Türkiye’de genel bir algı var. 30 Mart Türkiye’nin aydınlık/karanlık tercihinin oylanacağı bir tarih olarak kabul ediliyor, ki en büyük yanılgı budur. 30 Mart sonrası daha sıkıntılı günlerin yaşanması kuvvetle ihtimal.
Celal ÇETİN
30 Mart’ta AKP beklediği ve istediği oy oranına ulaşırsa (yöntem önemli değil) “bugüne kadar yaptıklarımız bundan sonra yapacaklarımızın teminatıdır” felsefesine uygun olarak “durmak yok yola devam” diyecektir.
30 Mart’ta beklediği sonuçlara ulaşamazsa yine aynı felsefeyle yoluna devam edecektir, çünkü hala o koltuklarda oturacaklardır genel seçimlere kadar.
30 Mart sonrası gerilim devam edecek. Bu gerilimin ilk adı Güneydoğu’da özerk Kürt yönetiminin kurulması ve bebek katilinin serbest bırakılmasıdır. AKP ile PKK arasında varılan anlaşmanın en önemli iki maddesi bunlardır. PKK’nın cüretkarca tehdit etmesi boşuna değil. 2002’den itibaren yeniden güçlenme sürecine giren PKK, bir yandan silahlı gücünü ve terörist sayısını rekor düzeyde artırırken diğer yandan yasal/anayasal haklarının çoğunu da elde etti. Bunun karşılığında “eylemsizlik” kararı ile AKP’ye destek verdi. Hatta gezi eylemleri gibi demokratik gösteriler PKK’nın provokasyonları ile terörize edildi. BDP ve PKK açıklamalarında AKP’ye verdikleri desteği gizleme gereği duymuyorlar.
30 Mart sonrası AKP’nin anlaşmanın iki maddesini de yerine getirmesi beklenecek. BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, her yerde özerk yönetimleri savunduklarını ve halkın kendi öz yönetimini kurması gerektiğini belirterek “Devletin de halkın bu iradesine artık saygı göstermesi gerekiyor. Halk demokratik özerkliği istiyor, öz yönetimi istiyor, kendi kendisini yönetmek istiyor” dedi.
İşin en vahimi, AKP ile birlikte Kürt vatandaşlar PKK’yı kendi meşru temsilcisi olarak kabul etti. 2002 öncesi Kürt kökenli vatandaşlarımız PKK’yı terörist örgüt olarak kabul etmişti. PKK bölgeden terörist devşirmesi zorlaşmış, yok olmanın eşiğine gelmişti. Bugün ise artık PKK’nın arkasında büyük kitleler yer alıyor.
Bu noktada AKP’nin bu talepleri karşılamaktan başka çaresi kalmamış durumda.
Gerilimin ikinci adı ise “paralel yapıya yönelik” intikam ve yok etme operasyonu olacaktır. Yolsuzlukların ve hukuksuzluğun boyutlarını cemaatin yasal ve yasadışı dinlemeleri ile öğrendik. 10 yıl boyunca ittifak halinde ülkeyi bugüne getiren AKP ve cemaatin güç paylaşım savaşına girmesi ile birlikte tüm maskeler düştü.
“Ne istediniz de vermedik” itirafı, adalet sistemi, Emniyet İstihbarat gibi kritik kurumların cemaatin kontrolüne bırakılması cemaatin AKP’nin “kozmik odasının” sırlarına vakıf olmalarını sağladı. Bugüne kadar ortaya çıkan sırlar, cemaatin elindeki sırların çok küçük bir bölümü. AKP şu gerçeği çok iyi biliyor, “cemaat etkisiz hale getirilmezse hükümet rahat yüzü görmeyecek.”
Bu iki gerilim Türkiye’nin kimyasını bozmaya yetecektir. Özerklik ilanı ile Türkiye’nin üniter yapısı ortadan kaldırabilecektir. Cemaatle savaş ise toplumun huzur ve güvenini tamamen yıkacaktır. Bu arada ulusal/milli ile cumhuriyetçi ve laik kesimlere yönelik baskılarartarak devam edecek.
Sonuç olarak 30 Mart 2014 yerel seçimleri ile 14 Haziran 2015 (kesin tarihi YSK belirleyecek) genel seçimleri arasındaki süreç gerilimli geçecek ve beklemediğimiz gelişmeler yaşanabilecek…