Çağrı cihazlarını ve el telsizlerini kullanarak Hizbullah mensuplarına toplu saldırı gerçekleştiren İsrail, “dokunulmaz, yenilmez” algısına bir tuğla daha koydu.
Celal ÇETİN
Kabul edelim ki; İsrail kendisine ait olmayan gücü akıllıca kullanmayı bilen, bu gücü “düşmanlarına yönlendirebilen” bir devlet, topluluk adına ne derseniz deyin bir yapıdır.
Önce bir tespitte bulunalım. İsrail her ne kadar çağrı cihazlarını ve el telsizlerini suikast silahına çevirse de, bu yöntemi ilk kez kullanmıyor.
1996, AYYAŞ OLAYI
HAMAS’ın İzzettin Kassam Birlikleri’ne bağlı istişhadi eylemler grubunun komutanı, “Mühendis” lakaplı Yahya Abdullatif Ayyaş, uzun zamandır MOSSAD’ın radarındaydı.
MOSSAD ajanları, yerini tespit ettikleri Ayyaş’a bir arkadaşının, içinde dinleme cihazı ve patlayıcı yerleştirilmiş bir telefon hediye etmesini sağladı.
5 Ocak 1996 sabahı Cabalya mülteci kampında bulunan Ayyaş, babası tarafından telefonla arandı. Aynı anda üzerinde dolaşan elektronik gözetleme uçağı Ayyaş’ın telefon konuşmasını yakaladı. Telefondaki kişinin Ayyaş olduğunun teyit edilmesinin ardından uzaktan müdahale ile telefondaki patlayıcı ateşlendi. Patlama sonucu Ayyaş öldürüldü.
İsrail, İran’ın nükleer tesislerindeki santrifüjleri de uzaktan müdahalelerle sabote etmişti.
İsrail, devlet düzenini “düşmanlarını öldürme” üzerine inşa etmiş, daha ileri giderek “Hannibal Protokolü” gereği gerektiğinde “rehin düşen” kendi vatandaşlarını ve askerlerini bile öldürme hakkını kendisinde gören bir yapıdır.
7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e saldırısında MOSSAD ve Şin Bed, saldırıyı bilememekle eleştirilmiş ve kendi içinde de ciddi anlamda sorgulanmıştı.
Bu saldırılar İsrail’e yeniden psikolojik üstünlük sağladı.
Hizbullah’a, Hamas’a, İran’a ve kendisine karşı olabilecek tüm devlet ve örgütlere net bir mesaj iletti; “Hiç beklemediğiniz anda ve yöntemle sizleri vurabilecek teknolojik imkan ve kabiliyete sahibim. Hiçbiriniz güvende değilsiniz. Hizbullah ve Hamas ve diğerleri kendilerini bile koruyamıyor, sizi mi koruyacak?”
Bütün dünya ise bu saldırı karşısında şaşkın ve kullandıkları cep telefonlarının ile elektronik cihazların birer bombaya dönüşebileceği endişesi içinde. Elektronik iletişim çağında elektronik cihazlar, internet olmadan nasıl yaşanabileceğini ise bilmiyorlar.
Yöneticilerin kişisel güvenliklerinin nasıl sağlanacağını bilmiyorlar.
İsrail’e nasıl bir karşılık vereceklerini bilmiyorlar.
Kişisel güvenlik kadar, dijital sistemlerle kontrol edilen nükleer/konvansiyonel enerji santralleri bir müdahale ile devre dışı bırakılırsa, ülkelerini içine yuvarlanacağı kaos ve yıkımdan nasıl koruyabileceklerini bilmiyorlar.
Savunmadan sağlığa, ekonomiden finans sistemlerine, gıda arz güvenliğinden sokakların güvenliğine kadar ülkenin yaşamsal damarları elektrikten, elektrik ise enerji santrallerinden geçiyor.
İSRAİL NEDEN BU KADAR GÜÇLÜ?
Bu sorunun birkaç cevabı var.
1- Tarihten aldıkları ders. Yahudi toplumu, dünyaya yayılmış nicelik bakımında az, ama nitelik bakımından çok güçlü bir topluluktur. Yaşadıkları coğrafyalardan her an “göç edebilecekleri veya sürülebilecekleri” ihtimalini hiçbir zaman göz ardı etmediler. Kalıcı olamayabilecekleri gerekçesiyle toprağa gömülü kalıcı ekonomik yatırımlara yönelmek yerine, gitmek zorunda kaldıklarında yanlarında götürebilecekleri “yükte hafif, pahada ağır” yatırımlara yöneldiler. Ki, bu finans/para sektörüdür.
Dikkat edilirse, küresel finans merkezleri genelde Yahudi işadamlarına aittir.
Osmanlı döneminde, “koca devlete borç verebilen tefeciler” olarak Yahudiler ön plandadır.
2- Zaman içinde Yahudi toplumu, dünyanın finans gücünü elinde tutan güçlü bir yapıya dönüştü. Bu güç, yine zaman içinde yaşadıkları ülkelerde kalıcı olmalarını ve toprağa gömülü kalıcı yatırımlara yönelmelerini sağladı.
Bugün; silahtan enerjiye, ilaç ve sağlıktan gıdaya, teknolojiden tarıma, tedarik zincirinden istihbarata kadar hemen her alanda kontrol Yahudilerin elindedir.
3- İşte bu güç, beraberinde dünyanın güçlü ülkelerinin siyasi sistemlerini kontrol etmelerini de sağladı. ABD’den Rusya’ya, Avrupa’dan Arap coğrafyasına bir şekilde İsrail’in etkisini ve gücünü hissetmek mümkün.
Gazze olayında olduğu gibi.
İsrail’in yaklaşık bir yıldır Gazze’de taş taş üstünde bırakmazken en büyük güvencesi, küresel ekonomik ve finans gücü ve bunun etkisidir.
ABD’nin sonsuz desteğini sağlayan bu güçtür.
Avrupa’nın “tarafsız kalmasının” sebebi bu güçtür.
Arap ve İslam coğrafyasının “sessiz kalmasının” sebebi bu güçtür.
Son olarak; çağrı cihazları ile Hizbullah’a ağır darbe indirmesinin sebebi de bu güçtür.
Gözler önce çağrı cihazlarını üreten Tayvanlı Gold Apollo şirketine çevrildi. Şirketin kurucusu, “çağrı cihazlarının Avrupa’da Tayvanlı firmanın markasını kullanma hakkına sahip bir şirket tarafından üretildiğini” açıkladı. Sözü edilen şirket, Macaristan merkezli “BAC Consulting KFT.”
Macaristan, Gazze olayında AB içinde İsrail’e en büyük desteği veren ve etkili bir Yahudi nüfusa sahip bir ülke. Bugün, 2022 rakamlarına göre 9,643 milyon nüfuslu Macaristan’da halen 100 bin civarında Yahudi vatandaşı bulunuyor.
4- “İstenmeyen, her yerden kovulan ve yok edilmek istenildiğine” olan inancı genlerine işlemiş Yahudi toplumu ve İsrail Devleti, “Siyonist” temelli bir mantaliteye sahip; “var olmak için yok etmek.” Bunun tek yolu; finans kaynaklarına sahip olmak, teknolojik ve bilimde güçlenmek.
Bugün İsrail, sahip olduğu finans kaynakları ile bilimi (özellikle tarım ve teknoloji) varoluşunun temeli haline getirdi. Varoluşunun temel garantisi ise, 14 Mayıs 1948’de kurulan İsrail Devlet’dir. Biliyorlar ki; bu devleti kaybederlerse yeni bir devlet kurmaları çok zor, hatta imkansız. Bu nedenle İsrail Devleti, annesi Yahudi olan çocuğu Yahudi olarak kabul eder ve İsrail nüfusunu bunlarla güçlendirmeye çalışır. Annesi Yahudi olmayan çocuk Yahudi sayılmaz. Bu karar Tesniye, Levililer ve Ezra kitaplarını kapsayan kaynaklardan türemiştir.
Yine bugün; dünyanın tarım ve teknoloji üzerinden yeniden şekillendiğini düşünürsek, dünyanın en güçlü din devleti olan İsrail’in neden başarılı olduğunu anlayabiliriz.
Şimdi sorulması gereken soru şu. Aynı zamanda dünyanın en güçlü dini yapısı olan, yine 2022 rakamlarına göre 9,558 bin nüfuslu İsrail Devleti ve 6 milyonu ABD’de yaşayan, 2,25 milyonu diğer ülkelere dağılmış durumdaki Yahudi toplumu bu başarıya nasıl ulaştı?
Sonuç itibariyle;
Evet, İsrail öldürüyor, katlediyor, yakıp yıkıyor.
Evet; İsrail bütün dünyanın başına bela.
Evet; İsrail kendisinin ve “safkan Yahudiler” dışında hiçbir ülkenin ve canlının “kendisine hizmet için var olduğuna” ve yaşama hakkına kendisinin karar verdiğine inanıyor.
Ama bu cürete, bu güce nasıl sahip olduğunu sorgulamak gerekiyor.
Kabul etmeliyiz ki; kameralar önünde sert söylemlerle, sokaklarda protestolarla, uluslararası kuruluşlar nezdinde kınamalarla, alınan kararlarla İsrail’le mücadele etmek mümkün değildir.
Yahudiler’in ve İsrail’in hikayesini, sürecini, dini ve politik temellerini ve felsefesini bilmek ve uygulamakla mümkün.
NOT: “Yahudiler yaşadıkları coğrafyalardan her an ‘göç edebilecekleri veya sürülebilecekleri’ ihtimalini niye göz ardı etmediler?” sorusunu da irdelemek gerekiyor.