Neler Oluyor

KASIM SÜLEYMANİ: FEDA EDİLEN SİMGE

By Ocak 8, 2020 No Comments

İran’ın dini lideri Ali Hamaney’e bağlı Devrim Muhafızları Ordusu’nun Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ABD tarafından İHA füzesiyle öldürülmesi, basit bir hesaplaşma ve suikast olmanın ötesinde bir anlam taşıyor. Bir anlamda küresel değişim/dönüşünüm yansıması, simgesi denebilir.

Celal ÇETİN

Suikastı analiz edebilmek için küresel değişim/dönüşüme kısaca bakmak gerekiyor. Bunun için de 9/11’e ve ABD’nin Afganistan müdahalesine kısaca bakmak gerekiyor.

https://twitter.com/celal2023/status/1090319044102815744

Ardından 8 Kasım 2016 tarihini iyi anlamamız gerekiyor. Bu tarih, Trump’ın ABD Başkanı olarak seçildiği ve küresel değişim/dönüşümün başladığı tarihtir.

NEDEN TRUMP?

http://www.tuhafsite.net/2016/02/24/neden-trump/

Trump’ın seçilmesi, ABD ve dünya için bir dönüm noktasıdır. Çünkü, Trump’ın temsil ettiği yeni dünya görüşü ile, “ABD müesses nizamı” olarak isimlendirilen Negoconlar/Evangelistler’den oluşan, enerji, silah, ilaç gibi küresel tröstleri bünyesinde barındıran ekonomik/siyasi güç odaklarının savaşı başladı.

TRUMP ŞEYTAN MI, MELEK Mİ?

http://www.tuhafsite.net/2017/01/24/trump-seytan-mi-melek-mi/

Dünya, ABD ve Sovyetler Birliği döneminde iki kutupluydu. Sovyetler’in yıkılması ile ABD tek güç olarak kaldı ve dünya tek kutuplu oldu. Arkasından Putin’li Rusya sahneye çıktı. Çin, Hindistan, Japonya, Türkiye, İran, İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkeler klasik paktların sınırları dışına çıkarak bağımsız hareket etmeye başladı ve dünya çok kutuplu hale dönüştü. Çok kutupluluk demek, ABD’nin dünya jandarmalığının sona ermesi demekti. Bugüne kadar askeri ve ekonomik süper güç olarak dünya hakimiyetini sürdüren ABD müesses nizamı, artık dünyanın çok kutupluluğunu kabul etmek zorundaydı. Dünya dengeleri değiştikçe ABD’nin elindeki silahlar bu ülkeyi korumaya yetmez oldu. Konvansiyonel silah güçleri eşitlenmişti. Nükleer caydırıcılık, sadece ABD’ye ait bir argüman değildi. Yani askeri açıdan tekel konumu sona ermişti.

Geriye ekonomik silahı kalmıştı. Ancak Çin’in küresel ekonomik güç olarak ilk sıraya çıkması ile birlikte ABD’nin bu silahı da etkisini yitirmeye başladı.

Üstelik Rusya’nın askeri gücü ile Çin’in ekonomik gücü birleşince ortaya çıkan tablo, ABD için kabus haline dönüştü.

ABD müesses nizamı, klasik yöntemini devreye soktu; etnik, dini, mezhep temelli ayrıştırma ve vekaletler savaşı yöntemi. Aslında bu yöntem İngiltere’nin “böl-parçala-yönet” taktiğinin bir versiyonuydu.

VEKALETLER SAVAŞI

ABD müesses nizamı Afganistan’dan başlayıp Irak’la devam eden yıkım sürecinde kendi askeri gücünü kullandı. Süreç Suriye’de tıkanıp iç kamuoyunda tepkiler yükselince vekaletler savaşı yöntemine döndü.

PYD/PKK etnik; IŞİD ve diğer radikal Sünni İslami gruplar Sünni; Hizbullah, Kudüs Tugayları Şii gruplar mezhep temelli müttefikleri oldu. Bu grupların bir kısmı PYD/PKK gibi gönüllü ve bilerek ABD müttefikliğini kabul ederken Sünni ve Şii grupların bir kısmı mezhepleri adına savaştıklarını zannederken bilmeden müttefik oldular.

ABD müesses nizamı çatışma ve savaşlardan beslenen bir yapıdır. Çatışma ve savaş olmazsa hakimiyetlerinin sona ereceğini bilirler. Bu nedenle çatışma ve savaşın sebeplerine bakmazlar. Bu anlamda mezhep temelli gruplar, yol açtıkları çatışma ve savaşlarla müesses nizam için can simidi görevi görürler.

Sözkonusu kişi ve gruplar gerek inançları gereği, gerek kişisel amaçları ve gerekse kendilerine olduğundan fazla önem atfetmeleri nedeniyle bir süre sonra çatışma/gerilimin müsebbibleri haline dönüşürler.

YENİ DÖNEMİN YENİ AKTÖRLERİ

Trump’ın temsil ettiği yeni dünya sistematiği çatışmasızlık temeline dayanıyor. Çatışmanın olduğu yerde yatırım, yeniden imar gibi ekonomik faaliyetler olmaz. Ki, Trump’ın siyasi amaç ve hedefleri ABD’yi askeri alandan çekip ekonomik ve ticari çerçeveye sokmak. Bu amaç ve hedefler müesses nizamın amaç ve hedefleri ile çatışmaya başladı.

Müesses nizam, güç kaybettiğinin farkında. Ancak direnmeden teslim olmaya da niyetli değil. Elindeki son silahlarını kullanmaya başladı. Yani çatışma ve savaşları bilerek/bilmeyerek sürdürmek isteyen kişi ve grupları.

Bu noktada Kasım Süleymani’nin rolüne bakmak gerekiyor. Süleymani, İran’ın bölgedeki en güçlü askeri temsilcisiydi. Siyasi anlamda da etkin ve güçlüydü. İran’ın rejim ihracına inanan, ABD ile mücadeleyi askeri alanda sürdürmek isteyen bir kimliğe sahipti. Ancak yeni süreç buna izin vermiyordu.

Kaldı ki; yeni sürecin işaretleri 2017’de verilmişti. ABD müesses nizamının Ortadoğu planlarında önemli bir yer tutan IKBY Başkanı Barzani tüm itirazlara karşın Kuzey Irak’ta bağımsızlık referandumuna gitti. Barzani bölgedeki Kürtlerin lideri, Erbil de başkentleri olarak tayin edilmişti.

Ancak beklenmedik bir şeyler oldu, Irak Merkezi hükümeti referandumu tanımadığını ilan ettiği gibi bölgeyi askeri ablukaya aldı. Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin elindeki gümrük kapılarının kontrolünü üstlendi. Merkezi bütçeden ödenekleri kesti. Sonuç; Barzani istifa etmek zorunda kalırken Kuzey Irak yönetimi Bağdat’tan maaşları ödemek için para dilenecek noktaya geldi. Bu, etnik temelli parçalama yöntemine vurulmuş bir darbeydi.

Suriye’de ise PYD her ne kadar ABD’ye güvenerek özerklik hayalleri görmeye başlasalar da, Trump’ın sürpriz şekilde asker çekme kararı ile gerçeklerle yüzyüze geldiler. O güne kadar muhatap almadıkları Suriye hükümeti ile barışma çağrılarında bulundular. Rusya ve Avrupa’dan destek aramaya başladılar.

Bir anlamda bölgede bağımsız Kürt devleti hayalleri bir yüzyıl daha ertelendi.

Bu arada Sünni Arapların liderliğine soyunan ve ABD müesses nizamının bölgedeki gönüllü taşeronu Suudi Arabistan’ın Kaşıkçı üzerinden nasıl terbiye edildiği malum.

Yine ABD müesses nizamının hem finansörü, hem ideolojik/felsefi temeli olan İsrail’in şahini Netanyahu’nun başına örülen çorap malum. Ayrıca İsrail kamuoyu sürekli gerilim ve çatışma ortamından yorulduğunu açık açık dile getiriyor.

Gelelim son örneğe. İsrail’in ve doğal olarak ABD müesses nizamının hedefe oturttuğu İran önce ekonomik ambargolarla yıpratıldı. Ardından ekonomik sıkıntılar gerekçesiyle kitlesel protesto gösterileri düzenlenmeye başlandı. Tam “İran düşüyor mu?” soruları sorulurken Kasım Süleymani, Trump’ın emri ile vuruldu.

İçeriden gösterilerle sarsılan İran bir anda birleşti. “Büyük şeytan” ABD’ye yönelik tepki tavan yaptı. Böylece İran’ı düşürme planı suya düştü. Ilımlı sürece giren İran yönetimi rahatladı.

Suikast, ABD iç kamuoyunda hemen yankı buldu. Trump’ın azil sürecinde belalısı olan ABD Temsilciler Meclisi’nin Demokrat Partili Başkanı Nancy Pelosi bile “ABD yönetiminin gereksiz provokasyonlarının son bulması ve İran’dan şiddeti durdurmasının talep edilmesi gerek. Amerika ve dünya savaşı göze alamaz” demek zorunda kaldı. Demokratlar Trump’ı İran’la savaşa girmemesi konusunda uyarmaya başladılar.

Trump, ABD müesses nizamının siyasi temsilcisi olan Demokratlar’ı kendi çizgisine getirmeyi başarmıştı.

SİMGELER SAVAŞI

Süleymani suikastı simgeler savaşı açısından da önemlidir. Kasım Süleymani, Şiiler’in şahin kanadının simgesiydi.

Öldürülmesinin ardından İran ABD’nin Irak’taki iki üssüne 22 füze saldırısı yaptı. Üslerin yeri simgesel anlamda önemliydi. Üslerden biri Kuzey Irak’ın başkenti Erbil’deydi ve ABD’nin en büyük üslerinden biriydi bu üs.

Ayrıca Erbil, yukarıda söylediğimiz gibi Büyük Kürdistan hayallerinin merkezi konumundaydı. Trump’ın Suriye’den asker çekme kararından sonra bu askerlerin Irak’a taşınacağı söylenmişti. Son olarak ABD ordusunun Irak hükümetine “askerlerimizi çekeceğiz” mektubu göndermesi ile askerlerin nereye gideceği gündeme gelmiş, Kuzey Irak’a taşınabileceği iddia edilmişti.

ABD’nin askerlerini taşıması durumunda Kuzey Irak hedef haline gelebilir ve Kürt yönetiminin bunu kabul etmesi beklenmiyor.

Füzelerin düştüğü bir başka ABD üssü Irak’ın Anbar Vilayetinde bulunuyor. Anbar Vilayetinin, Suriye’ye, Ürdün’e ve Suudi Arabistan’a komşu olduğunu ve bir zamanlar Sünni IŞİD terör örgütünün burayı merkez olarak kullandığını unutmamak gerekiyor. IŞİD’i ABD müesses nizamının kurdurduğunu hatırlatmakta fayda var.

Sonuç olarak Ortadoğu’nun geleneksel sosyolojik yapısı ve yönetim sistemi bir zamanlar müesses nizama yaşam alanı sağlarken, bugün Trump için kurtarıcı oldu.

Ortadoğu kültüründe “düşmanını beklemediği zamanda, beklemediği yerde vurma” (suikast) yöntemi vardır. Türk kültüründe bu durum, “kalleşçe, arkadan vurmak” olarak kabul edilir. Ki, doğrudur. İran ve İsrail bölge devletleri olarak bu yöntemi devlet politikası olarak kullanır.

Suikast yöntemini İsrail dahil tüm Ortadoğu ülkeleri uygular. Fark; İsrail dış düşmanları için kullanırken Arap ülkeleri iç/dış düşmanlar, muhalifler ve ileride başına dert olabilecek kişiler için uygular veya uygulanmasını görmezden gelir. Ortadoğu tarihinde pek çok örnek vardır.

Öte yandan Ortadoğu’nun geleneksel yapısında istifa müessesesi yoktur. Bu müessese demokrasilerde uygulanan bir yöntemdir. Ortadoğu’da kişiler istifa edip köşesine çekilmeyi kabul etmedikleri için zamanı geldiğinde “farklı yöntemlerle” yoldan çekilir.

Dediğimiz gibi; Kasım Süleymani suikastı, bir ölümün çok ötesinde bir anlam taşıyor. Bir anlamda 3. Dünya Savaşı’nın feda edilmiş ismi denebilir.

Dünya yeni bir evreye giriyor. Eski dünyanın etnik, mezhep, dini temelli yönetim sistemleri yeni dönemde olmayacak. Yeni dönemin temeli, çatışma yerine bir şekilde uzlaşmayı gerekli kılıyor. Eski dünyanın kodları ile hareket edenlerin yeni dönemde yeri olmayacak.

Leave a Reply