ABD ve Batı’nın Rusya’nın finans, enerji ve savunma alanları hedef alan yeni yaptırım kararları tartışılıyor. Yaptırımların Rusya’ya etkilerinin mutlaka olacağını belirten uzmanlara göre daha büyük etkiyi Avrupalı şirketlerin göreceğini belirtiyor.
Celal ÇETİN
Uzmanlara göre ekonomik krizde bulunan Avrupa ve şirketler, Rusya ile olan ticari ilişkileri sayesinde önemli kazançlar elde ediyor. Ancak yaptırımlar nedeniyle Almanya ile Rusya arasındaki ticaret yüzde 30 oranında azaldı. Bu azalma Alman ekonomisini etkilemeye başladı.
Ayrıca IMF’nin yaptırımların dünya ekonomisini etkileyebileceği uyarısı Avrupa, Orta Asya ve diğer bölgeleri korkutuyor.
Öte yandan uzmanlara göre yaptırımlar Rusya’nın ekonomisini etkilese de büyük çaplı yıkım olmayacak ve Rusya büyümeye devam edecek. Uzmanlara göre Rusya kendi teknolojisini geliştirebilecek bilim insanlarına ve altyapıya sahip bulunuyor. ABD ve Batı’nın özellikle Rusya’nın finans, enerji ve savunma sektörlerini hedef aldığını hatırlatan uzmanlar, “bu sektörler uzun yıllardır Rusya’nın en önemli sektörleri ve en büyük yatırımları bu sektörlere yaptı. Teknolojisi eski olsa bile, bu teknolojiyi geliştirebilecek imkanlara sahip. Bu nedenle teknolojik açıdan Batı’ya bağımlı değil. Eski teknolojisini çok kısa sürede yenileyebilir” şeklinde konuşuyor.
Ayrıca Rusya finans sektörünü alternatif yöntemlerle koruma altına alıyor. Uluslararası Rus şirketleri, ülkelerinin dolar ağırlıklı piyasalardan dışlanacağı korkusuyla nakit varlıklarını Asya’ya taşımaya başladı. Rus şirketlerinin Avrupa’dan Asya’ya gelmesi bir yandan bu şirketleri korurken diğer yandan Çin’le devam eden ekonomik ilişkiler Rusya’ya uygulanan yaptırımları hafifletecek.
YAPTIRIMLARA KARŞI GÜÇLÜ İŞBİRLİĞİ
31 Temmuz 2014 günü Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’de yapılan Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Dışişleri Bakanları toplantısında, 4 gözlemci ülke, İran, Hindistan, Pakistan ve Moğolistan’ın üyeliği prensipte kabul edildi. 4 ülkenin katılması ile üye sayısını 10’a çıkaracak olan ŞİÖ, bölgesel olmaktan çok küresel bir güç olacak ve sınırlarını Orta Asya’dan, Hazar Denizi çevresine ve oradan da Umman denizi ve Bengal Körfezi’ne kadar uzatacak.
Böyle bir güç, uluslararası finans dengelerini değiştirebileceği gibi teknolojik alanda da Batı ile yarışabilecek noktaya ulaşacak. Örneğin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin mayıs ayındaki Çin ziyareti sırasında, ikili ticarette doların yerine Ruble ve Yuan’ın kullanılmasını öngören anlaşma imzaladı.
Çin’in China Daily gazetesi, Batı’nın Rusya’ya uyguladığı baskının Amerikan dolarından vazgeçiş sürecine ivme kazandırdığını yazdı. Gazeteye göre Rusya’nın dev şirketleri Batı’da finansman kaybetme korkusuyla Amerikan dolarından vazgeçerek diğer dövizlere yönelecek. İşadamları arasında bile Hong Kong Doları ABD Doları’nın yerine geçmeye başladı.
Bu Ekim ayından itibaren sıkı para politikaları uygulaması beklenen ABD Merkez Bankası, gelişmekte olan ülkelere finansmanın kesilmesine yol açacak. Türkiye gibi ekonomisi kritik ülkelerin yanısıra kendisini toparlamaya çalışan Avrupa da çare arayışına yönelecek. Çünkü finansman sıkıntısına giren ülkelerin ABD’nin yaptırım kararının zararlarına ne kadar katlanabileceği belli değil.
TÜRKİYE’NİN DURUMU?
Bu noktada Türkiye’nin durumu önem kazanıyor. Uzmanlara göre özellikle Rusya ile güçlü ekonomik ilişkiler kuran, enerji alanında anlaşmalar yapan Türkiye ile Rusya’nın işbirliği her iki ülkenin ekonomisini güçlendirecek.
Yaptırımlar nedeniyle Rusya ile ekonomik ve teknolojik ilişkileri dondurmak zorunda kalan Batı’nın yerini Türkiye doldurabilir mi?
Türkiye’nin siyasi kriz sürecinden geçtiği için ABD ve Batı’ya fazla direnemeyeceği belirtiliyor. Özellikle AKP hükümeti ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın çıkmazda olduğunu iddia eden siyasi çevreler, bir yandan Rusya ile ilişkileri geliştirmek isteyen Erdoğan’ın diğer yandan ABD ve Batı ile gerilim yaşamak istemediğini söylüyor.
Cumhurbaşkanı seçilse de, başbakan olarak devam etse de Erdoğan’ın ABD’nin ve Batı’nın desteğine muhtaç olduğu belirtiliyor. Bu nedenle Rusya’ya yönelik yaptırım kararlarına itiraz etme şansı bulunmuyor.
ABD mahkemelerinin Rusya ile ilişkilerine devam eden bazı ülkelere ve şirketlere dava açması ve cezalandırması Türkiye’yi ve Türk şirketlerini korkuttu.
Türk şirketlerinin yabancı finansman kuruluşlarından aldığı borçlar büyük oranda arttı. Mayıs sonu itibarıyla, özel sektörün yurt dışından sağladığı uzun vadeli kredi borcu, 2013 yıl sonuna göre 5,9 milyar dolar artarak 163,2 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Türk şirketleri dış borçları nedeniyle baskılara açık hale geldi.
Sonuç itibariyle hem hükümet olarak hem şirketler olarak Türkiye’nin direnme gücünün fazla olmadığı öne sürülüyor.
Bununla birlikte Türkiye petrol ve doğalgaz sektöründe ileri teknolojiye sahip bulunmuyor. Batı’dan sağlanacak teknolojinin Rusya’ya aktarılması riskli olabileceği nedeniyle Türkiye’nin böyle bir işbirliğine yanaşamayacağı da savunuluyor.
Ancak yaptırım kararlarını ve baskıları atlatmanın yolları var.
Türkiye’deki şirketler, örneğin Kazakistan, Kırgızistan veya Tacikistan şirketleri ile ekonomik işbirliği ve teknoloji transferi yapabilir. Batı ülkelerinden aldığı gelişmiş teknolojileri bu ülkelere verebilir. Bu şirketler teknolojiyi Rusya’ya aktarabilir. Bu durumda Türkiye sorumlu tutulamaz.
Böyle bir işbirliği için Türk hükümetinin siyasi desteği ve kararlı şirketlerin olması gerekiyor.