Kuzey Afrika ile Ortadoğu’da Batı destekli Arap Baharı akımı yönetimleri devirirken otorite boşluğuna yol açtı. Bu boşluk, bir yandan El Kaide, Müslüman Kardeşler gibi İslami ağırlıklı güçler tarafından doldurulmaya başlandı. Bu güçlere Selefiler de eklendi. Selefiler, uzun yıllardır arka planda kalırken bugün önce Mısır, ardından Libya ve Suriye’de ortaya çıktı.
Celal ÇETİN 21.04.2013

Selefîler, aynı tehditkâr tavırlarını Libya, Mısır ve Suriye’de de koruyor. Libya’da, Kaddafi rejimine karşı savaşırken elde ettikleri silahları seçimle gelen yeni hükümetin isteğine rağmen bırakmaya yanaşmıyorlar. Hatta yer yer yeni siyasete silahla yön vermeye çalışıyorlar. Mısırlı Selefîler de Hüsnü Mübarek sonrası için ittifak kurdukları iktidardaki ‘Müslüman Kardeşler’le sorun yaşamaya başladı. Yeni anayasadan rahatsızlar. İskenderiye gibi güçlü oldukları bölgelerde karşıt gruplarla silahlı çatışmaya girmekten çekinmedikleri görülüyor. Selefî Vatan Partisi altında birleşen Mısırlı Selefîler, Müslüman Kardeşler üyesi Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi hedef aldı.
Son olarak Mali’de Mart 2012 ortaya çıkan Selefîler, yönetim boşluğundan faydalanıp kısa zamanda neredeyse ülkenin yarısını silah zoruyla ele geçirdi. Başkent Bamako’ya saldırmaya başlayınca Birleşmiş Milletler destekli Fransa askeri müdahalede bulundu. Fransa’nın müdahalesi ile geri adım atan Selefilerin, yeniden saldırmak için fırsat beklediği biliniyor.
Selefileri diğer İslami gruplardan ayıran en önemli özellik, acımasız olmaladır. Bu acımasızlıklarını Mali’de, Suriye’de sergilediler. Suriye mühalefetine sonradan katılan Selefiler, kontrol altına girmeden kendi başlarına hareket ediyor, boğazı keserek öldürmek gibi insanlık dışı yöntemlere başvuruyorlar. Selefilerin Esad sonrası dönemde etkin olmaya çalıştıkları söyleniyor. Selefiler Tunus, Yemen, Cezayir gibi ülkelerde de aynı yöntemi izliyor.

EL KAİDE’NİN TEMELİNİ SELEFİLİK OLUŞTURUYOR
Suriye-Mali ekseninde ortaya çıkan ve kendilerini ‘Selefî’ diye tanımlayan savaşçılar, ne ilk dönem Selefîye ile ne de İhvan çerçevesinde güçlenen Yeni Selefîye akımlarıyla örtüşüyor. Cephede her türlü yolu mubah gören bu gruplar söylem bakımından Yeni Selefîlik’ten beslense de icraatları bakımından çok farklı olduklarını ortaya koyuyor. El-Kaide ile yakın işbirliği içinde olan, onların taktikleri ile asimetrik savaşan bu ‘radikal’ Selefîlerin öncelikleri silah ve savaş.
El-Kaide hareketinin fikri alta yapısını, İslam’ın radikal bir sekilde yorumlandığı Selefi-Vahhabi ideoloji olusturmaktadır. El-Kaide, benimsediği Selefi-Vahhabi ideolojinin bakıs açısıyla gerçeklestirdiği veya gerçeklestirmeyi planladığı eylemlerini mesru kabul ediyor ve böylece üyelerini İslam adına mücadele ettiklerine inandırıyor.
Günümüzde dünyanın değisik bölgelerinde faaliyet gösteren, isimleri, politik amaçları ve eylem biçimleri birbirinden farklı yüzlerce terör hareketine ve örgütüne rastlamak mümkündür. 11 Eylül sonrası uluslararası arenaya giren yeni fundamentalizm, tek tek devletlerin politika ve stratejilerinden değil, El-Kaide gibi gevsek bağlantılı iliskiler ağından olusmaktadır. Bu örgütlerin birçoğu, hedef alınacak bir komuta merkezi olmayan asırılık yanlısı gruplardan olusan gevsek bir karısım, Usame kültürünün etrafında insa edilmis bir semsiye örgüt olan El-Kaide’ye bağlı görünüyor.
EL KAİDE’NİN YERİNE GEÇECEKLER
Günümüzde uluslararası strateji uzmanları Selefîlerin Arap Baharı sonrasında daha aktif olacağını öngörüyor. Uçmanlar küresel güçlerin Usame Bin Ladin’in öldürülmesinden sonra zayıflama seyrine giren El-Kaide’nin yerine radikal Selefî grupları ön plana taşımaya çalıştığını iddia ediyor. El-Kaide küresel güçlerin Asya’ya, Ortadoğu’ya girmesine zemin oluşturdu, bu durumu meşrulaştırdı. Şimdi zayıflayan El-Kaide yerine Selefîleri çıkardılar. Batı göstermelik yeni düşmanları olan Selefiler üzerinden Afrika’ya girdiler.
Batı’nın etkisiyle patlak verecek Şii-Sünni savaşında Selefiler Sünni tarafın en büyük ana silahlı grubu olacak. Batı Selefileri El-Kaide gibi marka, küresel bir network haline getirmek istiyor. Mali’deki savaşçı ile Suriye’deki bu derin network üzerinden yönetilecek, beslenecek ve silahlandırılacak. Afrika’da, Ortadoğu’da asimetrik saldırılar düzenleyecekler.

ABD VE BATI TARAFINDAN KULLANILIYOR
Selefi akımı Arap Baharı ile birlikte daha açık bir şekilde Amerika ile işbirliği yapmaya başladı. Selefiler perde arkasında aldıkları mali ve askeri desteklerle Suriye’de demokrasi iddiasında bulunan batılı devletlerin piyonu olarak görev yapıyor ve Suriye yönetimini devirmeye çalışıyor. Selefiler Suriye’de onlarla işbirliği yapmayan insanları en feci şekilde katlediyor. Selefileri için kadın erkek, yaşlı çocuk, hiç fark etmiyor. Selefiler bir çok yerde sırf intikam almak amacı ile çocukları başını kesiyor.
Selefilik için iç savaş stratejiktir, dış savaş ise taktik. ABD ile savaşın mevzi olmasının sebebi bu. Afganistan’da Amerikalılar iktidarı onlara bırakmaktan vazgeçince Amerikalılarla savaşıyorlar. Ama Suriye’de Amerikan’nın yanında Esad rejimine karşı savaşıyorlar, NATO’yu acilen yardıma çağırıyorlar.
ABD ile ilişkilerinin İngilizler ile Suud saltanatı arasındaki yakınlığın simetrisi olduğu söylenebilir. ABD’nin Ortadoğu projesinde Vahabilik lojistik destek sağlarken silahlı Selefi güçler de projeyi tehdit eden güçlere saldırıyor.
Selefiler ABD ve İsrail’in yanında yer aldıkları için doğal olarak İran ve Suriye’de rejime düşman oldular.
Mali’de de Selefiler Batı’nın çıkarlarına hizmet ediyor. El-Kaide eylemcileriyle birlikte Bamako hükümetine karşı savaşan radikal Selefîler, bölgenin eski sömürgecisi Fransa’ya arka bahçesine geri dönüş bahanesi sağladı. Kuzeyden güneye doğru ilerlerken önlerine çıkan tarihî cami, türbe ve el yazmalarını tahrip eden radikal Selefîler, Müslümanları da katletti. Önce Fransa ardından da ABD radikal Selefî tehdidini bahane ederek zengin yer altı kaynaklarına sahip Sahra Altı Afrika’ya girdi.
HANGİ SELEFİLİK?
İslam düşünürleri, bugünkü Selefiliğin kuruluş amacından saptığını; Mısır, Libya ve Mali’de beliren radikal Selefîleri kökü 3. yüzyıla dayanan Selefî anlayışıyla bir tutmak mümkün değil. İçlerinde ‘cihat’ için samimi savaşan, cahil savaşçılar olsa da lider kadrosunun bilerek veya bilmeyerek dış güçlerin tesiri altına girdiği belirtiliyor.
El Kaide’nin felsefesini Selefilik oluştururken, Selefiler ABD ve Batı’nın yanında yer alırken El Kaide’nin ABD ve Batı düşmanı olması bir çelişki olarak ortaya çıkıyor. Arap Baharı’yla oluşan kargaşa ortamından faydalanarak kendinden söz ettirmek isteyen ve Selefilik felsefesini benimsediklerini iddia eden birbirinden farklı gruplar bulunuyor. Bu grupların bir kısmı ABD ve Batı ile savaşan İran’ın yanında yer alırken, örneğin bazı selefi şeyhler, Filistin’in işgaline, İsrail’in desteklenmesine ve Irak’ın işgaline Amerikan demokrasisinin neden olduğunu düşünürken bir kısmı ise ABD ve İsrail’in yanında yer alıyor.
Örneğin Mısır Selefiliğinin kalesi durumundaki Müslüman Kardeşler seçimlerden önce Selefilerle ittifak kurmuştu. Müslüman kardeşler ilerleyen zamanlarda Selefilerin radikalizme kaydığını ve siyaset zemininde işbirliği yapamayacaklarını iddia ederek yollarını ayırdı. Selefiler ise Müslüman Kardeşler’i ABD ile işybirliği yapmak ve İslam’ın özünden uzaklaşmakla suçluyor.

İRAN, İSRAİL, ARABİSTAN VE KATAR KULLANIYOR
Afrika ve Ortadoğu’yu istikrarsızlaştıran Selefîler’in İran ile İsrail’iin politikalarına yardım ettiği belirtiliyor. Uzmanlara göre değişik kriz bölgelerinde stratejik anlamda İran ve İsrail’in çıkarlarıyla ters düşmeyen adımlar atan Selefiler, bu ülkelerin ellerini güçlendiriyor. Ayrıca Selefilik ile Sünnilik aynı şekilde anılıyor. Selefilerin terör hareketleri nedeniyle Sünniler suçlanıyor, bu durum Şii İran’ın ve İsrail’in işine yarıyor.
Öte yandan Suudi Arabistan da Selefileri destekliyor. 18. asırda Suudî Arabistan’da ortaya çıkan Vehhabilik İbn Teymiyye Selefîliğine dayanıyor ve Yeni Selefî akımla arasında büyük benzerlikler var. Suud rejimi bu benzerlikler üzerinden hareketle, ortaya çıkan radikal Selefîleri destekliyor. Çünkü onlar üzerinden sınır ötesinde, Afrika’dan Asya’ya kadar geniş bir coğrafyada varlık gösteriyor. Suud rejimi bu nedenle Suriye’de Esad’a karşı savaşan Selefileri ekonomik olarak destekliyor. Suudi ve Katar kaynağının çoğunu çokuluslu terörist lejyonerlere maaş ödemesi ve silah sağlanması oluşturuyor. Arap basını, Suudi Arabistan’ın Selefilere, Katar’ın ise Müslüman Kardeşler’e maddi destek sağladığını belirtiyor. Suriye’de faaliyet yürüten selefi örgütlerin büyük bir bölümü vahabi kökenlidir ve Suudi Arabistan ve Katar gibi aşiret sistemi ile yönetilen rejimlerce destekleniyor.
Dünya’nın dört bir yanındaki Selefileri finanse edenler Suudi Arabistan ve bölge ülkelerde yaşayan zenginlerdir. Ancak bu durumu Şiiler Batının kendilerine karşı bir güç oluştura bilmek için organize ettiği ve büyümelerine göz yumduğu şeklinde yorumlamaktadırlar. Suudi, Katar destekli Selefilerin değişemez rolü ‘istikrarsız-çatışma’ bölgesi ve ‘cihatçı şiddet’ üretmek.
SELEFİ DÜŞÜNÜR
Ancak ABD’nin Suriye’deki muhaliflere bekledikleri desteği vermediği, bu nedenle Selefilerin rahatsız olduğu belirtiliyor. Selefi ideolojisinin en önemli düşünürlerinden biri olan Şeyh Muhammed Surur Zeynel Abidin, Kuds-ül Arabi gazetesine yaptığı açıklamada ABD ve İsrail’in Suriye’deki muhalifleri sattığını iddia ederek, “Amerika, Rusya ve İsrail, muhaliflerin Suriye’de Devrim yapmalarını istemiyorlar. İran ve Rusya’yla savaşımız var fakat unutmayalım ki, artık savaşımız aynı zamanda İsrail ve Amerika iledir” dedi.
Surur, bazı Selefi grupların Suudi Arabiszan tarafından kullanılmasını da şöyle eleştirdi: “Kendilerini Riyad’a öyle tabi kıldılar ki, Riyad’dan yağmurun yağmasını beklediler. Kendilerini yücelttiler. Körfez İhvanı (Müslüman Kardeşler) ve yöneticileriyle aralarındaki ihtilaf derinleşti.”
Şeyh, Körfez İhvanı ile devletleri arasında gittikçe kötüleşen ittifaka değindi ve “İhvan kendi rejimlerini devirmek istiyor” biçimindeki resmi görüşe katılmadığını söyledi. Surur’a göre Körfez İhvan’ı rahat, mali ve sosyal konumları iyi ve hükümetlerini devirmeyi düşünmüyorlar. Kuveyt’in durumunu örnek olarak gösteren Şeyh, burada İhvan’ın Hanedan ailesine karşı bütün insanlardan daha fazla hoşgörüsüz davranma rahatlığı içinde olduğunu söyledi.
“Körfez ülkeleri kamplara bölündü. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün’ün Müslümanlarla sorunları olmasına rağmen, Türkiye ile Katar’ın böyle sorunları yoktur. İkisi birlikte, Müslümanlar ve Laik’lerle başa çıkmaya hazırlar. İki taraf için bu konuda herhangi bir sorunu yoktur. Bu iki devlet İhvan’ı ‘kendi bedenlerinden ayrı tutmazlar’ ve bu şekilde ayrıştırılmasını asla kabul etmezler.” Suudi Arabistan’ı şiddetle eleştirdiğini söyleyen Şeyh, kendisiyle ilişkiye geçenlere hiçbir zaman güven vermediğini söyledi.
Mısır’daki durum ve özellikle Mısır Cumhurbaşkanı Mursi ile ilgili endişelerini dile getiren Şeyh Surur, “orada bir kaos yaşanıyor” dedi. Çünkü orada rejim çok ani ve hızlı değişti. İhvan ile Selefilerin ittifak yapma ve Mısır gençleri ve müttefik tüm Müslümanlarla birlikte davranma fırsatı yakalanmadı. Dolayısıyla Mısır’da gerçekleşen ve çokça sevinci yaşanan şey, yalnızca ordunun Hüsnü Mübarek’i ve onun rejimini terk etmesidir.
İlk devresinde olan Mursi’ye nasihatleri olduğunu söyleyen Şeyh Surur, “Herhangi bir İslami oluşum, herhangi bir iktidar partisi, her bir diğerini ya da ulusal oluşumları iyi anlasın ve Mübarek’in sunmadığı ekonomik durumları öne çıkartsınlar” dedi.
BATI’NIN SELEFİLERE BAKIŞI
Robin Wright gibi bazı yazarlar Batı’nın Selefilere bakışını yansıtıyor. Wright Selefi hareketin Pers Körfezi’nden Kuzey Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyada kabul görüyor olmasının, aslında 2011 yılında kazanılan bağımsızlıkların hastalık emareleri olduğu olduğunu düşünüyor. Dahası bu görüşteki yazarlar yeni bir İslam Birliği’nin tomurcuklarının görünmeye başladığını düşünüyorlar. Bu yazarlar yeni ortaya çıkan Selefi grupları Arap devrimlerinin meyvelerini yiyen ve kontrol edilmesi en güç olan yapılar olarak nitelendiriyorlar. Robin Wright bu grupların bir zamanlar Cihadçı gruplar -ki artık eskisi kadar popüler değiller, tarafından tutulmuş olan politik kadroları ele geçirmeye ve yeni mecralarda fikirlerini yaşama dökmeye başladıklarını düşünüyor. YazarThe New York Times gazetesinde yer alan makalesinde “bazı İslamcılar diğerlerine nazaran batı çıkarlarına ve değerlerine karşı daha büyük tehlike teşkil etmekte. Selefiler azınlık ve kadın hakları konusunda en hoşgörüsüz hareket” diyor.
ARAPLAR’IN SELEFİLERE BAKIŞI
Öte yandan Mısırlı yazar Mustafa Salama ise Arap coğrafyasının bakışını yansıtıyor. Salama bu yöndeki şüpheleri reddediyor ve ekliyor “ bu hareketin farkı; parçalanmış olması, merkezi bir organizasyonunun mevcut olmamasıdır. Selefiler arasında farklı ideoloji ve tezler mevcuttur. Dahası Selefi olmak belli bir kalıp içerisinde politik referanslara sahip olmak demek değildir. Bu kişileri bir araya getiren yegâne şey Peygamber Aleyhissalatuvesselam’ın getirdiği saf ve arı dine dönüş arzusu olagelmiştir. Bu onların demokrasiye veya özgürlüğe karşı oldukları anlamına gelmez. Mısır devrimi esnasında Sina’daki ve daha başka yerlerdeki Kiliseler Selefilerce yağma ve hırsızlıktan korundular. Ancak bu gerçek hiçbir batı medya organında yayınlanmadı.”