Neler Oluyor

SEÇİM BİDEN’IN, ZAFER TRUMP’IN

By Kasım 6, 2020 No Comments

3 Kasım Amerikan başkanlık seçimleri, sadece ABD için değil, dünya için bir değişim/dönüşümün durdurulamaz olmasının ilanıdır. Bir kırılma noktasıdır. Seçimleri Biden kazandı, ancak zafer Trump’ın oldu.

Celal ÇETİN

NEDEN TRUMP?

ABD ve dünya için değişim/dönüşüm 8 Kasım 2016’da başladı. Amerikan başkanlık seçimleri sonunda beklenmedik şekilde Trump seçildi. Kazanan Trump’ın kişiliğinde temsil ettiği yeni dünya sistemiydi.

NEDEN TRUMP?

Trump’ın seçilmesi ile birlikte ABD müesses nizamının o güne kadar koruduğu gücü, planları, projeleri büyük darbe aldı. ABD müesses nizamı, “askeri gücü ön plana alarak dünya jandarmalığı” tezini uygularken Trump, tersi bir politika izlemeye başladı. ABD’nin askeri savaş makinelerini Irak’tan Suriye’ye, Afganistan’dan Avrupa’ya kadar hemen her coğrafyadan çekmeye başlayan, askeri rekabet yerine ekonomik rekabeti öne alan bir politikaya yöneldi. Ki, doğru bir politikaydı.

Trump bir gerçeğin farkındaydı; askeri güç gösterisi ile ön alma dönemi sona ermişti. ABD’in elindeki konvansiyonel silahlar Çin’den Rusya’ya, Hindistan’a, hatta kısmen Türkiye’ye kadar hemen her ülkede var. Nükleer silahlar ise yine Rusya’dan Çin’e, Hindistan’a, Almanya’dan İngiltere’ye pek çok ülkenin hangarlarında kıyamet savaşı için bekliyor. Sonuç olarak dünyanın büyük ülkeleri ya ticari savaşı kazanmanın yolunu bulacaklar, ya nükleer bir kıyamet savaşını göze alacaklar. İkinci seçeneği artık kimse göze alamayacağına göre geriye birinci seçenek kalmıştı ve Trump oyunu kuralına göre oynamaya başladı.

TRUMP KENDİ DEVLETİ İLE SAVAŞTI

Trump’ın 2016’da seçilmesi ile birlikte ABD müesses nizamı, yönlendirme/kontrol etme mekanizmasını devreye soktu. Ancak Trump ABD devlet sisteminden gelmediği, işadamı kökenli olduğu için geleneksel politikaların değil, kendi doğrularının peşinden gitti. Bu tercihi, Trump’ı kendi devleti ile karşı karşıya getirdi.

Trump’ı “yola getiremeyeceğini” anlayan ABD müesses nizamı, seçimlere Rusya’nın müdahalesi iddialarından tutun, bütçenin kabul edilmesine, Meksika sınırına duvar meselesinden kürtaja, sağlık/sosyal güvenlik konusuna kadar hemen her konuda Temsilciler Meclisi’nde engelleme yöntemini devreye soktu. Bu yöntem yeterli gelmeyince “azil sürecini” başlattı. Trump azil sürecinden de kurtulmuştu. Ki, korona salgını ve siyahi George Floyd’un polis tarafından öldürülmesi sonucu başlayan isyan ABD müesses nizamının imdadına yetişti.

CFR TRUMP’A KARŞI HAREKETE GEÇTİ

Bu arada Trump’ın yanlışlarını gözden kaçırmamak lazım. Düşünmeden konuşması, devlet adabı ile bağdaşmayan tavır ve uygulamaları “ciddi devlet adamı” olarak görülmesini engelledi, bu da müesses nizamın işine yaradı.

ABD müesses nizamı; Demokrat Parti’sinden ibaret bir muhalefet değil. Amerikan Merkez Bankası’ndan küresel finans/bankacılık sistemini, silah şirketlerinden petrol, ilaç, gıda şirketlerine kadar uluslararası ekonomiyi elinde tutan bir güçten söz ediyoruz. 8 Kasım 2016’ya kadar karşı konulamaz bir güç, ABD de dokunulamaz bir ülke konumunda idi.

Trump’ın seçilmesi ile birlikte sözkonusu gücün ve ABD’nin imajı bir daha düzeltilemez şekilde yıkıldı. ABD, imajlar/semboller ülkesidir. Her ne kadar ekonomik ve askeri üstünlüğü var gibi görünse de, girdiği savaşlardan zaferle çıktığı görülmemiştir. Ki, böyle bir derdi de yoktur. ABD, hedef ülkede istikrarı bozmayı zafer olarak kabul eder. “Demokrasi getirme” gerekçesi, yıkımlarla sonuçlanmıştır.

Trump, “demokrasi getirmek” yerine, ABD’nin aleyhine olan ekonomik dengeleri düzeltmeyi öne aldı. Bir anlamda Trump’ın yaklaşımı, müesses nizamın yaklaşımına göre daha ehven-i şer olarak görülebilir. Çünkü ABD müesses nizamı “benim malım benim malım, senin malın da benim malım” mantığı ile hareket ederken Tump, “benim malım benim malım, senin malın senin malın senin malın. Ama mallar arasında mantıklı bir oran olsun” mantığı ile hareket ediyordu. 3 Kasım 2020’de iki mantığın savaşına şahit olduk. ABD müesses nizamı, elindeki tüm güçle Trump’a saldırdı.

Yaşamın doğal akışına göre Demokratlar’ın ezip geçmesi beklenirdi. Öyle olmadı. Seçim neredeyse başa baş geçti.

Sonuç itibariyle 3 Kasım 2020, ABD müesses nizamının Trump karşısında yenildiğinin tescil edildiği tarihtir.

Bu saatten sonra ABD dünya jandarmalığına veda etti. ABD-Sovyetler döneminde iki kutuplu dünyadan, Sovyetler’in yıkılması ile ABD’li tek kutuplu dünyaya, şimdi ise ABD, Rusya, Çin, Hindistan, İngiltere, Fransa, Almanya, Türkiye, İsrail, İran’lı çok kutuplu dünya. ABD rakipsiz değil artık.

Örneğin; Çin’in yol-kuşak projesini ne yaparsa yapsın önleyemez,

Mesela; Rusya’nın Suriye’de, Akdeniz’de ve Kafkaslar’da kazanımlarını ne yaparsa yapsın elinden alamaz,

Mesela; Almanya. Fransa, İngiltere gibi Avrupa ülkelerinin bireysel rollerini ne yaparsa yapsın önleyemez.

Mesela; Suriye’de PYD’nin koruyucusu olamaz.

Mesela; Siyahileri, Hispenikleri, Meksikalılar’ı “güçlü ABD”ye inandıramaz.

Mesela; Eyaletleri eskisi kadar bir arada tutamaz.

TÜRKİYE’YE ETKİSİ

Bu seçimlerin Türkiye’ye yansıması farklı olacaktır. Muhtemeldir ki Türkiye’deki siyasi sisteme yönelik iki yöntem izleyebilir ilk günlerinde Trump’a yaptığı gibi. Ya kontrolü altına alıp istediğini yaptıracak, ya devredışı bırakacak. Yani ya teslimiyet ya ölüm taktiği.

Siyasi yapının iki tercihi olabilir. Ya teslim olacak ya devredışı kalmayı kabul edecek. Devredışı kalmayı kabul etmeyeceğine göre ya teslim olacak, ya karşı ittifakla ilişkileri geliştirecek. Teslim olursa karşı tarafın “tepkisinden” kendisini koruyabilir mi, bilinmez. Ancak zor bir tercihle karşı karşıya kaldığı ortada.

Biden’in temsil ettiği müesses nizam eninde sonunda bir tercih yapmak zorunda kalacak. Bir şekilde Trump’ın politikalarına dönecek. Bunun Türkiye’ye yansıması olacak. Ki, yeni bir dünyanın siyasi aktörleri, kuralları, siyasi, sosyolojik yapıları da farklı olacak.

Leave a Reply