Cumhurbaşkanlığına seçilen Recep Tayyip Erdoğan, üç önemli konunun kendi çizdiği yol haritasına bağlı kalınarak çözümü için yine kendisine bağlı olacağına inandığı bir başbakan atadı ve 62. hükümeti kurdu. Cumhurbaşkanının çözmek istediği konular: Ekonomi, çözüm süreci, paralel yapıyla savaş, anayasayı değiştirerek başkanlık sistemine geçmek.
Celal ÇETİN
Uzmanlara göre Davutoğlu hükümeti neredeyse imkansız bir denge kurmak zorunda kalacak. Davutoğlu, bürokrasi ve cumhurbaşkanı arasındaki ilişkiyi yönetmek, partide otoritesini kabul ettirmek ve gelecek yılki genel seçimlerde başarılı olmak zorunda.
EKONOMİ
Ekonomi politikalarında son dört yıllık dönem ortalaması olarak büyüme yıllık yüzde 2-2,5 seviyesine gerilirken, cari açık kronik hale geldi ve GSMH’nin yüzde 7-10 aralığında kalmaya devam ediyor. Türkiye büyüyemediği halde “yüksek cari açık” vermeye devam ediyor ve bunun sonucu olarak yüksek tutarlarda kısa vadeli dış borçlanmayı sürdürüyor. Yurt-içi tasarruflar beşinci yıldır düşmeye devam ediyor. Yatırımlar, özellikle özel kesim yatırımları üçüncü yıldır negatif eğilimde kalmaya devam ediyor.
Temel göstergeler ile bakıldığı zaman, ekonomide özellikle son üç yıldır yaşanan dar-boğazın kritik göstergeleri sürdürülebilir değil. Ekonominin yolunda gittiği, faizlerin düşürülmesi gerektiği çok söylendi. Merkez Bankası bir süre bu gösteriye katıldı. Şenlik kısa sürdü. Merkez Bankası artık gerçekleşen aylık makro ekonomik göstergeler konusunda pek konuşmuyor. Değerlendirme yapmıyor.
KAYNAĞI BELLİ OLMAYAN DÖVİZ
2014 yılının ilk yarısında cari açık 24 milyar dolar olmuş. Açığın finansmanı için 6.4 milyar dolarlık “net hata ve noksan” kaleminden, “kaynağı belli olmayan” döviz girişi gerçekleşmiş. Kaynağı belli olmayan döviz girişinin bu büyüklüğe ulaştığı dönemler çok nadir görülmüştür. Şimdi o dönemlerden birindeyiz.
Cari açık dördüncü yıla doğru, orta vadeye giderken Gayri Safi Milli Hasıla’nın yüzde 7-10’u düzeyinde seyretmeye devam ediyor. Ekonomi son üç yıldır Türkiye’nin yumuşak karnı, ekonominin yumuşak karnı ise “cari açık.” Büyüme yavaşlarken cari denge açısından bir değişme olmuyor, yüksek düzeyini koruyor.
Cari açık ile birlikte yüksek enflasyon da sürüyor. Hükmet ve Merkez Bankası için son ümit Temmuz ayı aylık enflasyon sonuçları idi. Temmuz ayı göstergeleri de artışın sürdüğünü belgeledi. Uzun dönemdir yıllık enflasyon yüzde 10 düzeyinde seyrediyor. Merkez Bankası’nın hedefi yüzde 5-6.2 arasında idi. Neredeyse bir katı düzeyinde.
Son gösterge 2014 büyümesine ilişkin. Bugüne kadar belli olan sadece birinci çeyrek göstergesi. İkinçi çeyrek (Nisan-Haziran) Eylül ayının ilk yarısı içinde açıklanacak. Ancak açıklanan aylık sanayi üretimi verileri ikinci çeyrekte yavaşlama yaşandığına işaret ediyor. Bu çeyrekteki büyüme yüzde 4’e ulaşamayacak. 2014 ilk yarı yılında yüzde 3’te kalabilir.
Diğer göstergelerle uzatılabilir ancak bu üç temel gösterge yeterince açıklayıcı. Göstergelere göre Türkiye’nin son üç yıldır bir eğik düzlem üzerinde aşağı yönlü hareketi devam ediyor. Son üç yıldaki bu hareket Türkiye için sürekli ve hızlı büyüyen kısa vadeli dış borç biriktiriyor.
DEVLETİN İÇ BORCU 3 KAT ARTTI
13 yıl içinde Türkiye’nin iç ve dış borcu borcu üç katınına çıktı. İç borç 155 katrilyon liradan 436 katrilyon liraya yükseldi. Dış borç 130 milyar dolardan 387 milyar dolara çıktı. Türkiye’de yaşayan vatandaşların dış borcu 1.963 dolardan 5.103 dolara yükseldi.
AKP döneminde 52 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı. Vatandaşın bankalara borcu bu dönemde 4 milyar dolardan 160 milyar dolara çıktı. 13 yılda Türkiye’nin cari açığı 83 kat artarak 626 milyon dolardan 52 milyar dolara çıktı. Büyüme oranı yüzde 6,2’den yüzde 3’lere düştü.
Uluslararası finans piyasalarındaki daralma, ABD Merkez Bankası’nın piyasalardan dolar çekmesi, ve faizleri beklenenden erken arttırması TL’ye değer kaybettirebilir.
Avrupa’daki ekonomik kriz gibi etkenlerin Türk ekonomisini etkilemesi bekleniyor. AKP hükümetini korkutan en büyük gelişme, Türkiye’de ekonomik krizin başlaması ve ekonominin kırılganlığının artması.
Uluslararası gelişmeler bu kırılganlığı daha da artırabilecek durumda. Suriye ve Irak’taki gelişmeler canımızı daha da yakacak. Ukrayna’daki gelişmeler ve Avrupa ekonomilerindeki toparlanmadaki tekleme işaretleri ihracatı olumsuz etkileyebilecek faktörler. ABD’de parasal genişlemenin sona ermesi ve faiz artışının gündeme gelmesi, Türkiye’ye zaten soğuk bakan sıcak parayı etkileyecek gelişmeler.
Ekonomideki kırılganlıklar ve dış gelişmeler, çok ihtiyatlı ekonomik politikalar izlemeyi gerektiriyor. Ama Türkiye’deki siyasi durum, buna izin vermeyecek gözüküyor. Siyasi iktidar ekonomide ihtiyatlı olmayı değil, büyüme hızını artırma çabalarını, gösterişli yatırım ve harcamaları tercih edecektir. Tüm bunlar hem siyasi, hem ekonomik risklerin artmasını doğurur.
Türkiye’de ekonominin krize girmesi, 2015’te yapılacak milletvekili seçimlerinde AKP iktidarına oy kaybettirecektir. Bu nedenle yeni hükümette Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan’ın görevine devam etmesi, hükümetin bugüne kadar izlediği ekonomi politikalarını sürdüreceğini gösteriyor.
PARALEL YAPIYLA MÜCADELE
Yeni hükümetin Gülen Cemaati ile başlatılan savaşı sürdüreceği görünüyor. Erdoğan’ın “paralel yapıyla” savaşını kişiselleştirdiği ve kendisine yönelik bir darbe girişimi olarak kabul ettiği biliniyor. Bu savaşta Erdoğan en çok İçişleri Bakanı Efkan Ala ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a güveniyor. Cemaate yönelik ekonomik ve siyasi operasyonların yasal düzenlemelerini Efkan Ala yaparken istihbari çalışmaları Hakan Fidan yürütüyor. Cemaatin etkili olduğu HSYK’da (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) AKP istediği kararları aldıramıyor. Bu nedenle 19 Ekim’de yapılacak olan HSYK seçimleri çok önemli kabul ediliyor. Bu seçimlerde HSYK’daki cemaatçi üyelerin temizlenmesi bekleniyor.
Türkiye’de cemaatin eski gücüne kavuşması mümkün görünmüyor. AKP’nin ve Erdoğan’ın “paralel yapıya” savaş açması kadar, ABD’nin cemaatle olan ilişkilerini alt düzeye indirmesinin de etkisi var. Uzmanlara göre ABD ve Batı Erdoğan ve AKP hükümeti ile bir süre daha çalışmak istiyor ve cemaatle ilişkilerini askıya alarak Erdoğan’ı destekliyor.
ÇÖZÜM SÜRECİ
Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı döneminde de önem vereceği en önemli konu, PKK ile yürütülen çözüm süreci olacak. 10 Ağustos’ta yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasından sonra akşam saatlerinde yaptığı kısa konuşmasında çözüm sürecinin süreceği mesajı vermesi dikkat çekti. Bu mesajla çözüm sürecini devam ettireceğini açıkladı.
Erdoğan’ın çözüm sürecini Başbakan Yardımcısi Bülent Arınç ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile sürdürecek. Oslo görüşmelerinden itibaren PKK ile yapılan pazarlıkları MİT üzerinden sürdüren Erdoğan’ın yeni dönemde PKK’nın talepleri doğrultusunda yasal düzenlemeleri tamamlaması bekleniyor.
Abdullah Öcalan’ın son taleplerinin hükümetin yasal düzenleme paketinde de yer alması, bu dönemde PKK’ya yasal zemin hazırlanacağını gösteriyor. Çözüm sürecine ilişkin yol haritasının belirlenmesi Eylül’ün sonuna ertelenirken, kulislerde, öncelikle Abdullah Öcalan ’ın bazı taleplerine yönelik adımlar atılacağı iddiası konuşuluyor.
İmralı ile devlet heyetinin mutabakata vardığı konular, HDP heyeti aracılığı ile Kandil’e aktarıldı. Müzakere aşamasına geçilirken Öcalan’ın koşullarının düzeltilmesi ve kendisine yardımcı olması amacıyla İmralı’da bir sekreterya oluşturulması istendi ve talep hükümet tarafından kabul edildi.
Suriye’de ve Irak’ta büyüyen IŞİD tehlikesi PKK’nın elini güçlendirmiş durumda. Kuzey Irak’ta peşmergelerin IŞİD teröristleri karşısında yetersiz kalması üzerine PKK peşmergelerin yanında IŞİD’e karşı savaşmaya başladı. Bu durum ABD ve Batı için olumlu kabul ediliyor. PKK bölgede IŞİD benzeri radikal İslami terör grupları ile savaşan ve demokrasiyi koruyan örgüt konumuna geldi. IŞİD sayesinde PKK kendisine siyasal zemin buldu ve meşruiyet (yasallık) kazandı.
PKK’nın elini güçlendirmesi ile Erdoğan’ın ve AKP’nin eli zayıfladı. Irak’ta, Suriye’de güç kazanan, ABD ve Batı tarafından desteklenen PKK bundan sonra daha güçlü olacak ve AKP çözüm sürecinde PKK’nın taleplerini kabul etmek zorunda kalacak.
Başbakan Davutoğlu’nu zorlayacak sorunlardan biri de Güneydoğu’da çıkan şiddet olaylarının PKK’yla barış sürecini riske atma ihtimali.
DIŞ POLİTİKA
Türkiye’nin önündeki bir diğer ciddi sorun dış politika alanında yaşanıyor. Suriye ve Irak’ta devam eden istikrarsızlık ve IŞİD tehlikesi Türkiye’yi etkiliyor. Sayıları 1.5 milyonu bulan Suriye’yi sığınmacılar Türk ekonomisin olumsuz etkilerken şehirlerde güvenlik sorunları çıkmaya başladı. Suriyelilere karşı saldırılar artıyor.
AKP hükümetinin IŞİD’e ve Suriyeli muhaliflere silah desteği sağladığı iddiaları devam ediyor. IŞİD teröristlerinin Türkiye içinde örgütlenmesi, istedikleri zaman rahat girip çıkmaları ve Türkiye’den katılımların sürmesi ileride tehdit olarak kabul ediliyor. 49 Dışişleri Bakanlığı çalışanının hala IŞİD’in elinde esir tutulması, Türkiye içinde terör faaliyetlerine başlama tehditleri nedeniyle AKP köşeye sıkışmış gibi görünüyor.
ABD’nin IŞİD’e karşı olası bir kara savaşında kendi askerini kullanmak istemediği, Türk ordusunu kullanmak isteyebileceği belirtiliyor. Böyle bir durumda AKP’nin buna itiraz edemeyeceği ve IŞİD’le savaşmak zorunda kalacağı, IŞİD’in de Türkiye’de eylemlere başlayacağı söyleniyor. IŞİD özellikle Suriye ve Irak sınırında Türkiye’ye karşı eylemlere başlarsa Türk askeri ile birlikte PKK’nın da IŞİD’le savaşabileceği belirtiliyor. Çünkü IŞİD’in hakimiyet kurmak istediği bölgeler, PKK’nın etkili olduğu bölgeler arasında bulunuyor. PKK bölgesini korumak için IŞİD’le savaşa girebilir.
Çözüm sürecinin tamamlanması, IŞİD tehlikesi gibi faktörler AKP ve Erdoğan ile ABD arasındaki ilişkileri yeniden güçlendirmiş görünüyor. Ayrıca ABD’nin Kürt yapılanması IŞİD sayesinde kolaylaşıyor.
Washington Enstitüsü’nün Türkiye ve Yakın Doğu uzmanı Soner Çağaptay’ın “Son günlerde Türkiye, Özerk bir Kürdistan fikrine artık hiç de uzak görünmüyor. IŞİD ZORLAMASI sonucu, Türk Kürt ekseninin doğması çok yakın gibi…. IŞİD sayesinde Ankara ile Irak Kürtleri hayli yakınlaştı, Musul Konsolosu ve konsolosluk görevlilerinin kaçırılması, Ankara- Erbil ittifakını sağlamlaştırdı” sözleri, önemli kabul ediliyor.
Uzmanlara göre Ortadoğu’da IŞİD, Türkiye için Irak’daki bağımsız bir Kürdistan’dan daha büyük bir tehlike. Bu tehlike Suriye ve Irak’daki Kürtlerle Ankara’yı ittifaka sürükleyecek. Suriyeli Kürtler ile Ankara’nın arası açık ama Suriye’deki Kürtler PKK ile birlikte IŞİD’e karşı birlik oluşturabilirler. Ankara’nın gerek ekonomik gerek güvenlik açısından Irak’daki Kürt bölgesi ile ittifaka ihtiyacı var. Dolayısıyla Türkiye acilen kendi Kürtlerinin gönlünü yapmalı!
Ayrıca mart seçimlerinde yüzde 43 alan Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı seçimi için yüzde 6,5 oyu olan BDP ile çatışmak istemiyor.
Avrupa ile ilişkilerde ise soğukluk devam ediyor. Avrupa Birliği üyeliği süreci tıkanmış durumda. Ancak Erdoğan için Avrupa Birliği önemli değil, ABD ile ilişkilerin sürdürülmesi daha önemli olarak kabul ediliyor.
Uzmanlara göre önümüzdeki süreçte AKP bölgede ABD ve İsrail’le birlikte hareket edecek ve Suriye, Filistin gibi konulardaki politikalarını yeniden düzenleyecek. Bu çerçevede Filistin’de Hamas’la ilişkilerini azaltırken Suriye’de Esad rejimi ile yeniden ilişki kurabilir.
Uzmanlara göre Türkiye komşu Irak ve Suriye’de bir “güvenlik kabusuyla” karşı karşıya bulunuyor ve bu kabusun sorumlusunun kısmen Davutoğlu olduğuna inanılıyor. 2009’da Dışişleri Bakanı olunca “komşularla sıfır sorun” politikası izlemeye başladı. 2011’de Ortadoğu’yla ticarette patlama yaşanıyordu. Arap Baharı iyimserliği sürüyor ve İstanbul’daki konferans salonlarında ‘Türk modeli’ yankılanıyordu. Türkler’in yüzde 70’i Davutoğlu’nun başarılı olduğunu düşünüyordu. Suriye’deki başarısız Esad karşıtı ayaklanmayı destekleyen Türkiye’nin sınırlarında 49 Türk’ü rehin tutan IŞİD örgütü büyük topraklar elde etti. İsrail, Suriye ve Kahire’yle ilişkiler de korkunç durumda.
İÇ POLİTİKA
28 Ağustos’taki yemin töreninden sonra, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı makamında sahip olduğu yetkileri sonuna kadar kullanması ve nüfuzunu, kendi eliyle belirlediği “uysal bir başbakan” üzerinden genişletmesi bekleniyor. Erdoğan’ın hırslı tutkularının gerçekleşeceği garanti değil. Yaptığı değişikliklerin kalıcı olması için anayasal değişiklik gerekli ve bunun için de kendisi ve İslamcı kökenli AKP’sinin gelecek senenin genel seçimlerinde meclis çoğunluğunu artırması gerekiyor.
Türkiye Davutoğlu hükümeti ile yeni bir tartışma ve gerilim sürecine girdi. Davutoğlu’nun özellikle de 2015 seçimlerinde başarısız olması durumunda partinin diğer ağır toplarıyla karşı karşıya gelebileceği vurgulanıyor. Ancak cumhurbaşkanlığını Erdoğan’a devreden Abdullah Gül’ün önünün kesildiği ve tehlike olmaktan çıkarıldığı biliniyor. Eski hükümette Cemaatçi olduğu bilinen bazı bakanların yeni hükümete alınmaması ve Beşir Atalay, Bülent Arınç, Cemil Çiçek gibi AKP’de etkili olabilecek isimlerin de etkisizleştirildiği görülüyor.
Uzmanlara göre Erdoğan 2015’teki seçimlere kadar parti üzerindeki etkiliğini sürdürecek. 2015’te AKP’nin başarı kazanması ve anayasayı tek başına değiştirebilecek güce ulaşması Erdoğan için çok önemli. Böylece hem çözüm sürecini daha kolay sürdürebilmek ve istediği başkanlık sistemine ulaşabilmek için anayasayı değiştirebilir. Bu hedeflerine ulaşmak için AKP’yi yönetmeye devam etmek istiyor. Kendi yönetimindeki AKP’nin 2015 seçimlerinde başarılı olacağına inanıyor.
Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçildikten sonraki balkon konuşması tarafsız ve partiler üstü bir cumhurbaşkanından çok bir parti başkanı konuşması şeklindeydi. Erdoğan bu konuşmada muhalefeti eleştirmekten ve yer yer küçümseyen bir dil kullanmaktan vazgeçmedi. Gülen cemaatine ilişkin söyledikleri ise cemaati destekleyen işadamlarının sıkıntılara muhatap olabileceklerinin işareti olarak da anlaşılabilir. Bir yandan daha önceki balkon konuşmalarında da duyduğumuz gibi 77 milyonun cumhurbaşkanı olacağım derken, öbür yandan biz ve bize karşı olanlar gibi ayrımlarla konuşmaya devam etti.
Asıl önemlisi Erdoğan’ın yasal sistemi de zorlayarak partili bir cumhurbaşkanı ve fiili bir başbakan gibi çalışmak istemesi. Bu durum siyasi gerilimleri daha da artıracak çok önemli bir faktör. Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı makamından hem hükümeti hem de AKP’yi yönetmeye devam etmeye çalışması, sistemin dengelerini sarsacak bir tehdit. Bu durum başlıbaşına uzun sürecek siyasi gerilim ve belirsizliklerin kaynağı olacaktır.
Haziranda veya belki de daha önce yapılacak genel seçimler, bu gerilim ve belirsizlik koşullarını daha da şiddetlendirecek. Önümüzdeki genel seçimler tüm partiler açısından hayati önem taşıyacak. AKP’nin mümkünse anayasa değiştirecek çoğunlukla seçimi kazanması, hem parti için hem de Erdoğan için büyük önem taşıyor. Seçimler, CHP ve MHP için ayakta kalma meselesi haline gelebilecek. HDP-BDP açısından barajı aşma ve Meclis’e çok daha fazla sandalye ile girerek daha güçlü bir siyasal aktör haline gelmek büyük önem taşıyacak.
Türkiye’de Bir yandan fiili başkanlık uygulamaları ile anayasal sistem ve siyaset zorlanırken diğer yandan bütün partiler açısından çok kritik bir sürece giriliyor. AKP’nin önümüzdeki genel seçimlerde yüzde 45’in altında kalması durumunda ise Erdoğan’ın planları başarısız olabilir:
1- Erdoğan’ın tek başına anayasayı değiştirerek başkanlığı anayasal çerçeveye oturtma ihitmali ortadan kalkar.
2- Bir zamanlar cumhurbaşkanları Özal’la Demirel’in başına gelen Erdoğan’ın da başına gelir ve partisi üzerindeki kontrolünü kaybeder.
3- Seçim sonrası CHP ile MHP arasında bir koalisyon hükümeti kurulabilir. Bu durumda Erdoğan cumhurbaşkanlığında yalnız kalabilir.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aldığı yaklaşık yüzde 52 oranındaki oy, sağlıklı bir sonuç gibi görünse de, anketlerde tahmin edilenden düşük bir orandı. Nitekim bazı analistler, Erdoğan ve partisine verilen desteğin düşüşe geçmeye başladığını söylüyor. Ayrıca Erdoğan, Anadolu’daki muhafazakârlar arasında hala popüler olsa da, ona bir zamanlar destek veren çok sayıda liberal ve laikler haklı sebeplerle soğumuş durumda.
Anlaşıldığı kadarıyla Erdoğan “sistem sorunu ve sistem tartışması” yaratarak kafaları karıştırmaya, yeni müttefikler aramaya çalışacak. Toplum ve muhalefet üzerinde baskıyı artırabilir. Ancak Erdoğan’ın eskisi kadar etkili, geçmişte zaman kazanmaya yönelik uygulanan “liberal, neo-liberal” dayatmacılığının artık başarılı olmayacağı söyleniyor.
Eğer Erdoğan, iktidarını daha da güçlendirmekte başarılı olursa, Türkiye’nin hali hazırda çalkantılı olan demokrasisi her zamankinden de belirsiz bir sürece girecek. Ayrıca en az 2015′teki genel seçimlere kadar sürmesi beklenen siyasi belirsizliklere yol açacak. Bu, Türkiye’nin gittikçe kontrol dışına çıkan Orta Doğu’da dengeleyici bir rol oynamasını bekleyen ABD veya diğer ülkeler için hayal kırıklığı derinleşebilir.
Erdoğan ve AKP bu politikaları takip ederken iç muhalefeti parçalamak için yeni stratejiler gelişteribilir. CHP’deki kurultay sonucu önem kazanıyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkanlığa seçileceği belirtiliyor. Kılıçdaroğlu’nun yeniden seçilmesi durumunda CHP’de karışıklık devam edebilir. İçi karışık bir CHP’nin sağlıklı muhalefet yapamayacağı biliniyor ve bu durum Erdoğan’a puan kazandırıyor.
MHP’nin durumu farklıdır. Parti içinde muhalifler olsa da CHP gibi isyan boyutunda muhalefet olmaz. Bu nedenle Devlet bahçeli’nin olağanüstü kurultaya gitmeyeceği belirtiliyor.
CHP’de Kılıçdaroğlu’nun yeniden seçilme ihtimali, Bahçeli’nin olağanüstü kurultaya gitmeyecek olması muhalefete olan güveni sarsıyor. CHP ve MHP’nin AKP ve Erdoğan’a yeteri kadar muhalefet yapmadığına inanan muhalif seçmen, kendi partilerini eleştiriyor. Muhalif seçmenin bölünmesi ve partilerine güvensizlikleri de Erdoğan’ın gücünü artırıyor.