Uluslararası gelişmelerde azınlık kavramı da ulus-devletler için tehdit unsuru olarak kullanılmaya başlandı. Küreselleşme ve ulus-devletlere yönelik planlamalarda azınlıklar kullanılmaya müsait silahlar olarak algılanıyor.
Celal ÇETİN
Türkiye’de etnik azınlık kategorisine girmemesi gereken grupların başında ortak değerlere sahip Kafkas kökenli Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlar geliyor. Etnik kökenlerine bakmaksızın Kafkasyalı olmaları, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve kökleri arasında bir bağ olduğunu gösteriyor. Türkler ile Kafkas kökenliler arasındaki dil, din ve kültür etkileşimi onları özellikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin asli unsuru haline getiriyor.
Türkiye’nin hangi politika ile bölgede daha aktif olacağı önem kazanıyor. Süreç içerisinde ideolojik bakışa bağlı olarak din, Türk milliyetçiliği, Rusya ile doğrudan doğruya karşı karşıya gelme gibi seçenekler ortaya çıkıyor ancak bunlar Türkiye ve bölge için ciddi sıkıntıları da beraberinde getiriyor.
Türkiye‘nin bölge ülkelerinin toprak bütünlüğüne dayalı politikası çerçevesinde ekonomik çıkar ve ilişkilere paralel olarak Rusya Federasyonu ile olan ticari ilişkileri enerji işbirliği başta olmak üzere önemli noktalara ulaştı. Türkiye bölgeye yönelik ilişkilerinde bu faktörleri dikkate almak zorunda. Bir takım iniş çıkışlara ve sorunlara rağmen Türkiye başarıyla bu dengeyi korumuş görünüyor.
Bu noktada siyasal Kürtçülük hareketlerinin Türkiye’nin ulus-devlet bütünlüğünü tehdit etmesi gibi Kafkas kökenlilerin de bazı talepleri ve özellikle partileşme çabaları aynı tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Siyasetbilimcilere göre Türkiye’nin yanısıra Kafkasya’da da “etnik azınlık hakları” kavramı, küreselleşme planlarının bir parçası olarak kullanılmak isteniyor. Bu nedenle özellikle Türkiye’de yaşayan Kafkas kökenlilerin mensubu oldukları devletten azınlık hakları talebi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti için tehlikeli sonuçlara yol açabilir. Özellikle Kafkasya gibi çatışma riski büyük olan bölgelerle ilgili kararlar dikkatli ve soğuk kanlı değerlendirmelerden sonra alınmak zorunda.
TÜRKİYE’NİN KAFKAS POLİTİKASI
Türkiye‘nin bölgeye yönelik politikasının temelinde çoğulcu demokrasinin kurulması ve desteklenmesi yoluyla bölge ülkelerinin bağımsızlıklarının pekiştirilmesi yer alıyor. Bu durum, ayrılıkçı‖ olarak nitelendirilen azınlıkların ve komşu devletlerin bağımsızlık ve toprak taleplerine karşın Kafkasya‘daki ülkelerin toprak bütünlüklerinin korunması politikasını beraberinde getiriyor.
Kuzey Kafkasya diaspora ve derneklerinin itirazları bu noktada başlıyor. Bu durum en azından başlangıçta bağımsızlık yanlısı halkları destekleyen diaspora ve derneklerin ve Türkiye‘nin politikasının çelişmesi anlamına geliyor. Diaspora, Türkiye’nin bu halkları desteklemesi, hatta bu doğrultuda aktif rol üstlenmesini istiyor. Türkiye‘nin yaklaşımı ise çatışma ve anlaşmazlıkları barışçı yollarla ve uluslararası camianın katılımıyla çözüm bulmak şeklinde ortaya çıkıyor.
Sonuç olarak Abhazya ve Çeçenistan gibi çatışma bölgeleri söz konusu olduğunda Türkiye resmi politikasını biraz esneterek insani yardımların ulaşması, bölgeye yönelik kamuoyu çalışmalarına müsamaha gösteriyor. Türkiye‘de bulunan Kafkas kökenliler ve organizasyonları zaman zaman Türk-Rus ilişkilerini gerginleştirdi. Ancak Türkiye’nin istikrarlı sayılabilecek tavrı ve ilişkilerin karşılıklı taşıdığı önem yumuşamayı gerçekleştidi. Kafkas derneklerinin Türkiye’yi kesin olarak istedikleri noktaya çekmekte başarılı olduğu söylenemez. Kültürel ve ekonomik ilişkilerin kurulması ve geliştirilmesi gibi konularda daha etkili çalışmalarda bulundukları görülüyor.