Neler Oluyor

KORKANLAR – KORKUTANLAR

By Nisan 9, 2014 Ocak 11th, 2019 No Comments

Bugün Türkiye’de yaşanan çatışmanın temelini birbirini besleyen iki kavram oluşturuyor. Korkmak ve korkutmak. Korkan bir yandan korkuturken, korkutan da diğer yandan korkuyor aslında. Peki korkan kim, korkutan kim? Korkan da korkutan da (sivil-asker) devleti yönetenler. Korkan da korkutan da bu devletin vatandaşları.

Celal ÇETİN (22 Ocak 2010)

Türkiye Cumhuriyeti Devleti son 50 yılda çok önemli kırılmalar yaşadı. 1946 seçimleri kırılmaydı. 60 darbesi bir başka kırılma. Derken askeri-sivil darbeler, uyarılar, demokratikleşme çabaları eşliğinde irili ufaklı bir sürü kırılmalarla 2002’ye gelindi. AKP iktidarı bir başka kırılmayı oluşturdu. Ama bu kırılmanın sarsıntısı diğerlerine göre çok daha şiddetliydi. Çünkü diğer kırılmalarda boşalmayan enerji, bu kırılmayla boşaldı.

AKP iktidarı ile birlikte tüm korkular, korkanlar ve korkutanlar açığa çıktı. Çıkmakla kalmadı ölümüne bir hesaplaşma başladı.

Devleti yönetenler korkan ve korkutan dedik. Korkuyor. Çünkü üzerine düşen görevleri yerine getirmediğinin farkında. Bunun suçluluğunu taşıyor. Bugüne kadar devletin yönetimden anladığı, “devlet babadır, vatandaş da evlat. Evlat babaya tabi olmak zorundadır” mantalitesiydi. Ama gün gelip evlatlarının kendisinden hesap soracağının da farkındaydı ve bunun korkusuyla yaşadı. Otoriter bir baba gibi davranma yolunu seçti ne yazık ki. Yani korkutma yöntemini.

Vatandaşlar korkan ve korkutan dedik. Vatandaşlar her ne kadar devlet babadan taleplerde bulunma cesaretini gösterse de, “bu devlet babadır. Sağı solu belli olmaz” korkusunu hissettiler içlerinde. Öte yandan artan cesaretleri ile devlet babayı korkutmaya başladıklarının farkındalığı hoşlarına gitmişti. Bir anlamda kendi içlerinde bir çelişki halinde oldular.

Sadece iç dengeler olsaydı sorun aşılabilirdi. Ancak dış dengelerin müdahil olmasıyla korkanların da korkutanların da korkuları nitelik değiştirmeye başladı. Laik ve demokratik bir sistemi savunanlar inançlı insanlardan korktu. İnançlı insanlar bu kesimlere düşman oldu. Dini ayrışma etnik ayrışmayla beslendi. “Ben Türk’üm” diyenler, Kürt vatandaşlarımızdan uzak durmaya başladı, “Ben Kürt’üm” diyenler Türk vatandaşlarını düşman belledi. İş öylesine çığırından çıktı ki, Türk-Kürt ana başlığı Alevi-Sünni Türk, Alevi-Sünni Kürt altbaşlıklarına indirgendi.

Ve gelinen noktada korku gerilimi iki noktada birikti.

1- 2002 kırılmasını yaşatan AKP demokrasi adına mücadele ettiği kesimlerden hala korkuyor. O kesimler AKP’nin izlerinin kalıcı olmasından korkuyor.

2- Toplumun ekseri çoğunluğu “demokratik haklar” adıyla sunulan taleplerin “ülkeyi parçalamaya götüreceğinden” korkuyor. Bu taleplerde bulunanlar dış desteklerinin kesilmesi durumunda başlarına geleceklerden korkuyor.

Bu korkuların hepsi doğru. Ama ne o taleplerde bulunanlara, ne onların arkasındakilere kızmaya hakkımız var. Devlet babadan korkmayan ama ona saygılı, bağlı evlatlar yetiştiremezseniz, birileri gelir o evlatlara babalık yapar.

Devlet baba babalığını eksiksiz yaptığı, sevgisini gösterdiği, evlatları arasında ayrım yapmadığı sürece korkmaz.

İşte o zaman devlet baba gerektiğinde otoritesini gösterme hakkına sahip olur.

İşte o zaman evlatları o babanın gölgesi altında yaşamaktan mutlu olur.

İşte o zaman evlatlarının taleplerini çekinmeden karşılar devlet baba. Bilir ki evladı kendisine zarar verecek bir talepte bulunmaz.

Bulunuyorsa art niyetlidir ve “gereği işte o zaman yapılır.”

Türkiye’nin böylesi bir devlet babalığa ihtiyacı var. Bu babalığa talip bir siyasi oluşum gerekiyor. Geçmişin demokratik, siyasi mirasını taşıyacak, evladının hassasiyetlerini bilecek, devletin temel felsefesine sahip çıkacak bir siyasi oluşum. Var mı böyle bir oluşum? Aslında var da, kendileri farkında mı bilemem…