Yargıtay’ın 146’ıncı Kuruluş Yıldönümü’nde Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun yaptığı konuşmaya sinirlenen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, toplantıyı terketti. Kimin haklı/haksız olduğu tartışmasından daha çok, yaşanan bazı sahneler Türk Devleti’nin geleneklerinin geldiği nokta açısından önem taşıyor.
Celal ÇETİN
Metin Feyzioğlu konuşmasının sonuna gelmişti ki Başbakan Erdoğan kızgınlıkla ayağa fırladı ve Feyzioğlu’nun Van depremzedelerine ilişkin eleştirilerine tepki gösterdi.
Feyzioğlu’nun yargıyla ilgili bir toplantıda Van depremine değinmesi belki eleştirilebilir. Ancak Erdoğan’ın tepkisi ve sonrasında olanlar çok daha vahim bir tablo çiziyor. Erdoğan önce oturduğu yerden kızgınlığını belli ediyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül kolundan tutarak sakinleştirmeye çalışıyor, ama başaramıyor. Kısa süre sonra Erdoğan ayağa kalkıyor ve tepkisini yüksek sesle dile getiriyor. Bu arada Gül başta olmak üzere protokol de ayaktadır.
Erdoğan tepkisini dile getirdikten sonra “haydi gidiyoruz” anlamında el işareti yapıyor Cumhurbaşkanı Gül’e ve protokoldekilere.
İşte Türk Devleti’nin geleneklerine, devlet terbiyesine uymayan görüntüler bu el hareketi ile başlıyor. Karşımızda öyle bir tablo var ki, adeta Erdoğan bu devletin tek adamı. Herkes iki dudağının arasından çıkan her cümleye anında uymak zorunda. “Benim memurum, askerim, polisim, vatandaşım, köylüm” söyleminin perde arkasında yatan “ben, ben ben” duygusunun açığa çıkmış halidir. Bu söyleme, “benim cumhurbaşkanım, benim genelkurmay başkanım, benim devlet ricalim” de eklenmiştir.
Türk devlet geleneğinde devletin başında bulunan kişi yani han, padişah, cumhurbaşkanı devleti temsil eder. Devlet terbiyesi gereği herkes devlete, cumhurun başına saygı göstermek zorundadır. Bırakın el işareti ile “kalk gidiyoruz” talimatı vermek, önünde ceketlerini ilikleyerek gözünün içine bakarlar ne yapacak diye. Çünkü Cumhurbaşkanlığı makamı, Türk Milleti’nin ve Türk Devleti’nin temsil edildiği makamdır. Bu makama talimat vermek kimsenin haddi değildir. Bu makamda oturanlar da bugüne kadar hadsizlere hadlerini bildirmiştir. Devlet terbiyesi bunu gerektirir çünkü. Kimse Türk Devleti’ne “edepsizlik” yapamaz.
Bu devlet sokakta bulunmadı. Mustafa Kemal’in önderliğinde tarihi değiştiren bir İstiklal Savaşı’nın sonunda kuruldu. Binlerce yıllık mirası genlerinde taşıyor. Bu genler sokaktaki vatandaşından devleti yönetenlere kadar herkesin yapısında yer alıyordu. Ne zaman ki Mustafa Kemal’in mirası kesintiye uğratıldı, sağ sözde tarikat/cemaatlerin, sol da teröristlerin elinde kaldı devlet terbiyesi de ortadan kalktı. Bu ülkenin insanı muhafazak yapısı ile devlet/millet kavramını ve muassır medeniyet hedefini birleştirmesini bilmiştir. Siz devlet/millet kavramını ve muassır medeniyet hedefini ortadan kaldırırsanız, el işareti ile devleti peşinden sürükleyen yapıya dönüşürsünüz.
Yargıtay’daki törende ise 10 bin yıllık devlet terbiyesi, gelenekler yerle bir edildi. Başbakan Erdoğan önde, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Genelkurmay Başkanı ve devlet ricali arkada Erdoğan’ı takip ettiler.
Türk Milleti’nin bir ferdi, Türk Devleti için gerekirse canını bile vermekten çekinmeyecek bir vatansever olarak bu tablo içimi yaktı. Türk Devleti bir kişinin peşinden sürüklendi gitti o gün.
Yazık…