Arka Yüzü

YIKIM-YAPIM SÜRECİ (YAPIM)

By Temmuz 11, 2014 Şubat 9th, 2020 No Comments

Bölgenin içinden çıkılmaz noktaya gelmesi ile birlikte yeni bir süreç başlatıldı. “Yapım süreci” adı verilen bu süreç, bölgeyi olabildiğince kaotik ortamdan kurtararak göreceli bir istikrara kavuşturmayı amaçlıyor. Bu süreç, yıkım öncesi döneme geri dönüş olarak da adlandırılabilir. Yapım süreci daha birleştirici, ılımlı, Batı-Doğu arasında köprü olabilen bir sistemi öngörüyor.

Celal ÇETİN

Yapım sürecinde, yıkım sürecinde rol alan aktörler teker teker tasfiye ediliyor. Mısır’da, Tunus’ta Müslüman Kardeşler’in iktidardan uzaklaştırılması, yıkım aktörlerinin tasfiyesi olarak kabul ediliyor. Mevcut siyasi dinamiklere yeni süreçte rol verilmeyeceği dile getiriliyor. Bu noktada mevcut siyasi dinamiklerin yeni sürece direnmek isteyebileceği, “yıkım sürecinde rol almanın bedeli olarak yapım sürecinde yeni rol istediği” iddia ediliyor. Ancak bu isteğinin kabul edilip edilmediği tartışmaya açık.

Batı’nın yapım süreci Türkiye’nin milli/ulusal menfaatleri ile paralellik arzediyor. Etnik ve mezhep bölünmüşlüğünün hızla uçuruma sürüklediği bir Türkiye’nin kaybına ne ABD, ne Avrupa, ne Rusya tahammül edebilir. Türkiye’nin Ortadoğu batağında yitip gitmesi, küresel çapta onarılamaz yıkımları tetikleyebilir.

YENİ BİR NASIR DÖNEMİ

Bu nedenle yapım sürecinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Türk Milleti’nin öngörüleri, çözüm önerileri ve bu süreci yönetebilecek isimler Batı tarafından kabul görmeye başladı. Bir anlamda bölgeye yeni bir Nasır arayışı başladı denebilir. Bu noktada yeni isimler yapım sürecinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Türk Milleti’nin “ortak milli refleksi” olarak önem kazanıyor.

Cemal Abdülnasır, 20’inci yüzyılda Mısır’ın en şöhretli ve siyasi açıdan en önemli bir şahsiyetidir. Karizmatik ve inanılmaz hitabeti olan güçlü bir askerdir. Arap halklarının kahramanıdır. Batı’ya derslerini verip kendilerini kurtaracak bir kahraman olarak omuzlarda taşınmıştır.

Cemal Abdülnasır , ülkesinin rejimini değiştirdiği gibi diger Arap ülkelerine de nizam vermeye soyundu.

Mısır’da meşruti monarşiyi yıktı, tek partili sisteme de dayalı olsa Cumhuriyeti kurdu, ülkesi üzerindeki İngiliz egemenliğini kaldırdı. Süveyş Kanalı’nı millileştirerek bu önemli su yolunun kontrolünün Mısırlılara geçmesini sağladı. İktidarda olduğu sürece elinden geldiği kadar İsraile karşı durmaya çalıştı. İçeride ise birçok kurumu millileştirdi, bunların elinde biriken serveti Mısır halkının refah seviyesinin arttırılması için kullandı.

Sonuç olarak Türkiye bir yol ayrımına gelmiş durumda. Milli/ulusal refleks ile Batı’nın koaston çıkış arayışları kesişti. Türkiye’nin milli/ulusal refleksi, bir anlamda Batı’nın kurtuluşunun da yolunu açabilecek.

Süreç, 12 yıllık AKP (Müslüman Kardeşler-mezhep temelli politikalar) sürecinin sona ermesi anlamı taşıyor. Yeni süreçle birlikte Türkiye’nin ve bölgenin ihtiyacı olan “gerilimsizlik” süreci de başlayabilir. Etnik ve mezhep ayrımcılığından uzak, muhafazakar yapı ile “muassır medeniyet” bileşkesi yeniden hakim kılınabilir.

Bu sürecin devamı, Türkiye’de siyasetin tüm kurum ve kuralları ile yeniden yapılandırılması olacaktır. Bu yapılandırmanın ilk şartı ise, toplum katmanlarını kucaklayacak bir yönetimin iktidara getirilmesidir. Ki, bu iktidar geniş katılımlı koalisyonla mümkün olabilecektir.  Bunun yolu da, gerilim odaklarının tasfiyesi ile mümkündür.