Neler Oluyor

10 KASIM 1938 – 10 KASIM 2010

By Şubat 13, 2021 No Comments
Celal ÇETİN – 09 Kasım 2010

Bir tarih bir milletin kaderinde bu kadar mı etkili olur?

Evet olur.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti için 10 Kasım 1938 tarihi bir kırılma noktasıdır. Bu tarihten sonra

Türkiye Cumhuriyeti’ni koruma çabaları ile yıkma çabaları atbaşı gitti. Demokrasiyi tanımadığı halde ümmetten vatandaşlığa geçen Türk insanı, bir yandan milli ve manevi değerlerini yaşarken diğer yandan dünyanın ilk ve en büyük istiklal savaşını vermenin, yeni devletinin vatandaşı olmanın gururunu yaşıyordu. Bu arada Mustafa Kemal’in önderliğinde temelleri atılan yeni devlet tüm kurum ve kuralları ile varlığını ispat etmişti.

10 Kasım 1938. Mustafa Kemal artık yok. İlk kırılma noktası.

Her ne kadar bu tarih bir kırılma noktası olsa da, sağ ve sol olarak tanımlanan siyasi ayrımın başında Mustafa Kemal’in emanetinin iki mirasçısı vardı.

Solda; 1’inci ve 2’inci İnönü Savaşları’nın kahramanı, Mustafa Kemal’in silah arkadaşı İsmet İnönü ve CHP.

Sağda; İstiklal Savaşı’nın “Galip Hocası”, Mustafa Kemal’in Maliye Bakanı ve Başbakan, “Atatürk’ü sevmek milli bir ibadettir” diyen Celal Bayar ve DP.

Türkiye bu iki isim sayesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine sahip çıkmaya devam etti.

Türk insanı CHP-DP arasındaki siyasi çekişmelerin aktörü olsa da, milli/ulusal değerlerini ve inançlarına yakışan yaşam tarzını yaşarken çağdaşlaşma yolunda da hızlı adımlarla ilerlemeyi sürdürdü.

27 Mayıs 1960. Türk Ordusu içindeki bir cunta tarafından gerçekleştirilen darbe ile Türkiye ikinci kırılma noktasını yaşadı. Demokrasi 3 şehit verdi. Ve o tarihten sonra “hiçbir şey eskisi gibi olmadı…”

Özellikle Bayar ve İnönü sonrası Türk sağı ve Türk solu, başka bir ifadeyle Atatürk’ün sağı ve Atatürk’ün solu özümden uzaklaştırılma süreci yaşamaya başladı. Solun sayısal açıdan durumu göz önüne alındığında sağ ve sağın değer yargıları kullanıma açık hale geldi.

12 Eylül 1980. Gerçekleştirilen askeri darbe ile Türkiye üçüncü kırılma noktası ile tanıştı. Bu tarihe kadar sol bölücülük ve mezhepsel ayrımcılıkla anılırken, sağ millikten uzaklaştırılarak muhafazakar yapısı güçlendirilmeye başlandı. 80 sonrası süreçte Türk insanı tarikatların, cemaatlerin arasında parçalara ayrıldı. Bu da yetmedi, her tarikat ve cemaat de kendi aralarında alt gruplara ayrıştırıldı. Böylece Türk sağı, yani Türk milletinin ezici çoğunluğu hücrelerine kadar bölünmüş oldu.

3 Kasım 2002. AKP’nin iktidara gelmesi ile birlikte Türkiye dördüncü, belki de son kırılma noktasını tüm ağırlığı ile yaşamaya başladı. AKP iktidarı ile birlikte Türk halkı bir yandan toplum “sosyal yardımlar” adına çalışmadan, üretmeden yaşamaya alıştırılırken diğer yandan “demokratikleşme” adına Cumhuriyet’in temel ilkelerine yabancılaştırılmaya başlandı. Buna paralel laiklik karşıtı eylemlerde patlama yaşanırken ilk kez inanan-inanmayan uçurumu oluştu. Bu dördüncü kırılmanın en önemli alt kırılmasıydı toplum için.

Ergenekon’la başlayan ve peşpeşe gelen soruşturmalarda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin generalleri ve subaylarının yanı sıra ulusal/milli hassasiyetleriyle bilinen düşünen beyinler tutuklanırken Türk Ordusu’nun tüm gelenek ve sistemi üzerinde oynanmaya başlandı. Sözde suikast iddiaları, kozmik oda aramaları, profesyonel ordu, paralı askerlik, sözleşmeli askerlik, askerlik süresi kısalın mı kısalmasın mı tartışmaları ile Türk Milleti’nin askere olan sevgisi, güveni erozyona uğratıldı. Neredeyse PKK’nın tüm cinayetleri, saldırıları askere ihale edilmek istenir oldu.

Anayasa değişiklikleriyle yargı, YÖK eliyle üniversiteler, ülkenin sermaye yapısı el değiştirmeye başladı.

Ama en tehlikeli gelişme, önce “Kürt açılımı” olarak başlayan, gelen tepkiler üzerine adı “Milli Birlik Projesi” olarak değiştirilen siyasetti. Toplumun geniş kesimlerini korkutan, “ülke parçalanıyor mu?” endişelerine yol açan siyaset, bugüne kadar görülmeyen bir sonuç doğurdu. PKK’nın en kanlı eylemlerinde bile birbirini suçlamayan Türk ve Kürt kökenli vatandaşlar arasında kin ve nefret oluştu. Bu da ikinci alt kırılmayı oluşturdu.

Gerek inanan-inanmayan, gerekse Türk-Kürt ayrışması gizlenmeye çalışılsa da şiddete dönüşmeye başladı ve “iç savaş” korkularını besledi. Bölücülük ülkede prim yaparken PKK’yı aklama Türk askerini suçlama modası hakim oldu.

Tüm bunlar olurken Milli Siyaset Belgesi’nin (Kırmızı Kitap) AKP’nin istekleri doğrultusunda değiştirilmesi, irticanın tehdit olmaktan çıkarılması üçüncü alt kırılmayı oluşturdu. Türkiye Cumhuriyeti’nin milli menfaatleri çerçevesinde güncellenmesi gereken Milli Siyaset Belgesi’nin bir partinin siyasetini desteklemesi için değiştirildiği iddiaları, gelinen noktanın vahametini gösteriyor.

Yıl 2010. Mustafa Kemal’in aramızdan ayrılmasının üstünden 72 yıl geçti. O gün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşı olmaktan gurur duyan bu toprakların insanı, bugün kırıla kırıla bitme noktasına geldi. Ne hazindir ki, kırıldığının ve bittiğinin farkında değil. Küresel bir planın uygulandığını, Türkiye Cumhuriyeti’nin içinin boşaltıldığını, üniter yapısının adım adım bozulduğunu, cemaat, tarikat kıskacına sokulduğunu göremiyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti hızla son kırılma noktasına yaklaşıyor. Federasyonla iki devletli yapı ve sonrasında bölünme, Vahabileştirilmiş bir topluma sahip ılımlılaştırılmış din devleti. Bir başka ifadeyle Büyük Ortadoğu ve Dinlerarası Diyalog projelerinin doğal sonucu.

Yıl 2023. Cumhuriyet’in 100. yıldönümü. Nasıl bir cumhuriyet?

Leave a Reply