Emperyalizmin en önemli özelliği, kendi çıkarları için kullandığı kişi ve kurumları işi bitince “deliğe süpürmesidir…” Devlet yönetimlerinde iç politikanın acımasız ve ahlaksız mücadele yöntemleri arasında emperyalizmin temsilcisi olan güç odaklarına sırtını dayamak, yardım kabul etmek bir süre sonra deliğe süpürülmeyi de kaçınılmaz kılar. Çünkü emperyalizm, kullanacağı kişilerin mutlaka alternatifini de hazırlar.
Celal ÇETİN (09 Aralık 2011)
Emperyalizmin en önemli özelliği, kendi çıkarları için kullandığı kişi ve kurumları işi bitince “deliğe süpürmesidir…”
Devlet yönetimlerinde iç politikanın acımasız ve ahlaksız mücadele yöntemleri arasında emperyalizmin temsilcisi olan güç odaklarına sırtını dayamak, yardım kabul etmek bir süre sonra deliğe süpürülmeyi de kaçınılmaz kılar. Çünkü emperyalizm, kullanacağı kişilerin mutlaka alternatifini de hazırlar.
Yabancı güç odaklarına sırtını dayayan yönetimler, bunun bedelini ödemeyi de peşinen kabullenmek zorundadırlar. Bu bedel ise güç odaklarının istek ve talimatlarını yerine getirmektir. Karşılığında o güç odakları tarafından korunurlar.
Sözkonusu güç odakları doymak bilmezler. Sürekli daha fazlasını isterler. Bu istekler milli menfaatlere aykırı olmanın ötesinde, o ülkeyi yıkımın eşiğine getirir.
Emperyalizmin temsilcisi güç odakları kullandıkları yönetimleri aralıklarla değiştirir. O güne kadar kendisine eksiksiz hizmet eden yönetimlerin kanını son damlasına kadar emer, kan kalmayınca posasını çöplüğe atar, önceden hazırladığı yeni aktörle yoluna devam eder.
Yani emperyalizmin tarihi, kansız kişi ve yönetimler mezarlığıdır.
Emperyalizm aslında kendini gizlemeye gerek duymaz. Alternatif aktörleri kapalı kapılar arkasında saklamaz. Biraz akıllı iseniz, biraz gelişmeleri izleyebiliyor ve analiz edebiliyorsanız alternatif aktörleri görebilirsiniz.
Örneğin o kişiler, güç odağı ülkeler tarafından “krallar gibi karşılanırlar…”
Örneğin o kişiler, güç odağı ülkeler tarafından “çiftliklerde koruma altına alınırlar…”
Örneğin o kişiler, güç odağı ülkeler tarafından hitabet yeteneğinden faydalanılmak için “bol bol konuşturulur…”
Bu alternatif aktörler sıranın kendilerine geldiğini düşünerek, “biraz da bizi kullanın” dercesine ellerini ovuşturmaya başlarlar.
Emperyalizm için kişi ve yönetimleri kullanıp deliğe süpürmek seri üretim gibidir. Adeta bir öğütme makinesi gibi çalışır. Gönüllü kullanılmaya hazır kişi ve yönetimler, üretim bandında işleme tabii tutulmayı bekler. Kullanılıp işi bitenler çöpe atılırken yenileri dişlilerin arasına girer.
Kendisini kullandırmayan, emperlalizm dişlisine çomak sokan kişi ve yönetimler de yok değil. Örneğin Mustafa Kemal…
Çanakkale önlerine kadar gelen dişlileri durdurmuş, ardından İstiklal Savaşı ile de dişlileri sökmesini bilmiş bir liderdi Mustafa Kemal.
Dayandığı tek bir güç odağı vardı. Bu topraklarda yaşayan insanlar…
O zor günlerde de bu toprakların insanları bugünkü gibi paramparça edilmişti. Ancak Mustafa Kemal, darmadağın olmuş topluluğu önce bir amaç etrafında birleştirdi, ankasından “medeniyet adı verilen canavarın kalan tek dişini de söktü…”
Dağılmış toplumdan bir millet çıkardı. Birbirine hoşgörü ile yaklaşmasını bilen, birbirlerinin değer yargılarını saygıyla karşılayan, “içkisini içenin de, namazını kılanın da, etnik kökeni farklı insanların da hiçbir korku duymadan bir arada yaşayabileceği” bir devleti sistemi amaçladı.
Emperyal güç odaklarına sırtını dayayarak yönetime gelmek, yönetimde kalmak mümkün elbette. Ancak bunun bedeli, tarih sahnesinde ve insanların vicdanlarında mahkum olmaktır. Bu güç odaklarına yanaşmak, kendi halkından uzaklaşmak anlamına gelir. Ve bir gün emperyalizm tarafından, “seninle işim bitti” denilerek kapının önüne konulduğunda, işte asıl yalnızlık o zaman başlar. Kendisini koruyanların talimatları doğrultusunda darmadağın ettiği insanlara sığınmak pek mümkün değildir çünkü.
Mustafa Kemal’le kavga etmek yerine onu anlayarak amaçladığı devlet sistemi devam ettirilebilmiş olsaydı, emperyalizmin mezarlığı bu kadar dolu olmazdı…