Neler Oluyor

KARADENİZ’DE ABD-RUSYA SAVAŞI

By Nisan 1, 2014 Ocak 11th, 2019 No Comments

Soğuk Savaş sonrası ABD’nin bölgedeki temel amacı güç dengesini kendi lehine çevirmek ve Rusya nın bölgedeki siyasi, ekonomik etkisini azaltmak, bölgedeki güç dengeleri içinde kendi liderliğini ön plana çıkarmak üzere bölgedeki devletleri Euro Atlantik bloğuna bağlamaktır.

Celal ÇETİN

Ukrayna’da yaşanan halk ayaklanması ve arkasından Kırım’ın Rusya’ya katılma kararı Karadeniz’deki dengeleri değiştirme potansiyeline sahip. Özellikle ABD ve Batı’nın Ukrayna üzerinden Karadeniz’de etkin olma çabaları, Montrö Antlaşması dahil pek çok anlaşmayı tehdit ediyor.

Ukrayna’daki gelişmeler ABD ve Batı’nın Kafkaslar’a ve Karadeniz’e yönelik stratejilerinin bir sonucu olarak kabul ediliyor. Seçimleri kazanarak Ukrana Başbakanı Yanukoviç, gösteriler üzerine muhaliflerle uzlaşma anlaşması yaptı. Bu anlaşma ile Ukrayna’da istikrarın sağlanması beklenirken Batı’nın müdahalesi sonucu yürürlüğe girmedi ve bugünlere gelindi.

Ukrayna’da muhalefeti destekleyerek ülkeyi iç savaşın eşiğine getiren Batı’nın verdiği sözleri tutmaması üzerine ülke büyük bir kaosa sürüklendi. Bu durum yeni yönetimi destekleyen radikal güçlerin kontrolsüz kalmasına yol açarken, iç savaş tehlikesini de beraberinde getiriyor.

Bu noktada Rusya Karadeniz’deki güvencesi olan askeri ve siyasi varlığını korumak üzere harekete geçti. Nüfusunun yüzde 60’dan fazlası Rus vatandaşı olan Kırım Ukrayna’nın iç savaş olasılığına karşı Rusya’ya katılma kararı aldı. Bu karar uluslararası alanda tartışılsa da dünyada benzer örnekleri bulunuyor. Kosova, Katalonya, İskoçya gibi sorunlu bölgelerde benzer uygulamalar yaşandı. Hatay’ın Türkiye’ye katılması ile benzerlik bulunduğu belirtiliyor. Bilindiği gibi Hatay 7 Eylül 1938’de bağımsızlığını ilan etti, Hatay Parlamentosu 29 Haziran 1939’da da Türkiye’ye katılma kararı aldı.

ABD’NİN KARADENİZ POLİTİKASI

Soğuk Savaş sonrası ABD’nin bölgedeki temel amacı güç dengesini kendi lehine çevirmek ve Rusya’nın bölgedeki siyasi, ekonomik etkisini azaltmaktır. Diğer önemli bir amaç ise bölgedeki güç dengeleri içinde kendi liderliğini ön plana çıkarmak üzere bölgedeki devletleri Euro Atlantik bloğuna bağlamaktır.

Karadeniz Rusya’yı çevrelemek için ABD’ye geniş imkanlar sunuyor. ABD Karadeniz üzerinden Rusya’nın yumuşak karnı olan Kuzey Kafkasya’yı kolayca kontrol edebilir, provokasyonlara zemin hazırlayabilir. Gürcistan, Ukrayna gibi ülkelerde ortaya çıkan karışıklıklar ABD’nin bölgeye girdiğini gösteriyor. Doğu-Batı ve Kuzey-Güney enerji koridorlarının merkezinde yer alan bölgedeki Amerikan varlığı ile enerji denklemi iyice karmaşık bir hal aldı.

ABD’nin bölge ile ilgili geliştirdiği stratejilerin başında bölgedeki demokratik rejimlerin ve değişimlerin hızlandırılması yolu ile özelde ABD’nin genelde Batı’nın çıkarlarına zarar vermeyecek devlet yapılarının oluşmasını sağlamak geliyor.

ABD’nin soğuk savaş sonrası ve özellikle 11 Eylül sonrası dönemde, NATO’nun Karadeniz’de sürekli operatif kimliği ile varlık gösterme girişimleri, 2004-5 yıllarında zirve yaptı. Akdeniz’de süren NATO’nun Etkin Çaba (Active Endevaour) Harekatını Karadeniz’e genişletmek üzere Türkiye üzerinde baskı uygulandı. Türkiye, bu baskılara BLACKSEAFOR’un dönüşümü ve Karadeniz Uyumu Harekatı (KUH) ile cevap verdi. Her iki girişime 2004 yılında açık katılım daveti yapan Türkiye’ye ilk müspet cevap veren ülke, turuncu devrim döneminde NATO yanlısı Yuschenko yönetimine rağmen, Ukrayna oldu. Arkasından Rusya ve Romanya da daha sonra KUH’a katılma kararı aldılar. Böylece NATO Etkin Çaba Harekatının Karadeniz’e çıkışı engellenmiş oldu.

Bunun üzerine ABD farklı bir politikaya yöneldi. Amerikan istihbaratı 5 milyar dolar harcayarak Rusya’ya karşı Ukraynalıları ayaklandırdı, turuncu bir darbeyle hapisteki Timoşenko’yu çıkardı, Yanukoviç’in görevini bırakarak ülkeyi terketmesini sağladı.

Wall Street Journal’den Paul Craig Roberts’in tespiti ilginç: “Ukrayna’nın batısındaki gösteriler, CIA, ABD Dışişleri bakanlığı ve AB Sivil toplum Örgütlerinin bir arada çalışmasının sonucudur. Ayaklanmanın nedeni, AB’ye girmeyi kabul etmeyen bağımsız Ukrayna devletinin hükümetini alaşağı etmektir.”

Ukrayna zengin maden yatakları ve uçsuz bucaksız buğday tarlaları ile Avrupa ve Amerika’nın ilgisini çekiyor. Üstelik Rusya’nın sınırında yer alıyor, NATO içine alınırsa Rusya’ya karşı büyük bir üstünlük sağlanmış ve Karadeniz’e girilmiş olunacaktır.

ABD MONTRÖ’YÜ DELMEK İSTİYOR

ABD, Karadeniz’deki güvenlik işbirliğine fiilen katılmak ve bu işbirliğini NATO şemsiyesi altına sokmak istiyor. ABD, Montrö’nün bazı maddelerinin değiştirilmesini ve bazı maddelerinin kendisine uygulanmasında esneklik gösterilmesini de istiyor. Türkiye, kendi hukuki hakları üzerinde hassasiyetini sürdürmekle beraber bugün için tartışmalar henüz bir sonuca ulaşmadı.

Türkiye’nin bölge ile ilgili yaklaşımı, bölge dışı aktörlerin bölgeye nüfuz etmesine ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nde herhangi bir değişikliğe gidecek arayışlara karşıdır. Bu politikanın bir parçası olarak, Rusya Federasyonu ile bölgedeki statükonun değişmemesi üzerine kurulu bir konsensüs sağlanmış durumda. Ankara; KEİ, BlackSeaFor ve Karadeniz Uyumu harekatına vurgu yapmakta, mevcut yapılanmalarla bölgede bilinçli olarak abartılan güvenlik tehditlerine gereken müdahalelerin yapıldığını savunmaktadır. Ankara ne Moskova bölgenin istikrarsızlaştırılmasını istemiyor ve demokrasi yerine istikrar olgusuna vurgu yapıyor.

Karadeniz, Montrö Sözleşmesi’nin kendisine verdiği özel imkanlar sebebiyle (sınırdaş olmayan) küresel güçlerin savaş gemilerini sokamadığı yegane deniz olma konumundadır. Kıyıdaş ülkelere kontrol imkanı sunması, enerji nakil hatlarının geçiş güzergahında bulunması ve Doğu ile Batı arasında giderek kızışan küresel rekabette sahip olan güce vazgeçilmez üstünlükler sağlaması nedeni ile Karadeniz son dönemlerde küresel rekabetin yeni coğrafi mekanı olarak karşımıza çıkıyor. ABD Montrö’nün değiştirilmesine yönelik girişimleri bulunurken buna karşılıl Türkiye ve Rusya’nın eşgüdüm içinde olması küresel hesapları bozuyor.

TÜRKİYE VE RUSYA

Karadeniz’de Türk-Rus ittifakın oluşmasında alt yapı teşkil eden zemin, ekonomiktir. Rusya ve Türkiye’nin ekonomik yapıları, birbirlerinin tamamlayıcısı durumundadır. Bu, Karadeniz Havzası’nda ekonomik işbirliği için elverişli ortam oluşturdu.

Ekonomik alanda yumuşamayla başlayan ve üst düzeyde işbirliğine dönüşen Türkiye-Rusya ilişkileri, paralel bir şekilde Karadeniz güvenliği alanında da kendini gösterdi. Karadeniz’in bölge devletlerinin egemenliği altında kalması mantığına dayanan bu anlayış, tarihi Türk-Rus çekişmesini Karadeniz güvenliği zemininde sona erdirdi ve Türk-Rus ittifakını doğurdu. Türkiye ve Rusya, bölgenin Batı etkisinden ve istikrarsızlıktan korunması noktasında ortak görüşe sahipler. Türkiye ve Rusya  Karadeniz’i, geleneksel olarak “kendi denizleri” kabul ediyorlar. Bu kapsamda Türkiye ve Rusya, kendi hakimiyetlerindeki BLACKSEAFOR ve KUH uygulamasına ABD’nin katılmasına karşı çıktılar. NATO’nun Akdeniz’de yürüttüğü “Etkin Çaba Operasyonu”nun Karadeniz’e de genişlemesi talebini veto eden Türkiye, bu konuda Rusya’nın desteğini aldı. Ayrıca Rusya, ABD tarafından gündeme getirilen Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin değiştirilmesi konusunda Türkiye ile ortak hareket etti. Sonuç olarak Karadeniz güvenliği ile ilgili olarak ortaya çıkan Türk-Rus ittifakı, ilgili devletlerin sınır ötesi güvenlik endişesinden kaynaklanan bir uygulamanın ötesine geçti ve Karadeniz’de bir “Türk-Rus iktidar tekeli” oluşmasına yol açtı.

Soğuk Savaş’ın sona ermesi, Doğu ve Batı bloklarının ortadan kalkmasının bir genel sonucu artık Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerini birbirinden ayrı bütünler halinde ele alınması güçleştiriyor. Örneğin Türk-Rus ilişkilerini ne Balkanlardaki ne Kafkasya’daki ilişkilerden bağımsız olarak ele alıp değerlendirmek mümkündür. Türkiye, Sovyetler’in dağılmasıyla Karadeniz, Kafkasya ve Orta Asya’yı içine alacak şekilde etnik ve kültürel sınırlarını genişletti. Orta Asya ve Kafkasya ile birlikte ele alındığında, bu coğrafyada üç olası söz sahibi ülke ise Rusya, İran ve Türkiye’dir.