları konusunda gerekse bu kaynaklarının paylaşılması yönündeki meselesinde, “Enerji Güvenliği” ve “Enerji Politikaları” açısından, küresel ve bölgesel bir önem taşıdığı biliniyor.

Orta Doğu kaynakları ile Sibirya ve Kuzey Denizi kaynaklarından sonra, dünyanın en önemli enerji kaynağı deposu olan Hazar Havzası’nın, 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından artan ortak sayısı ve bölgenin dünya enerji güvenliği politikalarının yukarıda belirtilen iki önemli konusu olan “kaynak kontrolü ve çeşitlendirilmesi” adına çok büyük bir önem taşıdığını belirtmek gerekir.

Bu noktada en önemli ve günümüzde hala çözülememiş olan Hazar’ın hukuki statüsü sorunu ile Hazar enerjisini taşıyacak olan enerji nakil hatları üzerindeki alternatiflerle dolu çıkar çatışması mücadeleleri; Hazar bölgesinin, enerji güvenliği ve politikaları kavramındaki yerini belirliyor. Sorun sadece kıyıdaş devletlerin aralarında anlaşarak çözeceği ve bu devletlerin iç meseleleriyle ilgiliymiş gibi görünse de enerji paylaşımı ve kaynak kontrolünün bölgesel ve küresel çapta sonuçları vardır. Rusya’nın bölgedeki siyasi gücünü ve enerji konusundaki tekelleşmeci tutumunu kırmak isteyen Batılı şirketler ve devletler, ekonomik olarak Hazar’da etkinliklerini artırdı, dolayısıyla Hazar sorununda da etkin hale geldiler.

KAFKASYA-HAZAR İLİŞKİSİ

Hazar çevresi, petrol ve doğalgaz açısından zengin bir bölge olması nedeniyle büyük güçlerin rekabet alanı haline geldi. Kafkasya Bölgesi de Hazar Denizi’nde bulunan enerji kaynaklarının dünyaya çıkış kapısı olması nedeniyle, rekabetin en yoğun olduğu ve çatışmaların en fazla yaşandığı alan oldu. Bu çatışma alanlarından biri olan Çeçenistan sahasının Hazar Denizi’nden çıkarılan petrollerin aktarıldığı boru hatlarının güzergahında ve önemli zenginliklere sahip olması nedeniyle bölgedeki çatışmalar ayrı bir önem kazanıyor. Çeçenistan’ın bağımsızlığını kazanması Rusya’nın bu enerji kaynaklarından yaralanamaması ve Kafkasya’nın kontrolünü kaybetmesi anlamına geliyor. Rusya’nın kontrolü dışında Hazar petrollerini uluslararası pazara ulaştırılması konusunda gerçekleştirilen en önemli proje olan Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı 2005 yılında faaliyete geçti. Bunun yanı sıra Bakü-Supsa Hattı ile de petrol naklinin gerçekleşmesi Kafkasya’nın stratejik önemini artırıyor. Bu hatların Rusya’nın kontrolü dışındaki bölgelerden geçmesine rağmen Karabağ, Abhazya, Çeçenistan gibi çatışmaların yaşandığı bir coğrafyada bulunması boru hatlarının güvenliği konusunda riskler oluşturuyor.

ABD VE BATI’NIN KONUMU

Rusya bölgede Çeçenistan’a, Gürcistan’a Ermenistan ve Azerbaycan arasında Yukarı Karabağ askeri müdahalelere karşı Hazar petrolleri boru hattında önemli güzergah avantajları elinde bulunduruyor. ABD, Kafkas ülkeleri üzerindeki Rusya’nın etkisini azaltmayı ve bu ülkeleri batı kapitalist sistemiyle ekonomik- politik ve askeri olarak bütünleştirmeyi hedefliyor. Bu politikanın bir parçası olarak da petrol ve doğal gazın düzenli ve güvenli bir şekilde Batı’ya akışı için de enerji boru hatları güzergâhlarına yönelik özel bir strateji izliyor. Bu strateji Rusya ile ABD arasında Hazar bölgesi petrol ve doğal gazının batıya taşıyacak boru hatlarında gizli bir çatışmaya yol açıyor.

ABD’nin özellikle, giderek artan biçimde, Kafkasya’da, Gürcistan ve Karadeniz’de Ukrayna üzerinde ağırlığı görülüyor. ABD, dünyada tek giremediği iki deniz olan; Hazar Denizi ve Karadeniz’e, önüne çıkan engelleri aşarak ulaşmak, bu denizleri ve bölgedeki enerji kaynaklarını ve hatlarını kontrolü altına almak istiyor.

ABD ve diğer Avrupa devletleri Sovyetlerin yıkılmasından sonra bölgeye ilgi duymaya ve bölge üzerindeki politikalarına hız vermeye başladılar. Yıkılmasından önce bölgede söz sahibi olan Sovyetler Birliği, Kafkasya bölgesine Batı’yı fazla yanaştırmamıştır. Fakat Sovyetlerin yıkılmasından sonra başta ABD olmak üzere birçok Batılı ülkeye Kafkasya bölgesine önem verdiler. Kafkasya bölgesinin yer altı ve yer üstü enerji kaynakları bakımından zengin olması nedeniyle özellikle Avrupalı devletler bölge üzerinde çıkarlarını korumak için karşı karşıya da geldiler.

Bu noktada ABD için Azerbaycan özel öneme sahiptir. Çünkü Azerbaycan doğrudan İran’a sınır komşusudur ve ABD politikalarına karşı çıkıp özellikle Ortadoğu bölgesinde ABD’yi zor durumda bırakmaktadır. ABD de Azerbaycan’daki Şii nüfusun sempatisini kazanıp İran’ın etkisi kırmak, enerji kaynaklarına sahip olmak ve Rusya’yı da entegre edip bölgede kendine rakip bırakmamak istemektedir.

ABD bölgeden uzaklığına rağmen bu bölgede etkili olma hedefinden vazgeçmeyecek. ABD`nin bölgedeki enerji sorununa yönelik politikası uzun vadeli ekonomik, stratejik hedefler üzerine kurdu. Hazar’ın statüsü konusunda ABD bölge devletlerinden her zaman Azerbaycan’ın arkasında oldu. Çünkü Hazar’ın sektörel olarak Azerbaycan’ın istediği tarzda bölünmesi ABD’nin bölgedeki çıkarlarıyla paralel bulunuyor.

Azerbaycan kadar Türkmenistan’ın konumu da önemli sayılabilir. İran’ın Türkmenistan üzerindeki siyasi etkisi Rusya ile mukayese dahi kabul etmez. Moskova, Aşkabat üzerinde sahip olduğu enstrümanlar, tarihi dinamikler ve coğrafi nedenlerden ötürü oldukça baskın bir güç konumunda. Ancak İran’ın bölgeye yönelik son dönemde artan ilgisi, bu kuşkulara dair bazı hususları da ön plana çıkarıyor. İran’ın Hazar’da 10 milyar varillik bir rezerv keşfettiği fakat bu rezervin Azerbaycan’a ait alanda olabileceği tartışılıyor. Tabi İran’ın siyasi olarak sıkıştığı bu dönemde bu tür spekülasyonlarla dikkatleri başka yöne çekebileceği de aşikâr.

Niyazov sonrası Türkmen-Azeri ilişkilerinde yaşanan yumuşama dönemi son gelişmeyle yeni bir kulvara doğru sürükleneceğe benziyor. Zamanlama açısından Türkiye ve Azerbaycan arasındaki Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP) ile başlayan yeni bir sürecin ardından gelişen bu durum, Hazar’ın statüsündeki karmaşanın aslında bölgede kurulan ilişkilerin sadece siyasi anlamda değil aynı zamanda ekonomik anlamda da ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Öte yandan siyasi anlamda ortaya konan iradenin yeteri kadar güçlü olması durumunda bölgede önemli açılımların gerçekleştirilmesi düşük bir ihtimal olarak durmuyor. Burada asıl sorun ise bu iradeyi sürekli ve yeterli anlamda kimin ortaya koyacağı.

ABD için Hazar havzası, petrol temin etme seçeneklerini çoğaltmak ve Barsa Körfezi’ne bağımlılıktan kurtulmak öncelikli hedeftir ve üÜlkelerin enerji ürünleri donanımını çeşitli yollardan sağlamak” açısından önemlidir. Dolayısıyla ABD, bölgedeki enerji kaynaklarının çıkartılmasında ve taşınmasında belirleyici olmak istemektedir. Ayrıca, bölgedeki enerji kaynaklarını uluslararası pazarlara ulaştıracak boru hatlarının bölgede ekonomi, stratejik etkinlik kurmanın önemli bir aracı olması, ABD için bu hatların hangi ülkelerden geçeceği sorununun önemini arttırmaktaydı. Bu nedenle ABD, bölgedeki iki temel rakibi; İran ve RF`yi eleyerek enerji kaynaklarının üretimini ve ulaşımını kontrol etmeyi hedeflemektedir.

TÜRKİYE’NİN KONUMU

Türkiye bir tür enerji koridoru haline dönüşüyor. Enerji nakil hatlarında Türkiye önemli rol üstleniyor. Türkiye Hazar Havzası’na da yakın. Doğrudan Hazar’a kıyısı olmasa da bile Azerbaycan’la olan yakın ilişkiler, Rusya’yla olan enerji işbirliği antlaşmaları, İran’la tarihi ilişkiler Türkiye’yi bölgeye entegre ediyor. Türkiye’nin aslında bölgeyi bir şekilde Batıyla entegre olmuş, küresel ekonomiye dahil olmuş ve hızlı bir dönüşümle birlikte hızlı kalkınan ve kendi ayakları üzerinde rahatça duran ülkelere dönüşmesi için elinden gelen gayreti gösterebilecek bir strateji izlediğini belirtmek mümkün.

Türkiye’nin bölgede siyasi bir amaçla değil, bölgede biraz da entegrasyon politikaları çerçevesinde hareket ettiği görülüyor. Fakat Türkiye’nin sıkıştığı bir nokta var; Azerbaycan’la ciddi bir entegrasyon politikası uygulamasına rağmen Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan’a ulaşamayan bir stratejide sıkışıp kalmış gibi. Bunun en önemli sebebi ise Hazar’ın statüsü gibi görülüyor.

Türkiye açısından bakıldığında, Hazar konsunun birkaç yönü bulunuyor. Türkiye bir yandan Türk kökenli vatandaşların geleceği üzerinde önemli sonuçlar verebilecek “statü” sorununda bu ülkelerin pozisyonlarını savunurken, diğer yandan da bölgedeki enerji projelerindeki iştirakleri ve boru hatları güzergahları dolayısıyla bir “enerji havuzu ve geçiş ülkesi” olma üstünlüğünü yakalamaya çalışıyor. Hazar Denizi’nin statüsünün özellikle “karasuların sınırları” ile ilgili yönleri sebebiyle de Hazar-Ege paralellikleri de kurulabilir. Yukarıda sayılan doğrudan ve dolaylı sonuçları bakımından da Hazar sorunu sadece kıyıdaş ülkeler için değil, Türkiye için de birincil dereceden önem taşıyor.

Bölge Türkiye için sadece etnik bakımdan değil güvenlik açısından da önemlidir. Kafkasya’nın güvenliği Türkiye’nin bölgeyle komşu olması sebebiyle çok büyük önem kazanıyor. Ayrıca Türkiye için enerji dahil olmak üzere yeni kaynaklara ulaşabilme imkanı, artması muhtemel ekonomik ve ticari ilişkiler öncelikli fırsatlar olarak görülüyor. Kafkas Bölgesi, Türkiye’nin ticari ve ekonomik ilişkilerini kullanarak etkin olmak istediği alanların başında geliyor. Bölgedeki çatışmalarda takınacağı tutum Türkiye’nin enerji politikalarını da doğrudan etkileyecektir. Çünkü Türkiye, Kafkas Bölgesi’ni Hazar merkezli enerji kaynaklarına ulaşma ve bunların Batılı pazarlara taşınmasında önemli bir bölge olarak değerlendiriyor. Ayrıca Kafkaslardaki çatışmalara taraf olmanın ya da tek başına siyasi görüşlerle hareket etmenin yol açabileceği sınırlamaların ve sorunların, ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi ile aşılabileceği düşünülüyor. Bu ekonomik ilişkiler ağının kurulması, bölgenin bir güvenlik tehdidi olmaktan çıkartılabilmesinin gereği olarak kabul ediliyor.

Kafkasya bölgesinin, tek bir gücün (ABD veya Rusya’nın), kontrolüne girmesinin, Türkiye’nin milli menfaatlerini olumsuz yönde etkileyeceğinden, Kafkasya’daki gelişen durumlar da göz önüne alınarak, milli menfaatler ve hedefler doğrultusunda, “ABD ve Rusya ile dengeli bir siyaset izlenmesi” gerekiyor.

Ortadoğu ve Hazar Bölgesi doğal gaz rezervlerini Avrupa pazarlarına bağlamayı öngören Türkiye-Bulgaristan-Romanya-Macaristan-Avusturya (NABUCCO) Doğalgaz Boru Hatları Projesi, Anadolu Geçişli Doğalgaz Boru Hatları Projesi (TANAP) ve Hazar Geçişli Türkmenistan – Türkiye – Avrupa Doğalgaz Boru Hatları Projesi Türkiye için çok önemli. Bu nedenle projelerin devam etmesi ve güvenliği için bölgede dengeli bir politika izlemeye çalışıyor.