
Pentagon, Trump’ın onayı ile Suriye’de Fırat’ın doğusu (Suriye’nin kuzeyi) için “güvenli bölge” planı hazırladı. Yeni plana göre Türkiye’ye inisiyatif verilmeyecek, güvenli bölgenin güvenliğini ABD ve müttefikleri (NATO ve Avrupa ülkeleri) sağlayacak. Ancak Avrupa ülkelerinin ABD’nin talebi ile Kürtler’i korumak için Suriye hükümeti ile ters düşmesi beklenmiyor.
Celal ÇETİN
Pentagon’un planına ve Trump’ın açıklamasına göre, Türkiye-Suriye sınırının Suriye’nin içine doğru 32 kilometre derinlikteki güvenli bölgede ABD gözlemci statüsünde 200-400 asker bulunduracak. Suriye’nin kuzeyinin (Kürtler’in) güvenliğini tek başına üstlenmek istemeyen Trump, Avrupa ve NATO ülkelerini de işin içine sokmak istiyor.
Plana ilişkin soru işaretleri bu noktada başlıyor.
Suriye’nin kuzeyinde kurulacak güvenli bölge, Kürt bölgesi ile Türkiye arasında, Tütrkiye’nin olası harekatına karşı tampon bölge olarak kurulacak. Bu, bir anlamda Suriye’nin bir bölgesinin işgal edilmesi anlamına geliyor.
Aşağıdan Suriye hükümeti, yukarıdan ABD/müttefikler tarafından çevrelenmiş Kürt bölgesinin eli kolu bağlanmış olacak.

KUZEY IRAK MODELİ Mİ?
Aslında Pentagon’un planı, uzun zamandır dile getirdiğimiz “Suriye’nin kuzeyine Kuzey Irak benzeri bir modeli” olacaksa buna yapabilecek pek bir şey yok.
Kabul etsek de etmesek te Kürt nüfus bölgenin realitesi ve uzun yılların sonunda “ayrıcalıklı kimlik” algısı oluşturuldu. Bu algıyı orta/kısa vadede ortadan kaldırmak çok zor. En uygun çözüm, “Barzani sonrası Kuzey Irak modeli.”
Bilindiği gibi Barzani ve Iraklı Kürtler, önce özerklik, ardından tüm bölgede bağımsız Kürt devleti hayalleri görmeye başlamıştı. Barzani, ABD ve İsrail’in güvencesi ile bu doğrultuda referanduma gitmişti.
Ne olduysa bundan sonra oldu. Irak merkezi hükümeti çok sert tepki verdi, ordu Erbil’e yürümek üzere hazırlandı. Barzani istifa etmek zorunda kalırken gümrük kapıları, rafinerilerin çoğu merkezi hükümet tarafından devralındı. Kuzey Irak yönetimi ekonomik açıdan öyle zor duruma düştü ki, maaşları ödemek için merkezi hükümetten ödenek istedi, Erbil ve diğer bölgelerde maaşlarını alamayan çalışanlarla Kürt güvenlik güçleri arasında çatışmalar çıktı.
Bugün Irak’ın kuzeyinde özerk bir Kürt bölgesi var ama, yaşamak için merkezi hükümete muhtaç, her ne kadar kısmi anlaşma sağlanmış gibi görünse de siyasi iç karışıklar yaşayan, komşuları için tehdit oluşturmaktan uzak bir konuma getirildi.

Barzani bölgedeki Kürtler’in doğal lideri, Erbil de başkent olma hayallerini gömerken, Suriyeli Kürtler de Trump’ın çekilme kararı ile benzer hayallerini gömmek zorunda kaldı.
Her ne kadar PYD’ye silah ve mühimmat yardımı devam etmiş olsa da, Uluslar arası koruma kalkanı kaldırılınca bu silahları kullanmak cesaret ister. Kaldı ki bir zamanlar Barzani’ye ve peşmergeye de silah/mühimmat yardımı yapılmış, uçuşa yasak bölgelerle koruma altına alınmıştı. Peşmerge bu silahları sadece IŞİD’e karşı kullanabildi, başka işine yaramadı. PYD’nin de işine yaramayacak.
Sözkonusu silahların bir şekilde Suriye ordusuna teslim edileceği kesin. Hiçbir devlet otoritesi, halkın bir kesiminde bu derece ağır silahlara izin vermez.

AVRUPA-ABD AYRIŞMASI
Suriye’de IŞİD’le mücadele gerekçesiyle ABD liderliğinde; İngiltere, Bahreyn, Belçika, Avustralya, Danimarka, Kanada, Ürdün, Fas, Hollanda, BAE, Suudi Arabistan, Fransa, Almanya’dan oluşan Uluslararası Koalisyon kuruldu. İtalya, Polonya, Danimarka, Arnavutluk ve Hırvatistan da teçhizat ve mühimmat desteği sağlıyor.
Pentagon, Suriye’nen kuzeyinde kurulacak güvenli bölgenin güvenliğini bu ülkelerin sağlamasını istiyor.
Ancak bu ülkelerin Suriye’de ABD ile ortak hareket etmelerinin gerekçesi, IŞİD’le mücadeleydi. Bu mücadele sırasında bile koalisyon üyesi ülkeler arasında anlaşmazlıklar devam ediyordu.
Ayrıca Avrupa ile ABD arasında bölgeye yönelik ekonomik ve siyasi görüş ayrılıkları bulunuyor.
Avrupa’nın Orta Doğu bölgesi ile olan bağlantıları, ABD ile AB politikalarının farklılaşmasında önemlidir. AB bölgenin önde gelen ticari ortağıdır. Petrol akışında oluşabilecek aksaklıklar veya diğer sebeplerle fiyatlarda veya arz miktarında meydana gelecek dalgalanmalar her ne kadar ABD ekonomisi için de önemli etkiler doğursa da AB ülkelerinin ekonomik çıkarlarını ABD’den daha etkiliyor. AB’nin bölgeye olan ihracatı ABD ile kıyaslandığında üç kat daha fazla. Bazı analizlerde AB’nin ekonomik çıkarlarının güvenlik çıkarlarını belirlemede birincil rol oynadığı vurgulanıyor. Çoğu Avrupa ülkesinin bölge ile kurduğu ticari ve iktisadi bağlar nedeniyle yönetimlerle iyi ilişkilerin devamını arzuladığı ve bu yönetimlerin istikrarsızlaşması halinde petrol akışının sekteye uğraması ihtimalinden kaynaklanan kaygıların politik tercihleri belirlemesinde önemli rol oynadığı da kabul ediliyor.
Öte yandan ABD’nin yol açtığı iç savaşlar sonucu ortaya çıkan göç dalgaları direk Avrupa’yı vuruyor. Bu durum da Avrupa’yı ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan olumsuz etkiliyor. Bu nedenle bölgenin istikrarı ABD’den çok Avrupa’yı ilgilendiriyor.
Bununla birlikte İngiltere, Almanya gibi Avrupa ülkelerinin ABD ile gizli rekabete girdikleri de sır değil.
Örneğin ABD, IŞİD ve PYD arasında organik bir ilişki bulunduğunu, IŞİD’in komuta kademesinin ABD ve PYD yardımıyla Suriye’den kaçırıldığını ilk açıklayan İngiliz basın-yayın organlarıydı. Bu ifşa ABD’ye yönelik güveni ciddi anlamda sarsarken, Londra’nın Washington’un kuyusunu kazdığını da gösteriyordu.
İngiltere Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt, Londra yönetiminin başından beri Esad’lı bir Suriye istemediğini belirterek, “ancak gelinen noktada maalesef bir süre daha iktidarda kalabilir” demek zorunda kaldı. Bu, İngiltere’nin Esad’lı dönemi kabullendiği anlamına gelir.
Bölgenin asli koruyucusu olduğu iddiasını koruyan, “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” hayallerini sürdüren İngiltere’nin, ABD’nin ayrılması ile ortaya çıkacak boşluğu doldurmaya hazırlandığı da sır değil.
Ancak Brexit süreci ve çok kutuplu dünyaya geçiş gibi faktörler nedeniyle İngiltere’nin bu hayalleri de, tıpkı Kürtler’in hayalleri gibi toprağa gömülüyor. Ama İngiltere’nin ünlü politikası gereği “çatışma yerine uzlaşma” politikası izlediği, bu çerçevede Esad’lı dönemi kabullendiği biliniyor.
Avrupa’nın diğer güçlü ülkesi Almanya da İngiltere’nin yolunda gidiyor. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas daha 2018’de, “Suriye’de sonunda özgür seçimlere yol açan siyasi bir çözüm olursa, yeniden inşa konusunda sorumluluk almaya hazırız” diyerek mesajını vermişti.

Suriye’de çözüm ihtimali arttıkça Avrupa ülkeleri politika değişikliğine giderek ekonomik pastadan pay kapma yarışına giriyor. Bu çerçevede ABD’nin talebi ile Kürtleri korumak için Suriye hükümeti ile ters düşecek bir adım atması beklenmiyor.
Öte yandan ABD’nin açıkladığı öncelik, IŞİD ve Suriye’deki diğer aşırı grupları yok etmek. ABD’nin Esad konusundaki yaklaşımı ise artık o kadar net değil. ABD Başkanı Donald Trump’ın selefi Barack Obama “Esad gitmeli” diyordu. Trump yönetimi ise rejimin kimyasal silah kullanmasına gösterdiği tepkiyi katmazsak, Esad’ın akıbeti konusunda daha muğlak bir duruş sergiliyor. Bu duruş da Avrupa’yı cesaretlendiren bir başka faktör.
Trump Kürtler’e, “gerektiğinde Irak’taki üslerimizden yardıma gelebiliriz” garantisi verse de, Irak hükümeti, “ülkedeki yabancı askerlerin çıkarılmasını” öngören bir yasa tasarısını parlamentoya getirmeye hazırlanıyor.
ABD’nin Irak Maslahatgüzarı Joey Hood, ABD’li askerlerin Irak’ta merkezi hükümetin çağrısı üzerine varlık gösterdiğini hatırlatan Hood, “Irak hükümetinin talep etmesi halinde (ABD) güçlerimiz, uluslararası koalisyon ve NATO güçleri ülkeden çekilebilir” dedi.
Avrupa’nın Suriye’nin kuzeyinde jandarmalık görevini kabul etmemesi durumunda ABD’nin 200-400 askerle Kürtler’i koruması beklenmiyor.
Donald Trump’ın bu gerçeği bildiğine kuşku yok. PYD’nin “özerklik hayalleri” ile Araplar’a ve Şiiler’in tepkisini çektiğini, önüne geleni tehdit ederek hemen her ülkenin ABD’den uzaklaştığını bilen Trump’ın, kabul edilmeyeceğini bile bile Avrupa’dan böyle bir görev istemesi mantığa uygun değil.
Muhtemelen Trump İsrail ve PYD’ye, “Avrupa sizi korumak için bana destek vermedi. Ben de tek başıma bu işi götüremem. Başınızın çaresine bakın” demenin yolunu yapıyor. Suriye’de eninde sonunda bir anlaşma yapılacak ve devlet otoritesi yeniden sağlanacak. Kürtler’in devlet otorisetisini kabul etmekten başka çaresinin olmadığı mesajı veriliyor. İki taraf arasında varılacak uzlaşma, bir yandan Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve devletin otoritesini sağlarken, diğer yandan Kürtler’e kısmi özerklik sağlanacak. Şam’a muhtaç, komşuları için tehdit oluşturmayacak ve Türkiye ile Suriye arasında sıkışmış bir özerk bölge.

TÜRKİYE’NİN YANLIŞ YAPMA LÜKSÜ YOK
Bu noktada Türkiye’nin izleyeceği politika önem kazanıyor. Ankara, “Esed” takıntısını bir kenara bırakıp Suriye devleti ile ortak politikalar geliştirmek zorunda. Bu gerçekçilik Türkiye’nin hem güvenlik açısından, hem ekonomik açıdan önünü açacak. Fırat’ın doğusunda ABD’nin istediği gibi Avrupa destekli bir güvenlik bölgesi kurulursa, kabul edelim ki Türkiye’nin oraya müdahalesi mümkün olmaz.
Ancak Ankara hem Fırat’ın doğusunun hem diğer bölgelerin kontrolünün yeniden Suriye devletine devrini desteklerse, olası bir Kürt tehdidini Suriye ile birlikte bertaraf etme imkanını yakalar. Aksi durumda Suriye devleti Kürt tehdidini kendisi için bertaraf eder, ancak Türkiye için tehdit katlanarak devam eder.
Ayrıca Suriye ile ilişkilerin yumuşaması sonucu, ileride ekonomik ve iktisadi imkanlardan fayalanma imkanını da elde eder.
Yapılan hesaplamalara göre Suriye, Yemen, Libya gibi ülkelerin yeniden imarı için trilyon dolarlara ihtiyaç var ve ABD, Avrupa, Rus, İran şirketleri şimdiden bağlantılara başladı.
Akıl ve mantıkla hareket etme sürecindeyiz. Türkiye’nin yanlış yapma lüksü yok.