Neler Oluyor

AVRASYA EKONOMİK BİRLİĞİ’NİN TÜRKİYE’YE KATKISI NE OLUR?

By Haziran 2, 2014 Ocak 11th, 2019 No Comments

Geçtiğimiz günlerde Astana tarihi bir gelişmeyi evsahipliği yaptı. Rusya, Belarus ve Kazakistan arasındaki Gümrük Birliği ve Ortak İktisadi Alanın yapılanmasının en önemli organı olan Yüksek Avrasya Ekonomik Konseyi Toplantısı gerçekleştirildi ve toplantının ardından imzalanan anlaşma ile de Avrasya Ekonomik Birliği resmen kurulmuş oldu.

Stanislav TARASOV

Söz konusu anlaşmanın Rusya, Belarus ve Kazakistan Parlamentoları tarafından onaylanmasından sonra ise Avrasya Ekonomik Birliği 1 Ocak 2015 itibariyle faaliyete geçmiş olacak. Pek çok yabancı basın kuruluşu tarafından konuyla ilgili olarak yayımlanan haber ve makalelerde, Dünya’nın en önemli ekonomik merkezlerinden birinin kurulmakta olduğu ve mevzubahis birliğin sadece eski Sovyetler Birliği cumhuriyetlerini değil, aynı zamanda diğer pek çok devleti de kendine çekebilecek niteliklere sahip olduğu ifade edildi. İlgili medya organlarında çıkan yorum ve analizlerde, kurulan Avrasya Ekonomik Birliği’ne Rusya’nın yakın komşuları olan Ermenistan, Özbekistan ve Kırgızistan’ın yanı sıra, Rusya’nın Avrupa’daki ortakları olan Sırbistan ve diğer Balkan ülkeleri ile birlikte Türkiye’nin de yakın ilgili göstermekte olduğu belirtildi. Adı geçen ülkelerin Avrasya Ekonomik Birliği’ne duydukları ilgilinin altında yatan temel nedenleri ünlü siyaset bilimci Stanislav Tarasov yorumluyor:

‘‘Pek çok sebep var. Bunlardan birincisi ve en önemli olanı, Avrasya Ekonomik Birliği’nin 170 milyonluk bir nüfusa ve 1 trilyon dolarlık bir kapasiteye sahip olmasıdır. Ayrıca üzerinde durulması gereken bir başka önemli husus da Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in Avrasya Ekonomik Birliği üzerine yaptığı açıklamadır. Bilindiği üzere, Nazarbayev, tamamen ekonomik bir organizasyon olarak nitelendirdiği Avrasya Ekonomik Birliği’nin kendisine üye ülkelerin iç siyasetine ve kendi siyasal egemenliklerine müdahale etme gibi fonksiyonu olmadığını net bir biçimde ifade etmiştir. Avrasya Ekonomik Birliği içerisinde yer alan topraklar üzerindeki malların, sermayenin, emek ve hizmetin serbest dolaşımı ile birlikte enerji ve ulaşım altyapılarına eşit erişim de mümkün hale gelecek ve ortak bir gümrük tarife mevzuatı uygulanacaktır. Açıkça anlaşılacağı üzere, Avrupa Birliği, Avrupa Kıtası’nın jeopolitik durumunu ve pozisyonunu nasıl değiştirdiyse, Avrasya Ekonomik Birliği de içerisinde Türkiye’nin de bulunduğu bölgedeki güçler dengesini zamanla değiştirecektir’’.

Tam da burada hatırlanması gereken bir diğer önemli unsur, Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev’in T.C. Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile kısa bir süre önce yaptığı telefon görüşmesine atıfta bulunarak Ankara’nın Avrasya Ekonomik Birliği’ne olası katılımı üzerine yaptığı açıklama olmaktadır. Bu anlamda, söz konusu Avrasya entegrasyon süreçlerine katılımın ve üye ülke sayısının arttırılmasının Astana’daki toplantı esnasında ele alınması da tesadüf değildir. Türkiye’nin durumu şu an için değerlendirme aşamasında bulunmaktadır.

Türkiye’nin Avrasya Ekonomik Birliği’ne katılması durumunda, yüksek satın alma gücüne sahip 170 milyonluk bir pazarın kapıları Türkiye için ardına kadar açılacaktır. Yeniçağ gazetesinde kısa bir süre önce yayımlanan makalede de ifade edildiği gibi, Türkiye, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne diyalog ortağı sıfatıyla dahil olması ile birlikte zaten doğu istikametine doğru ilk önemli adımı atmış bulunmaktadır. Ancak söz konusu adım, şu an için sadece siyasi bir önem arz etmektedir. Konuya ilgili çevrelerin üzerinde durdukları soru, Türkiye’nin bir sonraki adımı da atıp Avrasya Ekonomik Birliği’ne üye olup olmayacağı ile alakalı olmaktadır. Eğer Türkiye’nin üyesi olduğu Avrupa Gümrük Birliği’ni Avrasya Ekonomik Birliği’nin önerdiği gümrük birliği şartları ile kıyaslamak gerekirse, o takdirde hem Türkiye’nin daha fazla ihracat yapması, hem de Türk yatırımcıların daha geniş bir pazarda iş yapabilmesi için çok daha uygun koşulların ortaya çıktığı açıkça görülmektedir.

Bununla birlikte, yakın bir zamanda gerçekleştirilmiş olan Avrupa Parlamentosu seçimlerinden aşırı sağcı partilerin mevcut pozisyonlarını güçlendirerek çıkmaları da Türkiye’nin AB üyeliğini en azından bir 5 yıl daha tehlikeye atmaktadır. Buradaki temel sıkıntı Türkiye’den değil, bizzat AB’nin kendisinden kaynaklamaktadır. Çünkü AB’nin temel taşları olan Almanya, Fransa ve İngiltere, ortak Avrupa değerlerinin öngördüğü öncelikler yerine, kendi milli politikalarının çıkarlarına uygun siyasal oyunları sahnelemeye devem etmektedir. Bu yüzden Ankara da kendi dış politikasını Avrasya istikametine doğru yönlendirmek durumunda kalmaktadır. Ancak Ankara’nın bu yolda ilerleme konusunda ne kadar kararlı olduğunu ise zaman ve siyasi pratik gösterecektir.