Uluslararası strateji uzmanlarına göre IŞİD terör örgütünü kullanan ABD, İngiltere ve İsrail hedeflerine ulaştı. Tahminlerin ötesinde hızla büyüyen, güçlenen ve etkinliği artan IŞİD’in daha fazla güçlenmesi ve kontrolden çıkarak yerelleşme ihtimali ile bu üç ülkeyi rahatsız etmeye başladı. Bu nedenle IŞİD etkisi kontrol altında tutabilmek için hava saldırıları düzenlenirken lideri Bağdadi de yok edilmek isteniyor.
Celal ÇETİN
Saddam Hüseyin’in devrilmesiyle Irak’ın hala toparlanamadığı görülüyor. Ülkede aynı sınırlar çerisinde barış içinde yaşayamayan halklar bütünü ortaya çıktı. Ne Saddam döneminde, ne de daha önce Irak’ta bir ulus devlet inşa edilebildi. Saddam döneminde güç kullanılarak birlikte tutulan halklar parçalanmaya başladı. Geriye kala kala Şii, Sünni, Kürt gibi alt kimlikler kaldı. Saddam sonrası ABD işgali sonrasında onların baskısıyla bunlar bir arada tutulmaya çalışıldı ama Amerika’nın da çekilmesiyle egemen devletin göstermesi gereken “ülkeyi birlikte tutma” refleksi gösterilemedi. Dolayısıyla bugün Irak’ta egemenlik parçalanmış durumda.
IŞİD dediğimiz yapının ortaya çıkması tam da Irak’ın bu parçalanışının bir sonucudur. Amerikalılara karşı en fazla direniş gösteren kesim Sünniler’di. Saddam giderken elindeki tüm varlıkları aşiretine ve Sünni kesime dağıttı. Tikriti grubu Saddam’ın aşiretidir.
IŞİD’İN ARKASINDAKİ GÜÇ ABD Mİ?
IŞİD’e dışarıdan destek olan ülkeler arasında Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan’ın adı geçiyor. IŞİD’in daha çok Suudi ve Katar’la bölgesel ve doğrudan ilişkileri, işbirlikleri var. Katar ve Arabistan Türkiye’nin bölgede en büyük müttefikleri, ancak aynı zamanda bölgede süper güçlerin en büyük müttefiki olmak için de rakip halindeler ve Mısır’da, Tunus’da, Libya’da olduğu gibi Suriye ve Irak’ta da birbirleri ile rekabet etmekten çekinmiyorlar.
NSNBC, eski Lübnan Başbakanı Sa’d Hariri’ye yakın kaynaklara dayandırdığı haberinde, IŞİD Irak’taki son saldırılarının ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nde planlandığını öne sürdü.
Suudi-Lübnanlı milyarder Saad Hariri’ye yakın bir kaynak, IŞİD tugaylarının Irak’ı bölmek, Suriye’deki çatışmaları büyük bir Ortadoğu savaşına çevirmek ve İran’ı sarsmak için kullanılmasına yakılan yeşil ışığın, Kasım 2013’te Türkiye’de toplanan Atlantik Konseyi’nde kapalı kapılar ardında verildiğini belirterek Ankara’daki ABD büyükelçiliğinin operasyonun merkez üssü olduğunu ekledi.
Suudi-Lübnanlı multi-milyarder ve eski Lübnan Başbakanı Saad Hariri’ye yakın, ‘güvenilir bir kaynak’, isminin verilmemesi şartıyla konuşarak, IŞİD tugayları ile birlikte Irak’a karşı yapılan savaşa yakılan son yeşil ışığın kapalı kapılar ardında, İstanbul, Türkiye’deki Atlantik Konseyi Enerji Zirvesi’nin kapsamında, 22-23 Kasım 2013’te verildiğini söyledi.
Habere göre Suudi Arabistan kraliyet ailesinin önde gelen isimlerinden Prens Abdurrahman el-Faysal operasyonu finanse ediyor ve komuta yapısının bir kısmından sorumlu bulunuyor; ancak operasyonun merkez üssünün ABD’nin Ankara’daki Büyükelçiliği olduğu belirtiliyor.
Gazeteci yazar ve stratejik risk danışmanı William Engdahl da, IŞİD’in bir CIA/NATO projesi olduğunu söylüyor. Engdahl, IŞİD’in 2012’de Ürdün’ün Safavi kentindeki bir CIA-Özel Kuvvetler eğitim kampında eğitilmeye başlandığını ve bu kampın ABD, Türk ve Ürdünlü istihbaratçılarca yönetildiğini iddia ediyor.
Safavi kenti Ürdün’ün kuzeyindeki çöllük bölgede hem Irak, hem de Suriye’ye yakın bir yerde.
Bu kampın finansmanını ise Suudi Arabistan ve Katar üstleniyordu.
Engdahl’a göre IŞİD militanlarının önemli bir kısmı Türkiye’den geçiyordu. Çeçen ağırlıklı teröristlerin çoğu, Gürcistan’ın Vale geçidinden, Türkiye tarafındaki Türkgözü köyü üzerinden Suriye ve Irak’a kadar gönderiliyordu.
Profesör Michel Chossudovsky de 2 Temmuz’da Global Research sitesinde yazdığı makalesinde, IŞİD’in kurmak istediği “Sünni Halifelik” projesinin aslında ABD planı olduğunu açıkladı.
Chossudovsky, ABD Başkanı Barack Obama’nın sürekli IŞİD üzerinden dillendirdiği ve son olarak izin vermeyeceğiz dediği “Sünni halifelik” projesinin Irak’ın üçe bölünmesi için çok önceden, 2004 yılında Bush yönetimince tasarlandığını” yazdı.
Suriye için kurulan ancak başarısız olan IŞİD, ABD ve İsrail tarafından bu kez Irak’a yönlendirildi. Irak’ta Şii Başbakan Maliki’den şikayetçi Sünni siyasetçilerin (Recep Tayyip Erdoğan yönetimi ile sıkı ilişkeleri olan Nuceyfi, Haşimi, Allavi gibi) desteğiyle kısa zamanda alan kazandı.
ABD, kurdurduğu ve desteklediği IŞİD’e neden hava saldırısı düzenliyor? Aslında düzenler gibi yapıyor. Kobani’ye saldıran IŞİD’in bu kadar yoğun bombardıman sonucu geri çekilmesi gerekirken kentin yüzde 80’ini ele geçirdiği iddia ediliyor.
Uluslararası strateji uzmanlarına göre IŞİD’i kullanan ABD, İngiltere ve İsrail hedeflerine ulaştı. Tahminlerin ötesinde hızla büyüyen, güçlenen ve etkinliği artan IŞİD Ortadoğu’da kurulması planlanan Büyük Kürdistan’ın taşlarını döşüyor.
IŞİD KALICI OLMAYA ÇALIŞIYOR
Uzmanlar IŞİD’in en önemli stratejilerinden birinin petrol ve doğalgaz yatakları ile boru hatlarını ele geçirmek olduğunu belirtiyorlar. IŞİD’in Irak’ta Türkmen bölgelerini ele geçirmesi, ardından Peşmerge’nin IŞİD’le savaşma gerekçesiyle Türkmen bölgelerine yerleşmesi ve IŞİD’in geri çekilmesi planlarını ortaya koyuyor.
IŞİD’in, Suriye ve Irak’taki enerji sahaları ve boru hatlarına saldırıları elinde haritalarla yaptığına dikkat çeken uzmanlar, “Kesinlikle kolay bir manevra değil bu. Sıradan teröristler Suriye, Irak çölünde petrol yataklarını, boru hatlarını bilmez. Bunlar, son derece bilinçli bir şekilde, ellerinde topoğrafik haritaları okuyan elemanlarla yapılan harekatlar” diyorlar.
Uzmanlara göre IŞİD, Irak’ta stratejik hamle yaptı ve Musul’u aldıktan 10 gün sonra, ilin güneyinde en zengin doğalgaz kaynaklarının olduğu Akkas’a ilerledi ve İran- Irak-Suriye arasındaki doğalgaz hattı inşaatının önünü kesti. Hat, Bağdat’a kadar geldi, Suriye’ye giriş yapacaktı ve bu hat çölün ortasında, kimsenin bulamayacağı bir yerdeydi.
IŞİD VE IRAK’IN GELECEĞİ
Bu örgütün Irak’taki ilerleyişinin karmaşık etkileri var. Her ne kadar ABD ve Batı’nın kirli planlarını gerçekleştirmek amacıyla kurulmuş bir örgüt olsa da Rusya’nın IŞİD’e yönelik özel bir endişesinin olduğu görülüyor. Çünkü kendi ülkesinde hatırı sayılır bir Müslüman nüfusa sahip ve IŞİD bu Müslüman nüfus içerisinde oldukça etkin durumda.
Bunun yanı sıra IŞİD’in başarılı olması Irak’ın da dağılması anlamına geliyor. Yeni ülkeler ortaya çıkacaktır. Bu devletlerin birbirine karşı talepleri ve anlaşmazlıkları olacaktır. Dolayısıyla bir istikrarsızlık durumu ortaya çıkacaktır. İkinci olarak ise IŞİD bir ideolojik yapı olarak ortaya çıkmıştır ve bu ideolojisini çevre ülkelere de ihraç etmeye çalışacaktır. Bu durumda yeni huzursuzluklar yaratacaktır. Unutmayalım ki İran rejimi de ilk kurulduğunda Türkiye dahil çevre ülkelere kendi ideolojisini ihraç etmeye çalışmıştır. Ayrıca IŞİD’in bir mezhep rengi var. Bu mezhep temelli oluşum, Irak’ın iç barışını zaten tehdit eden Maliki yönetimindeki Şii baskısına başka bir mezhep baskıcılığı ile cevap vermektedir. Dolayısıyla, IŞİD başarılı olursa, daha büyük mücadelelerin temeli atılacaktır. Bütün bu unsurlar bir araya konulduğu zaman IŞİD\’in bölgeyi istikrarsızlaştıran bir misyon yüklendiği de görülebilir.
Bu süreçte IŞİD’i temizleme görevinin, bağımsız Kürdistan pazarlıklarının uzantısı olarak Peşmergeye verilmesi çaresizlikten değil. Çünkü IŞİD’in Şiiler’i ve Suriye’deki Kürt yapılanmasını hedef alması Barzani yönetiminin işine geliyor.
KAZANANLAR-KAYBEDENLER
Sürecin kazananları:
1- Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi: Durumdan pay alacak en büyük kesim, Irak’taki yerini sağlamlaştıran ve Suriyeli soydaşları ile ilişkilerini iyileştiren Kuzey Irak Kürt yönetimi oldu. Şimdi Batı’dan ve belki de başka ülkelerden daha fazla silah desteği alarak orduları olan Peşmergeyi kat be kat güçlü bir askeri kuvvete dönüştürmenin yanısıra Suriye ve Türkiye’de kendisine rakip olabilecek PKK’yı ve onun Suriye uzantısı PYD’yi devredışı bırakıyor. Böylece Ortadoğu’daki Kürtler’in hamisi ve temsilcisi konumunu pekiştiriyor. Bölgedeki petrol yataklarının önemli kısmını da kontrolü altına alıyor.
2- Beşşar Esad: Rejim karşıtı güçlere yönelik dış destek her zaman kararlı olmaktan son derece uzaktı. Ama hilafet devleti ile aynı safta yer alan Suriyeli muhaliflerin sayısı azaldıkça, kısa vadede ortada destek namına pek bir şey kalmayacak. Destek mekanizması Esad rejimine yönelecek.
3- Rusya: Suriye Rusya için yaşamsal önem taşıyor. Akdeniz’e açılan stratejik kapı olan Suriye’yi ABD’ye kaptırmaya niyeti yok. IŞİD’i vekil tayin ederek bölgeyi dizayn etmeye çalışan ABD ve Batı’nın hedefleri arasında Rusya’yı bölgened uzak tutmak, İran’ı etkisizleştirmek var. Her iki ülke ortak tehditle karşı karşıya ve sessiz kalmaları beklenmemeli.
Sürecin kaybedeni: Türkiye ve Ortadoğu
IŞİD eliyle Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesi sürecinde kaybedenlerin başında Türkiye geliyor. Büyük Kürdistan Projesi’nin bir ayağını Türkiye’nin Güneydoğusu oluşturuyor. Türkiye ciddi anlamda bütünlüğünü koruma sorunu ile karşı karşıya kalabilir.
Kar-zararı henüz belli olmayan gruplar:
İran: Washington ve Tahran, hem Irak hem de Afganistan konusunda aynı tarafta olursa, ABD, nükleer enerji meselesinde İran ile uzlaşmaya yanaşmayabilir mi? İran’ın bu müzakereler kapsamındaki pozisyonu en azından pekişmiş oldu.
Hamas: İsrail, halihazırda Filistin ile ilgili tutumunu yeniden formüle etmesi için yoğun bir uluslararası baskı altında. Hilafet devletinin yarattığı tehlikelere vurgu yapılması, ilave bir baskı sağlar mı? Muhtemelen evet, ama İsrailliler ellerinden geldiğince zaman kazanmaya çalışacaklardır.
TÜRKİYE’NİN DURUMU
Türkiye’nin Ortadoğu politikası zaman içinde değişikliğe uğradı. AKP iktidara geldikten sonra daha çok Ortadoğu’nun muhtelif ülkeleri arasında eşit mesafede durma politikası izleyerek, onların arasındaki ihtilafların giderilmesine katkıda bulunarak başarılı bir yol izlemekteydi. Sonrasında Türkiye yavaş yavaş Ortadoğu’daki sorunlara taraf olmaya başladı. Özellikle de Arap Baharı adı verilen fakat “bahar” olmadığı sonradan anlaşılan gelişmeler başladıktan sonra Türkiye de böyle bir değişimi savunarak kendisinin bölgesel bir lider olacağı hayaline kapıldı. En son Suriye’de bir değişiklik beklenirken bu değişikliğin bir türlü gerçekleşmemesi Türk dış politikasının Suriye’ye dönük olarak başarısızlığa uğramasına yol açtı. Bu başarısızlığı gidermek için Türkiye, ne pahasına olursa olsun Esad’ı devirmek üzere radikal gruplar ile “hoşgörülü” bir ilişki içerisine girdi. Bu hoşgörülü ilişkinin ürünlerinden bir tanesi şu anda IŞİD olarak karşımıza çıkmış bulunuyor.
AKP esas itibari ile Ortadoğu’yu bildiğini iddia etmekle birlikte bilmiyor. Sadece “Müslüman olmanın Ortadoğu’yu bilmek için yeterli olduğu” yanlışına kapılan AKP, aşiret yapılarını, hassas aşiretler arası ilişkileri, inanç farklılıklarını ve inanç ile soyların iç içe geçmişliğini düşünmedi. Ve politikaları başarısız oldu.
Bölgesel ya da küresel düzeyde yaşanan ve Türkiye’yi bir şekilde ilgilendiren her gelişme sonrasında -özellikle 2010 yılından sonra Türkiye’nin Ortadoğu politikasını değiştirdiği belirtiliyor. Türkiye’nin Ortadoğu’daki gelişmelere müdahil olma siyasetini çıkmaza sokan bu yaklaşımın iki farklı yansıması oldu.
Türkiye AKP iktidarına kadar bölgede izlediği politikalar nedeniyle Soğuk Savaş dönemi alışkanlığıyla “bandwagoning (uluslarası siyasette zayıf devletlerin güçlü devletlerin yanında yer alması ve peşine takılması)” siyasetini benimsemekle eleştirildi.
AKP iktidarı ile birlikte Türkiye’nin bölge sorunlarına fazla angaje olduğu, Sünni temele dayalı mezhepçi bir siyaset izlediğine, sonrasında ise uluslararası terörizme destek verdiğine yönelik söylemler ve iddialar arttı. Soğuk Savaş şartlarını dikkate alan “bandwagoning” yaklaşımı Türkiye’nin özellikle Ortadoğu’da Batı siyasetine paralel bir tavır takınması ve bunun ötesinde bir siyaset geliştirmemesine yönelik bir argüman üzerine kuruludur. Halbuki Soğuk Savaş şartları ve Soğuk Savaş’ın kendine özgü istikrarlı ortamı geride kaldı. Yeni dönem, hiçbir ülkenin ne Amerika’nın ne de başka bir gücün etkisi altında kalarak kendi sorunlarıyla yüzleşmesine imkan tanımıyor. “Arap Baharı” ayaklanmalarının tam da Soğuk Savaş şartlarını sürdürme ısrarındaki ülkelerde yaşanmış olması tesadüf değildir. 1952’den itibaren Türkiye’nin çıkarlarını Batı ile hareket etmesinde görenler ile bunun tam karşıtı pozisyon takınanların eksen kayması gibi söylemlerle eleştirmesinin temel zemini, söz konusu olan “bandwagoning” yaklaşımıdır.
IRAK’TAKİ GELİŞMELERİN TÜRKİYE’YE VE AKP’YE ETKİLERİ
1- Her şeyden önce Türkiye için yanı başında kolaylıkla başa çıkamayacağı yeni bir güvenlik sorunu ortaya çıktı. Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği yeni bir aktör Suriye’de Rakka’dan Irak’ta Diyala’ya kadar geniş bir coğrafyada etkinlik alanını genişletti. Bu örgütün kendisinin ve uzantısı olan bazı yapıların geçmişte Türkiye’de gerçekleştirdiği terör eylemleri dikkate alındığında bu sorunun büyüklüğü anlaşılabilir.
15 ve 20 Kasım 2003 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşen El Kaide saldırılarının faillerinin bazıları Irak’ta yakalanmıştı. Bu yıl içinde örgütün Suriye’de faaliyet gösteren kısmının mensubu olan üç teröristin Türkiye’de güvenlik güçlerini şehit ettiği terör eylemi de unutulmamalı. Dolayısıyla, El Kaide ve benzeri yapılar sadece Irak ve Suriye için değil, aynı zamanda Türkiye için de bir güvenlik tehdidi. Üstelik, son dönemde örgüte Türkiye’den katılımlar olduğu da bilinen bir gerçek.
Kısacası IŞİD’in Irak’ta güçlenmesi ve Suriye’de ele geçirdiği yerlerle arasında bir bağ kurması uzun vadede Türkiye için Rakka’dan Diyala’ya kadar uzanan yeni bir güvensizlik üreten alan ortaya çıkarabilecek nitelikte.
2- Türkiye’nin Irak’ta en etkin olduğu ikinci bölge tamamen kontrolünden çıktı. Türkiye’nin Musul’a tarihsel ve stratejik bir ilgi duyduğu bilinen bir gerçek. Tüm tehlikelere rağmen Musul’da bulunan tek başkonsolosluğun Türkiye’ye ait olması da bunun bir göstergesi. Ayrıca Hadba Koalisyonu’nun oluşturulmasından başlayarak Türkiye Musul’daki en etkin bölgesel güç olma özelliğini taşıyordu. Musul Valisi Esil Nuceyfi’nin kardeşi olan Irak Meclis Başkanı Usame Nuceyfi ise Türkiye\’nin son yıllarda Mesut Barzani’den sonra Irak’ta en iyi anlaştığı lider olma özelliğini taşıyor.
Musul’un dünyanın en tehlikeli kenti olarak ilan edildiği yıllarda Türkiye, Musul’da pek çok siyasi faaliyetin içindeydi. Fakat Musul’un IŞİD’in eline geçmesiyle Türkiye’nin yıllarca büyük emeklerle kurmuş olduğu bu etkinlik bir anda ortadan kalktı. Bir yandan siyasi etkinlik kurduğu diğer yandan ekonomik ilişkileri geliştirmek için büyük çaba sarfettiği Musul’un IŞİD’in eline geçmesi Türkiye’nin sadece Irak’taki prestijini sarsmakla kalmadı, aynı zamanda Musul’daki dostlarının da ciddi güç kaybına uğramasına neden oldu.
3- Türkmenler parçalandı, Kerkük’ün denetimi Barzani’ye geçti. Bir dönem Türkiye’nin Irak politikasının “kırmızı çizgi”lerinden biri olan Türkmenlerin güvenliğinin sağlanması son olaylarla birlikte büyük darbe aldı. Irak’ta bir kuşak halinde yaşayan Türkmenler Kerkük, Musul, Erbil, Selahattin ve Diyala vilayetlerine dağılmış durumda.
Son olaylar öncesinde Erbil dışındaki Türkmenler’in büyük kısmı Irak merkezi hükümetinin kontrolü altındaki bölgelerde yaşıyordu. Ancak IŞİD saldırılarıyla birlikte Türkmenler’in yaşadığı coğrafyanın önemli bir kısmı savaş alanına döndü. Musul merkezindeki Türkmenler, şehrin düşmesinden kısa bir süre sonra yaşadıkları yerleri terkederken çareyi Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) sığınmakta buldular. Türkmenler’in en önemli yerleşimlerinden olan Kerkük ve Tuzhurmatu’nun merkezi ise IŞİD saldırılarından korumak gerekçesiyle Kürt peşmergelerin kontrolüne girdi. Bunun dışında kalan yerlerin büyük bir kısmı ise IŞİD tarafından işgal edildi.
Telafer’in merkezinde yaşayan onbinlerce Türkmen, IŞİD’in saldırılarından kaçarak yollara düştü. İlçenin önemli bir kısmı hala terör örgütünün kontrolü altında. Öte yandan pek bilinmeyen Tuzhutmatu’nun Yengice, Biravcılı, Karanaz, Çardaklı, Abbut, Hasadarlı gibi tamamı Türkmenlerden oluşan köyler IŞİD tarafından işgal edildi. Uzun süredir korumasız olduklarını ileri sürerek silahlı birliklere ihtiyaç duyduğunu ilan eden Türkmenler ise iki ateş arasında kaldıklarını söylüyorlar.
Türkmenlerin pek çoğuna göre IŞİD büyük bir tehlike ve Türkmenleri hedef alarak bunu gösterdi. Fakat öte yandan Iraklı Kürtlerin IŞİD’in ilerleyişini gerekçe göstererek Kerkük ve Tuzhurmatu gibi yerleri kontrol altına almalarını da büyük bir kayıp olarak görüyorlar. Son gelişmeler karşısında Türkmenler Türkiye’den beklentilerinin karşılanmadığını dile getirmeye başladı. İşgal sonrası Irak’ta siyaseten dışlanmış ve toplumsal olarak ezilmiş hisseden Türkmenler’in tek güvencesi Türkiye’nin Türkmenler’i koruyacağına dair söylemiydi. Fakat son iki hafta içinde yaşanan gelişmeler Türkmenler’in Türkiye’ye yönelik güvenini büyük ölçüde sarstı. Bu, Türkiye açısından tamir edilmesi güç bir kayıp olabilir.
4- Irak’taki olayların Türkiye açısından diğer bir önemli sonucu ise; başta Kerkük olmak üzere tartışmalı bölgelerin durumu. 2000’li yıllar boyunca Türkiye ısrarla Kerkük’ün merkezî hükümete bağlı olması ya da özerk bir statüye sahip olması gerektiğini savunuyordu. Bu nedenle son olayların Türkiye’nin bu politikasına büyük bir darbe vurduğu söylenebilir.
Kerkük artık geri döndürülmesi güç bir biçimde Kürtler’in kontrolüne geçmiş durumda. Yine tartışmalı bölgelerin önemli bir parçası ve aynı zamanda önemli enerji kaynaklarına sahip olan Tuzhurmatu da peşmergenin denetiminde. Peşmergelerin bulunmadığı bölgelerde ise IŞİD hakim.
Yani Irak hükümetinin tartışmalı bölgelerde hakimiyeti en azından belli bir süre için sona ermiş durumda. Bugünkü kriz ortamı sakinleşse bile, Irak ordusunun son olaylar karşısındaki tavırları bir daha bu bölgelere hakim olmasının güç olacağını gösteriyor. Dolayısıyla Türkiye’nin tartışmalı bölgeler çerçevesindeki söylemleri de önemli bir güç kaybetmiş durumda.
5- Krizin Türkiye’ye ekonomik faturası da güvenlik faturası kadar ağır oldu. Irak Türkiye’nin son yıllardaki en önemli ticaret ortaklarından birisi haline geldi. Yıllık 10 milyar doların üstüne çıkan ticaret hacmi Türkiye için bir nefes alma fırsatı sunuyordu.
Irak sadece Türk malları için iyi bir ihracat pazarı değildir. Aynı zamanda Ortadoğu’nun geri kalanına ulaşılabilmesi için önemli bir güzergah haline gelmişti. Suriye’deki iç savaş nedeniyle kapanan karayolları Türkiye’nin Ortadoğu’ya ticaretine büyük bir darbe vurmuştu. Bir süre sonra Türk ihracatçılar Irak güzergahını kullanarak bu dezavantajı kısmen tersine çevirmeye çalıştılar. Fakat şimdi bu güzergahın IŞİD’in kontrolüne geçmesi, Türkiye’nin hem Irak’ın iç kesimlerine ihracatını hem de Irak üzerinden üçüncü ülkelere yapılan ihracatı olumsuz etkiledi. Bu nedenle IŞİD’in bölgedeki varlığının uzun süreli olması Türkiye açısından yeni ekonomik sorunlar yaratabilir.
6- Krizin Türkiye açısından bir başka önemli boyutu ise enerji ilişkileridir. Son aylarda Ankara ve Bağdat’ı karşı karşıya getiren konuların başında Bağdat’ın izni olmaksızın Kuzey Irak’tan çıkan petrolün Türkiye üzerinden uluslararası piyasalara satılması geliyordu. Türkiye petrolün satılmasını Irak’taki iç dengeler ve istikrar açısından desteklerken, Bağdat bunun Irak’ın egemenliğinin ihlal olduğunu ileri sürüyordu. ABD de kendisinin onayı dışında Türkiye’nin Kuzey Irak ile petrol anlaşmaları yapmasına karşı çıkıyordu.
IŞİD’in saldırıları bu tartışmanın boyutunu değiştirdi. Kerkük-Ceyhan boru hattının bir kısmının IŞİD’in denetimine geçmesi bu hattı güvenilmez ve istikrarsız bir hale getirdi. Dolayısıyla Kerkük petrollerinin sürekli ve güvenli yollardan piyasalara ulaşması imkansız hale geldi. Bu Kerkük’ü kontrol eden IKBY’nin Kerkük petrolünü de ayrı bir hattan satma iddiasını gündeme getirdi. Bugün için bu kararı vermek kolay olmasa da gelecekte petrol tartışmalarına yeni bir boyut getireceği kesindir.
7- Krizin Türkiye açısından son stratejik sonucu ise, Bağdat ile Ankara arasındaki uzun vadeli ilişkilere yöneliktir. Krizin 30 Nisan’da yapılan seçimden başarıyla çıkan Nuri Maliki’nin çoğunluk hükümeti kurması planını suya düşürdüğü açık. Böylece AKP hükümeti İran ve Rusya’ya sıcak bakan Başbakan Nuri El Maliki’den kurtuldu. Ve İran’ın Irak üzerindeki etkisi azaltıldı.
Maliki’nin sıklıkla dile getirdiği siyasi çoğunluk hükümeti her kesimden temsilciyi barındıran ancak ağırlıklı olarak Şii Arapların bulunacağı bir hükümet olacaktı. Fakat bugün ülkenin içine düştüğü güvenlik sorunu ve siyasi sorunlar ulusal birlik hükümetini yeniden gerekli kıldı. Bu bağlamda Türkiye’nin Bağdat’ta görmek istediği hükümetin yakın gelecekte oluşacağı söylenebilir. Ancak bu hükümetin Ankara’nın taleplerine ne derece cevap vereceği bilinmiyor.
8- Akdeniz’e hedeflenen Kürt koridoru canlı tutuldu. (IŞİD’in tasfiyesi sonrası Suriye’nin kuzey bölgelerinin PYD’nin eline geçmesi ve Barzani’nin bu bölgelerde hakimiyetinin kurulması gibi)
9- İsrail’in Gazze saldırıları kısmen örtüldü. Hamas ile IŞİD bağlantılı gösterildi.
TÜRKİYE NE YAPABİLİR?
Türkiye’nin IŞİD’leİslamiyet’e bakışta çok büyük farklılıkları var. Ancak rehinelerin can güvenliği başta olmak üzere AKP’nin iç politikası gibi farklı nedenlerle Türkiye’de IŞİD tartışılıp eleştirilemiyor. Yani rehineler yüzünden Ankara’nın Irak politikası da rehin alınmış durumda.
Kaldı ki, Ankara’nın Irak konusunda net bir politikası olduğu da söylenemez. Eskisi gibi Irak’ın toprak bütünlüğünde fazla çok ısrar edilmiyor, bu bağlamda bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasına yeşil olmasa da sarı ışık yakılıyor, ancak Sünni Arapların nasıl bir devlet inşa edebilecekleri belirsiz; en önemlisi Şii Araplar’ın (ve onların destekçisi İran’ın) Irak’ın parçalanma ihtimaline karşı direnmelerinin korkutucu sonuçları olabilir.
Bu nedenle Türkiye köşeye sıkışmış durumda. Bir taraftan “terörizme destek vermekle” suçlanıyor, diğer taraftan IŞİD’e açık açık tavır alamıyor. Sünni temelli mezhepsel politikaları nedeniyle Irak’taki dengelere müdahale edemiyor. Maliki yönetimi ile olan gerginliği nedeniyle Irak’taki Şiiler, Esad rejimi ile kavgası nedeniyle Suriye’deki Şiiler tarafından dışlanan AKP, ayrıca bölgesel liderlik için Suudi Arabistan’la da rekabet içinde.
Bir başka önemli faktör de, Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı ile AKP’nin gizli başkanlığını birlikte yürütme isteği, 2015’te yapılacak milletvekili seçimlerine hazırlanmasıdır. İç politikaya ağırlık veren AKP’nin bölgesel sorunlarla fazla ilgilenmeyeceği, gelişmeleri takip etmekle yetineceği belirtiliyor.
ABD’nin Kürt yönetimine hava desteği sağlaması AKP için olumlu bir gelişme olarak kabul ediliyor. IŞİD’in Kürt bölgesinden uzak tutulması ve Kuzey Irak’ta güvenliğin yeniden sağlanması durumunda Türkiye ile Kuzey Irak kürt yönetimi arasındaki petrol anlaşması yeniden uygulanacak.
Suriye’den gelen 1.5 milyon sığınmacıya kapılarını açan Türkiye, Irak’tan gelebilecek sığınmacılar için hazırlık yapıyor. Sınırlarına gelmiş insanları geri çevirmesi beklenmiyor.