ABD ile Rusya arasındaki rekabet Kırım olayı ile alevlendi. ABD cezalandırma silahını devreye soktu.Bunun için önünde askeri, diplomatik ve ekonomik yaptırım silahları bulunuyor. Gözlemcilere göre bu yaptırımların Rusya için etkileri sınırlı olacak.
Celal ÇETİN
ABD’nin, ulusal çıkarları ile doğrudan bağlantısı olmayan ve Amerikan halkının pek tanımadığı Ukrayna için Rusya karşısında askeri güç kullanması, alanda çok büyük gelişmeler olmadıkça uzak ihtimalken, Rusya’nın G-8’den çıkarılması gibi diplomatik olasılıklar “sembolik” adımlar olacağından çok etkili olacağı düşünülmüyor, Rusya’ya karşı en etkili koz ekonomik yaptırımlar.
Rusya’nın Kırım’ı kontrol altına almasının ardından uluslararası alanda yoğun diplomatik temaslara başlayan ABD, Rusya’yı uluslararası toplumdan izole ederek geri adım attırmaya çalışıyor. Bu noktada ABD’nin önündeki seçenekler de şöyle: Askeri, diplomatik ve ekonomik adımlar.
Askeri seçenek mümkün değil
Askeri seçenekler noktasında, ABD’nin, Rusya’nın askeri güç gösterisine benzer şekilde karşılık vermek veya bunu NATO gibi örgütler yoluyla yapmak gibi opsiyonları bulunuyor.
ABD, son gelişmeler karşısında Rusya ile askeri ilişkileri askıya aldı. Akdeniz’deki ABD gemilerinin Karadeniz’e doğru hareketliliğine dair haberler ise ABD Savunma Bakanlığı’nca yalanlandı. Ancak Washington için sahada çok büyük değişiklikler olmadığı müddetçe, şu anda askeri seçenek uzak görünüyor.
Birincisi, Ukrayna ABD’nin “ulusal çıkarlarını” doğrudan etkileyen bir ülke değil. Amerikalı yetkililerin sert açıklamalarına rağmen, “Ukrayna meselesi bizim ulusal çıkarımızı ilgilendiriyor” ifadesini kullanmamaları gözden kaçmıyor.
İkinci olarak, Ukrayna Amerikan kamuoyunun pek aşina olduğu bir ülke değil. Ortadoğu’nun göbeğinde 3 yıldır kan dökülen, tüm dünyanın gündeminden düşmeyen ve ABD’nin “ulusal çıkarları için önemli” olduğunu söylediği Suriye konusunda bile ABD yönetiminin herhangi bir askeri adım atmasına karşı çıkan Amerikan halkının, bunu Ukrayna için istemesi neredeyse imkansız.
Üçüncü olarak, Kongre de Obama’nın arkasında durmaz görünüyor. ABD’nin dünyada daha etkin olmasını ve Suriye konusuna ABD’nin daha çok müdahil olmasını isteyen Senatör John McCain’in bile konu Ukrayna ve Rusya olduğunda, sorunun askeri değil diplomatik yollarla çözülmesi gerektiğine vurgu yapması, Kongre’deki genel havayı ortaya koyuyor.
Dördüncü olarak, Washington’daki diğer genel kanı, ABD’nin, Ukrayna için Rusya ile askeri anlamda “karşı karşıya” gelmek istemeyeceği. Obama yönetiminin, Suriye’de bile sınırlı askeri seçeneklerden uzak durduğu ve Rusya ile karşı karşıya gelmek istemediği düşünüldüğünde, Ukrayna için askeri seçenek de uzak görünüyor.
“Putin blöf yaptığımızı biliyor”
Brookings Enstitüsü uzmanı Michael O’Hanlon da askeri karşılık ihtimalini çok düşük bulduğunu söyledi. O’Hanlon, “Askeri yanıt için hazırlıklar yapmamız gerektiğini söyleyenlere katılmıyorum” dedi.
O’Hanlon, “Askeri seçeneklerden konuştuğumuzda Putin blöf yaptığımızı veya bunu gerçekten yapmayacağımızı biliyor” ifadesini kullandı. Bunun da Putin’de, neredeyse ABD’yi test etmek için şansını sonuna kadar kullanma isteğini yaşattığını dile getiren O’Hanlon, “Dolayısıyla, (askeri seçeneğin) yanıt vermek için en iyi yol olduğunu düşünmüyorum” diye konuştu.
Düşünce kuruluşlarından Heritage Foundation’da Dış Politikalar Direktörü James Carafano da Rusya’ya askeri karşılık verme seçeneğinin pek olası görünmediğini söyledi.
Askeri seçenek için diğer bir opsiyon ise NATO’nun kullanılması. Bu konuda Polonya, NATO’nun istişare amaçlı 4. maddesinin aktive edilmesi talebini iletti ama Ukrayna NATO üyesi olmadığından NATO’nun güvenlik şemsiyesi altına giremeyeceği belirtiliyor.
O’Hanlon da Ukrayna’nın NATO üyesi olmadığına dikkati çekerek, “Bu kriz üzerinden nükleer savaş riski fikri bana mantıklı gelmiyor” dedi.
Başka uzmanlar da ABD ve NATO’nun Rusya Daimi Temsilciliği personeline ittifakın merkez ofisine erişimin sınırlandırılması kararından daha öteye askeri bir yaptırım uygulayamayacaklarını belirtiyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından, “Görünüşe göre Kuzey Atlantik İttifakının bugün Rusya temsilcilerinin ofislerine erişiminden daha önemli bir sorunu yok” şeklindeki açıklamasını değerlendiren uzmanlara göre ABD ve Batı’nın elinde cidi bir argüman bulunmuyor.
AB ülkelerinin de askeri seçeneklere olumlu bakmadığı dikkate alındığında, ABD ve uluslararası toplumun elinde diplomatik baskı ve ekonomik yaptırımlar kalıyor.
Diplomatik yaptırımın etkisi olmaz
Washington, uluslararası arenada Rusya’ya karşı tek bir ses oluşturmaya çalışıyor.
İngiltere, Fransa, Almanya başta olmak üzere birçok ülkenin liderleriyle görüşen Obama, G-7 ülkelerini, Rusya’da yapılacak G-8 toplantısının hazırlık faaliyetlerini askıya almaya ikna etti. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry de Rusya’nın G-8’den ihraç edilmesi gibi bazı tehditlerde bulundu. Peki bunlar etkili olabilir mi?.
Rusya’nın G-8’den çıkarılması Batı tarafından reddedildiği anlamına gelir ve bu noktada Kerry’nin G-8 tehdidine şimdiden bazı AB ülkelerinden karşı çıkış geldi. Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier, “G8-bizim Batı olarak Rusya ile doğrudan konuştuğumuz tek bir yapıdır. Biz gerçekten bu tek yapıyı feda edecek miyiz?” ifadesini kullanırken, Belçika da Rusya’nın G-8’den çıkarılmasına karşı duruş sergiledi.
Bu noktada, Rusya’nın, dünya kamuoyunun ciddi tepkisini çekecek yeni adımlar atmadığı müddetçe, ABD’nin bu ülkeye yönelik bu diplomatik adımını başarabilmesi için önemli ikna turları yapması gerekiyor.
Bunun yanında, G-8’den dışlansa bile Rusya hala birçok uluslararası örgütün üyesi. Rusların, BM Güvenlik Konseyi’nde veto hakkı bulunuyor, İran ile 5+1 görüşmeleri, Kuzey Kore ile altılı görüşmelerde yer alıyorlar ve Suriye krizinin çözümündeki taraflardan biri.
Dolayısıyla, ABD uluslararası kamuoyunda Rusya’yı yalnızlaştırmayı bir noktada başarabilse de görmezden gelinecek bir ülke haline getirebilmesi imkansız.
Bunun yanında, Putin’in ABD ve AB’nin tüm bu diplomatik izolasyon ve kınama hareketlerini dikkate alıp almayacağı merak konusu. Çünkü Gürcistan örneğinde, Putin’in bu tip “imaj” meselelerini çok fazla önemsemediği açıkça görülmüştü.
Tek seçenek ekonomik yaptırım
ABD ve diğer ülkelerin elindeki en önemli seçenek ekonomik yaptırımlar.
Washington çevrelerinde birçok kesim, Rusya’ya yönelik yaptırımların genişletilmesini istiyor. Rus liderlere yönelik vize yasaklarından, Kırım’daki Rus banka ve özel sektör şirketlerine yaptırımlara, geniş çaplı baskıların Rusya ekonomisini etkileyebileceği belirtiliyor. AB liderleri de Rusya ile vizeler ve daha fazla ekonomik işbirliğine yönelik görüşmeleri durdurabileceklerini ifade ediyor.
Rusya ekonomisinin Batı’ya bağımlılığı göz önüne alındığında, bu adımlar etkin bir araç olarak da ortaya çıkıyor, ama işin çetrefilli noktaları da var. Çünkü Rusya’nın Avrupa’ya bağımlılığı kadar Avrupa ekonomisi de Rusya ile ticarette ciddi entegrasyon içinde. Bu noktada şimdiden İngiltere, Almanya ve Hollanda gibi ülkelerin ciddi ekonomik yaptırımlara yönelik çekinceleri gün yüzüne çıkıyor.
Bazı uzmanlara göre Rusya hem eski Sovyet ülkelerindeki etkisinin devam etmesini istiyor, hem de güçlü olacağı bir ekonomiye sahip olmak için çalışıyor. Rusya, gelecek 10 yılda savunma alanında 600 milyar dolarlık modernizasyon yapmayı planlıyor. Bu modernizasyonu, enerji ihracatı yapmadan yapamaz.
Ancak Avrupa’nın Rusya’nın enerjisine yönelik bağımlılığına da dikkati çeken uzmanlar, ancak Putin’in Avrupa’nın Rusya’nın enerjisine ihtiyacı olduğunu bildiği için yaptırım tehditlerini çok fazla dikkate almayabileceğini belirtiyorlar.
Sözkonusu uzmanlara göre aynı zamanda Rusya’nın dünyaya, dünyanın Rusya’ya ihtiyacı olduğundan daha fazla ihtiyacı var. Rus doğalgaz ve petrolünün ihracatını azaltacak yollar bulunabilir. Ruslar bunları uluslararası bankalara girişleri olmadan yapamazlar. Eğer ciddi bir yaptırım olursa Rus ekonomisine etkisi çok yüksek olur.
Öte yandan bazı uzmanlar ise siyasi ve ekonomik yaptırımların Rusya üzerindeki etkisine kuşkuyla yaklaşıyor. Putin’in “oyunu çok zekice oynadığını” savunan bu uzmanlara göre Avrupa ve Rusya ekonomik olarak birbirine çok fazla entegre olmuş durumda. Bir yaptırımın etkili olabilmesi için sadece ABD değil Avrupalıların da ekonomik yaptırımlar getirmesi gerekiyor, ancak bundan acı çekecek olan Avrupalılar ve bu noktada Avrupalılar arasında konsensus sağlamak zor olabilir.
ABD’de doğalgaz ve petrol piyasası üzerinden Rus ekonomisinin etkilenmesine yönelik diğer planlar da görüşülüyor. Bu arada ABD Başkanı Obama AB ortaklarına Rus doğalgaz ithalatından vazgeçmelerini önerdi. Bunun yerine Amerikan sıvılaştırılmış gaz almalarını teklif etti. Milli Enerji Güvenliği Fonu Genel Müdürü Konstantin Simonov ise ilk bakışta çekici görünen bu teklifin ekonomi bakımından uygulanmasının mümkün olmadığını söyledi.
Simonov, “ABD’de doğalgaz üretimi hızla azalıyor. Bunun nedeni şeyl petrolünün artan rolüdür. Petrol fiyatı daha yüksek, gaz fiyatı ise ABD’de çok düşüktür. Ama en önemlisi sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatının başlanması halinde ABD’de gaz fiyatlarının artacağıdır. Bu, ABD ekonomisinin yeniden yapılandırılmasına dayanan Barack Obama’nın ekonomik politikasının sonu olacaktır. Böylece ABD’den büyük miktarda sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatının yapılacağı imkansız görünüyor” dedi.
Ayrıca Rusya’nın Batı’nın yaptırımlarına karşı kendi önlemlerini almak niyetinde olduğunu unutmamalı. Amerika’lı finans uzmanı Jim Sinclair, ABD’nin Rusya’ya karşı uyguladığı yaptırımların ‘kendi ayağına sıkmaya’ benzediğini söyledi.
Türkiye’ye etkileri
ABD ve Batı ile Rusya arasındaki gizli savaş ve yaptırımların Türkiye’yi yakından ilgilendirdiğini belirtiliyor. Uzmanlara göre Türkiye Batı dünyası ile birlikte hareket edeceğini, referandumu ve ilhakı kabul etmeyerek gösterdi. Ve dolayısıyla Batı dünyasının yaptırımlarının bir parçası olacaktır. Türkiye yeniden NATO üyesi olduğunu ve Avrupa Birliği ile müzakere ettiğini hatırladı ve Batılı bir aktör kimliğini öne çıkarttı.
Fakat bu yaptırım kararlarının alındığı süreçte Türkiye’nin karar mekanizmalarında yer aldığını söylemek mümkün değil. Sonuçta Türkiye Almanya ile birlikte bu süreçten en çok etkilenecek aktör. Türkiye açısından konu sadece Kırım Tatarları ve Karadeniz’deki dengelerin değişmesi ile sınırlı değil. Karadeniz güvenliği konusunda Türkiye bugüne kadar Rusya ile birlikte hareket ediyor ve Karadeniz’in güvenliğini çok fazla Batılı aktörleri müdahil etmeden Rusya ve Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerle birlikte yürütüyordu. Son gelişmelerle bu denge kayboldu. Artık o projede Ukrayna ve Gürcistan yok. Romanya ve Bulgaristan zaten NATO üyesi. Rusya ise şu anda Türkiye için ‘öteki’ haline geldi. Bu şekilde bölgesel yapılanmaların tamamının dinamitlendiğini söyleyebiliriz şu durumda. Türkiye Karadeniz’in güvenliği konusunu önemsiyor ve görünen o ki Türkiye güvenlik konusunda NATO’ya dönecek.
İkincisi ekonomik yaptırımlar. Eğer bir takım üst seviyede kararlar alınırsa şimdikilerden farklı olarak, Almanya ve Türkiye bundan çok fazla etkilenecek. Türkiye enerji olarak sadece petrol ve doğalgaz değil nükleerde de Rusya’ya bağımlı. Ayrıca 40 milyar dolara yakın ticari ilişkisi var. Bunun yerine koyabileceği bir alternatifi ise yok.
Uzmanlar ABD ve Batı ile Rusya arasındaki gizli savaş ve yaptırımların Türkiye’yi yakından ilgilendirdiğini belirtiliyor. Türkiye enerji olarak sadece petrol ve doğalgaz değil nükleerde de Rusya’ya bağımlı. Ayrıca 40 milyar dolara yakın ticari ilişkisi var. Bunun yerine koyabileceği bir alternatifi ise yok. Bir yandan kendisini AB ve ABD’nin politikalarına dahil olmak zorunda hissediyor, diğer yandan Rusya ile olan siyasi ilişkilerin zarar görmesini istemiyor. Öte yandan AB ve Rusya ile ekonomik ilişkileri geliştiği için AB’nin ekonomik yaptırımlardan zarar görmesi ile Türkiye de zarar görecek. Yaptırımlar sonunda AB ekonomisi zarar görürse, AB ile iş yapan Türk özel sektörü de bundan etkilenecek.
Türkiye’nin ekonomik anlamda göreceği zarar, tüm AB ülkelerinin toplamına eşit olabilir. Bilindiği gibi Türkiye son yıllarda ABD ve AB ülkelerine alternatif olarak Avrasya, Orta Doğu, Afrika ve Orta Asya coğrafyasındaki partnerleriyle ortak çıkarlar zemininde ekonomik ve politik alanlardaki ilişkilerini geliştiriyor. Türkiye’nin dış ticaretinin yüzde 50’sinden fazlası artık bu ülkelere yapılıyor. 2013’te Türkiye’nin ihracat yaptığı ülkeler sıralamasında 11.8 milyar dolarla Irak, 7.3 milyar dolarla Rusya, 3.8 milyar dolarla Çin, 3.6 milyar dolarla Mısır ve 2.9 milyar dolarla Libya ön sıralarda yer alıyor.
AB ülkelerinin bu yılki tahmini büyüme hızı yüzde 0.2 olarak hesaplanıyor. Tüketim hızla azalırken toplumsal olaylarda artış gözleniyor. ABD ise ekonomik krize girmemek için sıkı tedbirler alıyor. Bu çerçevede Türkiye’nin ekonomisini krizlerden koruyabilmek için kendi coğrafyasındaki ülkelerle ilişkilerini korumak ve geliştirmek zorunda.
Türkiye’nin en büyük ikinci ticari partneri olan Rusya ile arasındaki ekonomik ve ticari işbirliği son yıllarda çok hızlı gelişti ve “stratejik partner” düzeyine ulaştı. Özellikle Türkiye’nin Rusya’ya olan ihracatında önemli artış sağlandı ve 2013’te 32.2 milyar dolara yükseldi. 2013’te 4.2 milyon Rus turist tatillerini Türkiye’de geçirirken inşaat, müteahhitlik, yapı malzemeleri, enerji, gıda, tarım ürünleri, bankacılık gibi alanlarda Türk özel sektörü önemli pay aldı.
Öte yandan Türkiye ile Rusya arasında lojistik alanında da güçlü bağ oluştu. Ukrayna yolu kapansa bile Türk ihracatçılar için Trabzon ve Samsun ile Novorossiysk ve Gelinjik arısındaki feribot hatları, Samsun Kavkaz tren-feri hattı ile Gürcistan Verhniy Lars sınır kapısı gibi alternatif güzergahlar bulunuyor.
Son olarak Türkiye kendi içine kapandı ve bölgesindeki gelişmeleri yeteri kadar izlemiyor. Ayrıca uluslararası kararlar alınırken Türkiye’nin söz hakkına sahip olma konusunda sıkıntılar yaşandığı biliniyor.
Sonuç olarak Rusya’ya uygulanacak siyasi veya ekonomik yaptırımda Türkiye önemli oranda etkilenecek. Bir yandan AB ve ABD’nin politikalarına dahil olmak zorunda kalacak, diğer yandan Rusya ile olan siyasi ilişkilerin zarar görmesini istemiyor. Öte yandan AB ve Rusya ile ekonomik ilişkileri geliştiği için AB’nin ekonomik yaptırımlardan zarar görmesi ile Türkiye de zarar görecek.
Rusya’nın kozları
Rusya ile iş yapan ABD ve Avrupa şirketleri Rusya’nın en büyük kozlarından biri. ABD ve Avrupa tarafından Rusya’ya uygulanması planlanan yaptırımların Batı şirketleri üzerinde olumsuz etki yaratacağı söylenirken, dış piyasaların Rusya’ya yaptırım konusunda iki kez düşünmek zorunda kaldığı sinyallerini veriyor.
Pirelli yaptığı bir duyuruda Rus devleti tarafından yönetilen OAO Rosneft isimli petrol firmasıyla 695 milyon dolarlık bir anlaşma imzalamaya hazırlanırken, Rus şirketini en büyük hissedarı yapacak. Alman RWE AG ise petrol ve gaz alt şirketini Rus Mikhail Fridman’a 7 milyar dolar karşılığında satacağını duyurdu.
Bu örnekler Rusya ve Avrupa arasında iş bağlarının ne kadar derinleştiğini gösteriyor. Otomobil firmalarından yoğurt şirketlerine kadar birçok Avrupa firması Rusya’da geçtiğimiz 20 yıl boyunca milyarlarca dolar yatırım yaparak şimdi gelinen noktada kaybedecek çok şeyleri olduğuna inanıyor. Bunun yanında son zamanlarda yavaşlamaya başlayan Rus ekonomisinde kazançların zayıflayan para birimi ve öngörülemeyen hukuk sisteminden dolayı azalması şirketlerin bakış açısının değişmesine neden olabilir.
Eastern Commitee of German Business başkanı Eckhard Cordes, “Sert ekonomik yaptırımlar yalnızca Rus ekonomisini zayıflatmaz, Avrupa ekonomisine de zarar verir” dedi.
Öte yandan otomobil üretim devi Ford düşen talep ve zayıflayan rubleden dolayı üretimde azatlıma gidebileceklerini açıkladı. Pirelli ve RWE anlaşmalarına yakın kaynaklara göre bu görüşmeler haftalardır devam ediyordu.
Moskova’da bulunan Rus-Alman Ticaret Odası başkanı Michael Harms, endişelerin gittikçe büyüdüğünü dile getirdi. Almanya, Rusya’nın en büyük yabancı yatırımcılarından olmakla birlikte en büyük ticari ortaklarından da.
Yavaşlayan Rus ekonomisi ve zayıflayan rubleyle nasıl baş edilebileceğini sorgulayan şirketlerin sayısının gittikçe arttığını belirten Harms, “Ve şimdi çok büyük bir güven kaybı var Rus hükümetine yönelik. Bu son zamanlardaki yaptırım söylemleriyle beraber çok daha fazla arttı” dedi.
Rusya, ABD ve bir takım müttefiklerinin bazı Rus yetkilileri ve kredi kuruluşlarına karşı uyguladığı yaptırımlardan dolayı siyasi ve ekonomik zarar görmedi. Sonuç olarak Batı Avrupalı şirketler biraz daha köşeye sıkışmış durumda. Son olarak Rusya’nın Ukrana’ya sattığı doğalgazın fiyatına zam yapması bile Avrupa ülkelerini korkutmaya yetti.
Rusya enformasyon savaşlarını kazandı
Rusya’ya karşı rezil olan Avrupa ve ABD biliyor ki; Avrupa halkı tüm kışkırtmalara ve propaganda aleti olarak kullanılan merkez medyanın gayretlerine rağmen böyle bir savaşa karşı hazır değildir. Batı televizyon ve internet haber sitelerinde gün boyu yapılan Anti-Rus propagandası gerçekler karşısında istenildiği gibi etkili olamıyor.
Zira; Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin enformasyon savaşlarıyla yenilgiye uğradığını bilen Rusya bu kez aynı tuzağa düşmemekte ısrarlı görünüyor. Rusya, internet haber sitelerinden ve uluslararası yayın yapan medya kuruluşları sayesinde Batı’da kendini iyi anlatmayı ve insanları ikna etmeyi başarıyor.
Örneğin; Almanya’da yapılan bir ankete göre, Almanlar’ın çoğunluğu yapılan tüm propagandalara rağmen Rusya’nın Batı’ya karşı görsterdiği tepkiyi anlayışla karşılıyor. Hatta dünyaca ünlü “Der Spiegel”in yaptırdığı ankette Almanlar’ın yüzde 54’ü Kırım’ın Rusya’ya bağlanma kararırının tanınması gerektiğini savunuyor.
Batı’nın başka devletlerle ilişkilerinde kullandığı araçları artık Rusya Batı’ya karşı kullanmaya başladı. Örneğin, Rusya doğal gaz fiyatlarını ‘piyasa değeri’ düzeyine çıkardı, Polonya’dan getirilen etin satışını ‘sıhhi nedenler’ gerekçesiyle yasakladı ve resmi bildirilerde sadece ‘ekonomik ve sağlık koşullarını’ dikkate alarak hareket ettiğini ileri sürdü, Baltık ülkelerindeki Rus kökenli azınlık taleplerini ‘insan haklarını koruma’ gerekçesiyle savundu. AB ise, Rus dış politikasındaki bu dönüşüm karşısında rahatsız olmaya başladı. Çünkü “tehdit eden, sorunları askeri güçle çözen” bir Rusya’ya alışan AB, Rusya’nın değişen politikalarına karşılık vermesi zorlaşmaya başladı.
AB-Rusya arasında ekonomik ve ticari ilişkiler karşılıklı bağımlılık düzeyine ulaşmıştır. AB günümüzde Rusya’nın en büyük dış ticaret ortağına ve dış yatırımlar kaynağına dönüştü. Rusya ise AB’nin en büyük 3’ncü dış ticaret ortağı ve durgunluk yaşayan ‘avro bölgesi’ bakımından önde gelen piyasalardan birisi olma konumuna yükseldi. AB ile Rusya mevcut tüm siyasi ve ekonomik sorunların büyüklüğüne rağmen, birbiriyle işbirliği yapmaya mahkum iki ortak haline geldi. Avrupa iş çevreleri, Avrupa kapitalizmi için çok çekici gelen Rusya piyasasından kolaylıkla vazgeçemeyecek. AB, üye devletlerde üretilen mamullerin pazarlanması bakımından oldukça cazip özelliklere sahip Rusya gibi yanı başında bulunan bir piyasayı kaybetmek istemeyecek.
Rusya, AB’ye sattığı enerji kaynaklarına karşılık olarak, AB ülkelerinden gıdadan otomobile kadar çok geniş yelpazede hazır ürün ithal ediyor.
AB’nin son yıllarda yaşadığı ekonomik kriz düşünülürse, Rusya’nın Avrupa için taşıdığı önem daha iyi anlaşılacak. Başta Macaristan, Bulgaristan ve Slovakya olmak üzere, AB’nin yeni üyelerinin Rusya ile önemli ekonomik ilişkileri bulunuyor.Bazı Rus siyaset bilimcileri de önümüzdeki dönemin Asya ya da ‘Çin dönemi’ olmasının, ne Amerikalılar, ne Avrupalılar, ne Ruslar tarafından istendiğini, bu nedenle Atlantik’in iki kıyısındaki söz konusu güçlerin aralarındaki kültürel ve tarihi ortak noktalarının farkına vararak Batı’nın istenmeyen güçler karşısında birleşmeleri gerektiği ileri sürüyor.
Ayrıca Rus uzmanlar, mevcut tüm problemlere rağmen, Batı’nın kilit öneme sahip güvenlik konularında Çin’e göre Rusya’ya daha fazla güvendiğini belirtiyor. Rusya, Çin’i ‘desteklenmesi gereken dost, ya da sınırlandırılması gereken bir tehdit’ olarak görme ikilemi ile karşı karşıya bulunuyor. Rus uzmanlar güçlü Çin’in Rusya için ekonomik ve siyasi tehlike arz ettiğini, diğer yandan Çin gibi Batı’nın ‘mamul ürün deposu’ niteliğine sahip olan, antidemokratik ve baskıcı bir devletin hammadde deposuna dönüşmesinin Rusya’nın uzun vadeli çıkarlarına aykırı olduğunu dile getiriyorlar.