Cumhurbaşkanı Erdoğan, 29 Haziran’da NATO Parlamento Başkanları onuruna verdiği yemekte, NATO içinde daha güçlü ve kapsayıcı bir savunma mimarisine ihtiyaç bulunduğunu belirterek, “İttifak çapında Teksas’tan Ankara’ya uzanan amasız, fakatsız bir güvenlik ve savunma ağı oluşturmalıyız” demişti. Bu açıklama bazı mahfillerde “Teksas lobisi” olarak yorumlanmıştı. Farklı bir pencereden bakılabilir mi?
Celal ÇETİN
Biz farklı bir pencereden bakmaya çalışacağız.
Önce bir şerh düşelim. Dünya çok garip ve değişken bir dönemden geçiyor. Buna “belirsizlikler” dönemi denebilir. 24 saat sonrasını öngörmek mümkün değil. Analiz, olasılıkları tahmin edebilmektir. Analizlerin temeli sağlam donelere dayanır. Ancak günümüzde sağlam donelerin sağlamlığı da tartışmaya açık. Bu yazıyı “her an her şey değişebilir” ihtimali eşliğinde okuyun.
ABD Başkanı Donald Trump ilk sınavına, 3 Kasım 2026 tarihinde yapılacak Kongre seçimlerinde girecek.
İkinci sınavı, 7 Kasım 2028’de yapılacak başkanlık seçimleri. Trump üçüncü kez aday olmak istediğini saklamıyor. Ancak ABD anayasası iki döneme izin veriyor. Yani Trump üçüncü kez aday olamaz.
Bu arada, ABD’de Trump’a yönelik güvensizlik ve tepki artıyor. Associated Press ve NORC Araştırma Merkezi’nin Nisan ayı anketine göre, İran savaşı, Hürmüz krizi, “İsrail’in esiri olduğu” eleştirileri, artan enerji maliyetleri ve ABD’de artan enflasyon Trump’a duyulan güveni yüzde 30’lara kadar düşürdü.
Trump’ı başkanlık koltuğuna oturtan MAGA hareketinin (Trumpizm) Amerikan halkındaki karşılığı da hızla erozyona uğruyor. Ki, Trump’ı ikinci kez seçtiren bu hareket olmuştu.
Trumpizm, Trump’ın siyasi görüşlerini, liderlik tarzını ve tabanının beklentilerini içeren sağ popülist bir siyasi akımdır. “Önce Amerika” sloganıyla özetlenen bu yaklaşım; milliyetçiliği, ekonomik korumacılığı, göçmen karşıtlığını ve kurumlar üstü “lider sadakatini ve itaati” esas alan bir siyaset tarzını benimser.
MAGA Hareketi de “Make America Great Again” (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) yine Trump’ın öncülük ettiği, ABD’de ulusalcı, sağ popülist ve milliyetçi politikaları savunan siyasi bir akımdır.
Dış politikada küresel taahhütleri azaltmayı ve ülkenin iç çıkarlarını her şeyin önüne koymayı hedefler. Yerli üretimi korumak için dış ticarette gümrük vergilerini artırmayı ve küresel anlaşmaları eleştirmeyi savunur. Yasadışı göçe karşı çok sert önlemler alınmasını ve sınır duvarları örülmesini destekler. Küreselci ve liberal kültürel akımlara karşı geleneksel Amerikan değerlerini savunur.
Trump ismini taşıyan yeni politik akımlarla, Amerikan devletinin dayandığı tüm temel sistemleri sarsmış, geleneksel ikili Demokratlar-Cumhuriyetçiler yönetim sistemine Trumpizm akımını sokarak üçüncü bir ideolojik tercih sunmuş ve Amerikan halkını ilk kez ideolojik ve siyasi ayrıştırma ile tanıştırdı.
Amerikan elitleri ile Amerikan halkı ve eyaletler arasında uzun yıllara dayanan ama kimsenin dile getirmediği ve otoriter “merkezi devlet sistemi” ile baskılanan ayrışma su yüzüne çıktı.
Trumpizm Amerikan siyasetini dalgalandırırken, Hint kökenli Müslüman Belediye Başkanı Zohran Mamdani, Trump’a karşı mücadele ederek New York Belediye Başkanı seçildi. Mamdani hem Trump’a benzer, hem farklı bir soluk getirdi. Ve Trumpizm’den sonra “Mamdanizm” akımı ortaya çıktı. Trump’la benzerliği, yoksul kesimlerin sesi olarak ortaya çıktı. Trump’tan farkı, mütevazı olması ve alt sosyal tabakanın içinden gelmesiydi.
Amerika Birleşik Devletleri nüfusu; yüzde 58-60 Beyaz/Avrupa kökenli, yüzde 19 Hispanik/Latin, yüzde 12-14 Siyahi/Afro-Amerikalı ve yüzde 6 Asyalı gruplardan oluşur. Resmî U.S. Census Bureau verilerine göre ülke çok kültürlü ve göçmen kökenli bir yapıya sahiptir.
Bu demografik yapı, Cumhuriyetçiler, Demokratlar, Trumpizm ve Mamdanizm arasında dörde bölündü. Her siyasi akımın kamuoyunda bir karşılığı var ve her kesimin hem Amerikan Devleti’nden beklentileri farklı, hem bir şekilde sorunlu. İşte bu beklentiler ve sorunlar farklılığı; Amerikan Devleti’nin “sarsılmaz temeli” olarak kabul edilen, Kuzey Amerika’daki 13 koloninin İngiltere Kralı’na ve sömürge yönetimine karşı 4 Temmuz 1776’da ilan ettiği, Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşunu ve bağımsızlığını resmileştiren “Bağımsızlık Bildirgesi”ni 250 yıl sonra sarsılır hale dönüştürdü.
ABD’NİN BÖLÜNMESİ TARTIŞMALARI VE TRUMP
ABD’nin gücünün zirvesine çıktığı, kendisini yenileyemediği ve “küresel rakipsizlik” özelliğini kaybettiği için duraklama dönemine girdiği iddiaları uzun zamandır dile getiriliyordu. Buna bağlı olarak eyaletlerin bağımsızlığını ilan edebileceği iddiaları da dönem dönem su yüzüne çıkıyordu.
Trump’ın, Amerikan Anayasası’na göre mümkün olmadığı halde 2028’de üçüncü kez aday olma hevesine geri dönelim. “Şaka yapmıyorum. Birçok kişi bunu istiyor” dese de Amerikan Anayasası’nın 22. Maddesi buna izin vermiyor. Anayasayı değiştirmek için, Senato ve Temsilciler Meclisi’nin her ikisinde de üçte ikilik bir çoğunluk ve ek olarak, eyaletlerin dörtte üçünün onayı gerekiyor.
Cumhuriyetçiler, Kongre’nin her iki kanadını da kontrol ediyor etmesine ama Anayasa değişikliği için gereken çoğunluğa sahip değiller.
Ayrıca, Cumhuriyetçi Parti 50 eyalet meclisinin yalnızca 32’sini kontrol ediyor.
Trump bunun farkında. Güvensizliğin arttığı ve güçlü bir muhalefetin oluştuğu bir atmosferde Trump’ın anayasayı değiştirebilecek gücü bulamayacağını söylemek kehanet olmaz. Ayrıca, siyasi farklılığı ne olursa olsun diğer kesimlerin anayasa değişikliğini kabul etmesi beklenmiyor. Neden böyle bir çıkış yaptı?
Bu sorunun cevabı, Amerika’nın bölünebileceği senaryosunda gizli. Amerika’nın içinde ve Avrupa’da bu senaryo yeniden konuşulmaya başlanmış.
https://www.tuhafsite.net/2019/03/16/abdde-bagimsizlik-akimi-ve-yeni-dunya/
Senaryonun (iddiaların) detaylarına gelince.
ABD’nin 6’ya bölüneceği iddia ediliyor. Büyük bölünme Teksas ile Kalifornia eyaletlerinde başlayacak. Ki, bu iki eyalet ABD’nin ekonomik lokomotifi konumunda.
TEKSAS: Yaklaşık 2,9 trilyon doları aşan gayri safi hasılasıyla ABD’nin en büyük ikinci ekonomisine ve en zengin eyaletlerinden birine sahiptir. Tek bir ülke olarak değerlendirildiğinde dünyadaki pek çok büyük devletten daha güçlü bir ekonomiye denk gelir. Petrol, doğalgaz ve yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ülkenin enerji merkezidir.
Kaliforniya’dan sonra en yüksek toplam ekonomik üretime sahip ikinci eyalettir.
Düşük vergiler ve esnek kurallar sayesinde birçok büyük şirketin merkezi buraya taşınmıştır.
Houston, Dallas ve Austin milyarderlerin ve zengin iş insanlarının yaşadığı önemli finans ve teknoloji merkezleridir. Tarım, teknoloji ve petrokimya ürünleriyle uzun süredir ABD ihracat şampiyonudur.
KALİFORNİYA: 4,3 trilyon doları aşan gayri safi eyalet hasılası ile Amerika’nın en büyük ve en zengin ekonomisidir. Tek başına bir ülke olarak değerlendirildiğinde dünya genelinde birçok devleti geride bırakarak dördüncü büyük ekonomi konumunda yer alır. Silikon Vadisi; Apple, Google (Alphabet) ve Meta gibi küresel teknoloji devlerine ev sahipliği yapar.
Los Angeles, dünya sinema ve eğlence sektörünün merkezidir.
Tarımsal üretimde liderdir ve uluslararası limanları sayesinde Asya ticaretinde kilit rol oynuyor.
Bu iki eyalet olası bir bölünmede en güçlü yeni devlet olarak ortaya çıkacak blok. Bu bloğa Michigan eyaletinin de sıcak baktığı söyleniyor. Michigan, 750 milyar doları aşan gayri safi eyalet hasılası ile ABD’nin ekonomik olarak en büyük ve güçlü eyaletlerinden biridir.
Bu tablonun ardından Trump’ın, Teksas’ta geleneksel olarak güçlü bir Cumhuriyetçi tabana ve MAGA hareketine sahip olduğunu hatırlatalım.
Kaliforniya’da ise, Demokratik Partili Valisi Gavin Newsom, 2028 başkanlık yarışında Trump’a karşı aday olabileceği mesajı verse de şansı tartışılıyor.
Senaryonun kilit noktası burası. Trump’ın, ABD’nin bölünebileceği ihtimalini gözardı etmediği, Teksas-Kaliforniya ittifakı yeni bir devlet oluşumunda başkanlık hayalleri gördüğü iddiaları konuşulmaya başlandı. Bu iddiaların çok dar ama etkili çevrelerde, “sağır odalarda” dile getirildiği söyleniyor.
Diğer 4 eyaletin ya bağımsız olarak devam edeceği, ya da uygun diğer yeni devletlerle “güçlü ittifaklara” gireceği iddialar arasında.
SENARYONUN TÜRKİYE BAĞLANTISI
Buraya kadar senaryonun ABD ayağını yazdık. Bu ayağın Türkiye bağlantısı da var. Teksas-Kaliforniya ortaklığının özel sektör temsilcilerinin Türkiye’ye yatırım planları hazırladığı, Türkiye’de önemli bir dişli fabrikası ile görüşmeler yapıldığı, Kayseri ve Konya’da pek çok şirketle görüşmeler sürdüğü ve arazi imkanlarının araştırıldığı, özel sektör savunma şirketlerinden birisi ile irtibat kurulduğu, iki otomobil firmasının üretim için fizibilite çalışmaları yaptığı iddialar arasında yer alıyor. Bir başka iddia da, Pensilvanya’daki bazı şirketlerin Teksas şirketleri ile ortaklık görüşmelerine başladığı şeklinde.
Konu ile ilgisiz gibi görünmekle birlikte bir not düşelim. Pakistan Petrol Bakanı Ali Pervaiz Malik, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Katar ile ortak bir proje üzerinde çalıştıklarını söyledi. Plana göre Körfez ülkelerinin petrol rezervlerinin bir bölümü Pakistan’da depolanacak. Amaç, enerji güvenliğini artırmak ve olası bölgesel krizlerde arz sürekliliğini korumak. Bu adım, Pakistan’ın Körfezin enerji denkleminde ağırlığını daha artırdığını gösteriyor. Suudi Arabistan ve Katar, Türkiye’de de petrol depolama ve işleme anlaşması yapmak için görüşmelerini devam ettiriyor. Türkiye’deki rafinerilerde boş kapasite olursa işleme sürecini kiralamak ve satıştan kar elde etmeyi planlıyorlar.
Bununla birlikte Hürmüz’e alternatif boru hatları seçenekleri üzerinde duruluyor. Her seçenek Türkiye’ye çıkıyor. Hürmüz’ün güvensizliğinden alınan dersler, yeni güzergahların güvenliğini (güvenli güzergahlar ve ülkeler) ön plana çıkardı.
SONUÇ: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Teksas’tan Ankara’ya uzanan güvenlik ve savunma ağı” cümlesinin içeriği sözkonusu senaryo gereği dolacaksa, radikal bir küresel değişim-dönüşüm yaşanacak demektir.
Bu senaryo ütopik gelebilir. Amerika’nın hala askeri ve ekonomik açıdan dünyanın süper gücü olduğu, parçalanmasının ufukta görünmediği söylenebilir.
– ABD dışarıdan böyle görünüyor olabilir. Ama içten içe parçalara ayrıştığı gerçeği gizlenemiyor.
– İran gibi küçük bir ülke, ABD’nin güçlü askeri yapısının füze stoklarını tüketti. Askeri yetkililer, ABD’nin kendi anakarasını bile savunmakta zaaf içinde olduğunu itiraf ediyor. Çin, Rusya gibi güçlü rakipleri var. “Güçlü ordu” kavramı, bir ülkeyi çökmekten koruyamıyor. Sovyet Ordusu dünyanın en güçlü ikinci ordusuydu. Ancak Sovyetler Birliği’nin çöküşten kurtaramadı.
– ABD’nin toplam kamu ve ulusal borcu 39,5 trilyon doları aşarak tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Bu devasa borç yükü, ülkenin yıllık ekonomik çıktısını (GSYİH) geride bırakırken, kişi başına düşen borç miktarını 114 bin doların üzerine taşıdı. Borcun büyük kısmı kamu içi hesaplar, yerel yatırımcılar ve Federal Rezerv elinde tutulurken; Çin ve Japonya gibi dış alacaklılar da önemli paya sahip.
Japon yeni kısa süre önce ABD doları karşısında yaklaşık 40 yılın en düşük seviyesine gerilediğinde, bu yalnızca Tokyo yönetimi için değil, aynı zamanda ABD için de bir sorun haline geldi.
ABD ile Japonya arasında güçlü ekonomik ve finansal bağlar bulunuyor. Japonya’nın ABD Hazine tahvilleri, hisseleri ve diğer varlıklardaki yaklaşık 3 trilyon dolarlık yatırımı, ülkede yaşanacak dalgalanmaların ABD piyasalarına ve küresel finans sistemine yansımasına neden olabiliyor.
Japonya’nın Yen’i desteklemek için elindeki büyük miktardaki ABD Hazine tahvillerinin önemli bir bölümünü satabileceği ihtimalini gündeme getirdi. Japonya, 1,1 trilyon doları aşan varlığıyla ABD Hazine tahvillerinin en büyük yabancı sahibi konumunda bulunuyor.
Bu tehlike üzerine ABD Hazine Bakanlığı Yen’i desteklemek amacıyla nadir görülen bir adım attı ve müdahalede bulundu.
Çin’in ABD hazine tahvillerini elden çıkarma ihtimali ABD finans çevrelerinin uykularını kaçırıyor.
Çin, uzun yıllar boyunca ihracat fazlasını ABD tahvillerine yönlendirdi. Bu hem dolar rezervlerini değerlendirmek hem de yuanın aşırı değerlenmesini engellemek için rasyonel bir tercihti.
Bugün Çin’in elindeki ABD Hazine tahvili stoku geçmiş zirvelerin altında olsa da hâlâ yüz milyarlarca dolar seviyesinde. Bu miktar, ABD tahvil piyasasının toplam büyüklüğü içinde tek başına sistemi yıkacak bir oran olmayabilir. Ancak mesele sadece miktar değil, güven algısıdır.
Eğer piyasalar Çin’in sistematik bir satış sürecine gireceğini düşünürse, satışın kendisinden önce faizler yükselmeye başlar. Faizlerin yükselmesi ise zincirleme bir etki yaratır.
ABD 10 yıllık tahvil faizi, küresel risk fiyatlamasının referans oranıdır. Bu oran yükseldiğinde: ABD’nin borçlanma maliyeti artar, şirket tahvilleri daha pahalı hale gelir, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışı hızlanır, Dolar güçlenir, küresel likidite daralır.
ABD’nin kamu borcu son yıllarda hızla artmış durumda. Bütçe açıkları genişliyor, faiz ödemelerinin toplam bütçe içindeki payı yükseliyor. Eğer tahvil faizleri kalıcı olarak yukarı giderse, borç servisi maliyetleri ciddi bir baskı oluşturur.
ABD, yükselen faiz ortamında borcunu sürdürülebilir şekilde çevirebilir mi? Kısa vadede evet. Çünkü dolar hâlâ rezerv para. Ancak orta ve uzun vadede, tahvil talebindeki zayıflama ABD’nin manevra alanını daraltabilir ve tam bu noktada altın ve gümüş devreye girer.
Çin elindeki kozun farkında. Aralık 2024 itibarıyla 759 milyar dolar değerinde ABD tahvil varlıkları, 2025 sonunda 683,5 milyar dolarla Eylül 2008’den bu yana en düşük seviyeye indi. Böylece Çin son bir yılda ABD tahvil portföyünü yaklaşık yüzde 10 küçülttü. Çin ABD’ye “Çin işkencesi” ile cevap veriyor.
– Bir zamanlar gururla, “ben Amerikalı’yım” diyenlerin çoğunlukta olduğu ülkede bugün, “ben Teksaslı’yım, Güney/Kuzey Dakotalı’yım, Arizonalı’yım” diyenlerin sayısı artıyor. Bu, halkın Amerikan milliyetçiliğinden eyalet milliyetçiliğine yönelişi anlamına geliyor.
– Dünyanın genelinde, dostları bile Amerika’nın güvenlik garantilerine kuşkuyla yaklaşırken, rakipleri daha sağlam duruş sergiliyor.
– ABD, “fırsatlar ülkesi, özgürlükler ülkesi, demokrasi getiren dost ve müttefik” olarak algılanma özelliğini kaybediyor.
Bu gerçeklere bakıp “kısa süre sonra Amerika parçalanıyor” demek mümkün değil elbet. Ancak “dokunulamaz, yıkılamaz” algısının kaybolduğu gerçeği de ortada. Federal ve imparatorluk özellikleri taşıyan çoklu/farklı bir demografik yapıya sahip bir ülke bu algısını kaybediyorsa, toparlaması mümkün değildir.
Dediğimiz gibi. Yazılanlar bir iddia, bir senaryo olarak kabul edilmeli. Ancak, değişmez dediğimiz paradigmaların çok hızlı değiştiği bir dünyada, senaryoların olabilirliğini gözardı etmemek gerekiyor.