Ukrayna krizi başladığı günden itibaren Rusya’nın izlediği taktik ABD ve Batı’yı şaşırtıyor. Uluslararası diplomasi uzmanlarına göre bugüne kadar Sovyetler dönemine alışık olan Batı dünyası, Rusya’nın yeni taktiğine cevap vermekte zorlanıyor.
Celal ÇETİN
ABD Rusya’ya karşı klasik taktiğini uyguluyor. Dünya bu taktiğin aslında yabancısı değil. ABD ve Batı aleminin çok sık uyguladığı “insan hakları, demokrasi, demokratik hakların kullanılması, azınlık hakları, soydaşların hakları” gibi kavramlara dayanıyor. ABD ve Batı’nın bu kavramları kullanarak Rusya’nın etki alanına müdahalesi “renkli devrimlerle” başladı.
Renkli devrimler, ilk olarak, 2003 yılı sonunda Gürcistan’daki genel seçimlerde Şevardnadze’ye karşı yarışan Saakaşvili’nin taraftarlarının seçim sonuçlarına itirazı ile başlayan, sokak eylemleri ile süren ve daha sonra da bir grup genç destekçinin parlamentoyu “barışçıl” biçimde işgal ederek Saakaşvili’nin hükümete gelmesini kesinleştirdiği olaylarla birlikte gündeme geldi. Ardından aynı yıllarda Ukrayna’da benzer senaryo uygulamaya kondu. Ukrayna’daki senaryonun tekrarı 10 yıl aradan sonra geçtiğimiz günlerde yaşandı.
Her biri “lale, gül, kadife, portakal, turuncu, sedir” gibi sıfatlarla anılan “devrimlerin” perde arkasında Batı sermayesi ve stratejisi olduğu görülüyor. Bir başka ifadeyle bu devrimler ABD ve Batı Sovyet coğrafyasında yer alan ülkelerin Rusya’nın etkisinden koparılarak Batı emperyalizmine ve kapitalizmine bağlanması projesinden başka bir şey değildi.
Kapitalizmin bilinen ama her seferinde başarılı olan yöntemleri bu kez Rusya tarafından deşifre edildi ve farklı karşı stratejiyle cevap verilmeye başlandı. Yani Rusya düşmanlarının silahı ile savaşmaya başlamıştı. “Demokrasi, insan hakları, demokratik haklar” gibi kavramlarla…
Batılı ülkelerde yükselen Putin ve Rusya karşıtı yazıların arkasında, Moskova’nın giderek küresel bir güce dönüşmesinin yattığı vurgulanıyor. Rusya’yı tarafsız bir gözle değerlendiren bazı gazetecilere göre, ABD ve AB ülkeleri, Rusya’nın öncülüğünde gelişecek bir Avrasya Birliği’nden çekiniyorlar. Rusya’nın öncülük girişimleri Batı dünyasında, “Sovyetler Birliği’nin yeniden canlandırılması” olarak değerlendiriliyor.
Batılı ülkeler, 10 yıl öncesine göre Rusya’yı ciddi bir rakip olarak görüyorlar. Rusya’nın ideolojisi ve kaynakları, Batı’da çekince yaratıyor. Moskova’nın Avrasya Birliği hedefi de, Avrupa Birliği gibi bir siyasi projenin, doğrudan alternatifi olarak ortaya çıktı.
Bu yeni savaş konsepti Ukrayna’da denendi ve başarıya ulaştı. Rusya Kırım’a askeri müdahalede bulunmadı. Kırım halkı ve parlamentosu demokratik haklarını kullanarak önce bağımsızlığını ilan etti, ardından Rusya’ya bağlanma kararını uyguladı. Ukrayna’da da benzer gelişmeler yaşanıyor. Rusya “kendi soydaşlarının haklarını koruma” hakkını kullanıyor. Gürcistan’da, Ukrayna’da Batı’nın finansmanı ile yaşanan renkli devrimlerin bir benzeri bu kez Rusya tarafından uygulanıyor. İşte bu durum kapitalizmin alışık olmadığı bir gelişme.
RUSYA BATI’YI, BATI’NIN SİLAHIYLA VURUYOR
Rusya’nın beklenmedik hamleleri karşısında şaşıran ABD ve Avrupa, tüm kışkırtmalara ve propaganda aleti olarak kullanılan merkez medyanın gayretlerine rağmen Avrupa halkının böyle bir savaşa karşı hazır olmadığının farkında. Batılı televizyon kanallarında ve internet haber sitelerinde sürekli hale gelen anti-Rus propaganda eskisi kadar etkili olmuyor.
Rusya, SSCB’nin enformasyon savaşları ile yenilgiye uğradığını çok iyi biliyor ve bu kez aynı tuzağa düşmemekte kararlı görünüyor. Yeni savaş konseptini iyi uygulayan Rusya, internet siteleri ve uluslararası medya kuruluşları sayesinde kendisini anlatmayı ve insanları ikna etmeyi başarıyor.
Almanya’da yapılan bir ankete göre Almanlar’ın çoğu yapılan tüm propagandalara rağmen Rusya’nın Batı’ya karşı gösterdiği tepkiyi anlayışla karşılıyor. Dünyaca ünlü Der Spiegel’in yaptırdığı ankette Almanlar’ın yüzde 54’ü Kırım’ın Rusya’ya bağlanma karanının tanınması gerektiğini savunuyor.
Batı’nın başka devletlerle ilişkilerinde kullandığı araçları artık Rusya Batı’ya karşı kullanmaya başladı. Örneğin Rusya doğalgaz fiyatlarını “piyasa değeri” düzeyine çıkardı, Polonya’dan getirilen etin satışını “sıhhi nedenler” gerekçesiyle yasakladı ve resmi bildirilerde sadece “ekonomik ve sağlık koşullarını” dikkate alarak hareket ettiğini ileri sürdü. AB ise, Rus dış politikasındaki bu dönüşüm karşısında rahatsız olmaya başladı. Çünkü tehdit eden, sorunları askeri güçle çözen” bir Rusya’ya alışan AB, Rusya’nın değişen politikalarına karşılık vermesi zorlaşmaşa başladı.
Rusya askeri güce başvurmuyor, Batı’nın yaptığı gibi halk ayaklanmasını “demokratik eylemler” olarak kabul ediyor ve destekliyor. Bir anlamda Batı’nın devrimlerine karşı Rusya “karşı devrim” silahını kullanıyor. Yani Batı’nın klasik yöntemi olan “yumuşak güç” (soft power) yöntemini uyguluyor. Örneğin Baltık ülkelerindeki Rus kökenli azınlık taleplerini, “insan haklarını koruma” gerekçesiyle savunuyor.
Karşı devrimde Rusya’nın en büyük kozu ise, Batı dünyasının Gürcistan, Ukrayna, Kırgızistan gibi ülkelerde hayal kırıklığı yaratması. Renkli devrimlerin yaşandığı ülkelerde yaşayan halklara maliyeti hesaplanamaz boyuta ulaştı. İşsizlik, düşük ücret, konuttan sağlığa, eğitimden sosyal hizmetlere, ulaşımdan emeklilik yaşının artmasına toplumun yaşam şartları giderek kötüleşti. Renkli devrimlere inanan halklar, kapitalizmin acı yüzü ile karşılaştılar.
Gürcistan’da Saakaşvili’nin iktidara gelişinin ardından ülkedeki ekonomik büyüme iddia edilenin altında kaldı, Şevardnadze döneminin yolsuzluklarına, rüşvete ve bürokrasiye karşı tepkilerini arkasına alarak iktidara gelen Saakaşvili, uluslararası şirketlere sağladığı kolaylıkları Gürcistan halkının ihtiyaçları için sağlamadı. Bürokrasideki rüşvet ve yoksulluk, önceki dönemle kıyaslanabilecek bir biçimde arttı.
Kırgızistan’da bir “renkli devrim”le işbaşına gelen ve halk ayaklanmasıyla iktidardan düşen Bakiyev’in hükümeti zamanında 6-7 dolar asgari ücretle çalışmak zorunda bırakılan halk, Başbakan’ın yakınlarına ve aile efradına hibe ederek özelleştirdiği kamu kurumlarının hizmetlerine yapılan olağanüstü zamlar karşısında ezildi. Ukrayna’da da halk benzer ekonomik sıkıntılar ve yolsuzluklarla yaşamak zorunda bırakıldı. Rusya da renkli devrimlerin bu açıklarını çok iyi ve akıllıca kullanmayı bildi.
RUSYA’YI ZAYIFLATMA PLANLARI
Bugün Rusya başarılı hamlelerle Batı’nın planlarına karşı koyuyor. Ancak sözkonusu diplomasi uzmanlarına göre renkli devrim yaşamış ülkelerde işlerin tersine dönmesi, bu devrimler sırasında ileri sürülen temel propaganda argümanlarının bir daha kullanılamayacağı anlamına gelmiyor. Batı bu argümanlarını güncelleyerek sürekli kullanmaya devam edecek. Rusya da Batı ile mücadeleye devam etmek istiyorsa, kendi yöntemlerini de güncellemeli. Batı dünyasının argümanlarını elinden alacak stratejiler geliştirmeli, genel kabul gören kavramlara sahip çıkarak korumalı.
Uzmanlar Ukrayna olaylarından sonra büyük devletlerin jeopolitik mücadelesinin keskinleştiğini vurguluyorlar. Ayrıca, Washington’un stratejik çıkarlarını sağlamak için yeni yöntemler arayışında olduğu biliniyor. Genel olarak Avrasya coğrafyasında daha etkin faaliyet göstermek için farklı senaryolar hazırlanıyor.
ABD modern dünyada büyük bir savaşa hazır değil ve göze alamıyor. Diğer büyük devletler ise Amerika ile savaştan kaçınıyorlar. Örneğin, Rusya bölgesel supergüçten küresel çapta büyük nüfuz sahibi olan devlete dönüşmek istiyor. Ukrayna ile ilgili attığı adımlar bu isteğinin belirtisi. Fakat bu amaca savaş yoluyla ulaşmanın imkansızlığının Kremlin de farkında. Her iki ülke büyük bir askeri savaştan kaçınırken enformasyon savaşlarına ağırlık veriyor ve Rusya’yı zayıflatacak adımlar atıyor. ABD Çin’i durdurmak için Japonya ve Kore’yi bölgesel güç haline getirdi. Aynı taktüiği Rusya’ya karşı da uygulayacak. Rusya sınırında ve yakın ülkelerde lokal savaşlar çıkarabilir, Amerika’ya yakın olanları askeri ve siyasi olarak güçlendirebilir.