Arka Yüzü

ORTADOĞU YENİ BİR BÖLGESEL SAVAŞIN EŞİĞİNDE

By Haziran 9, 2014 Ocak 11th, 2019 No Comments

10 Haziran 1967 tarihinde Golan Tepeleri’ndeki İsrail Kuvvetleri Şam’a 40 mil mesafedeki Kuneitra’yı ele geçirmişti. Bu harekat, üçüncü büyük Arap-İsrail çatışması olan Altı Gün Savaşı’nın son operasyonuydu.

Altı Gün Savaşı’nın sona ermesinin hemen ardından Ortadoğu’da bölgedeki durumu kökten değiştirecek sıradışı bir şey yaşanmış gibi geliyordu. Ama şu an o dönemdeki olaylara baktığımızda Altı Gün Savaşı’nın ta İsrail devletinin kuruluş tarihi olan 1948 yılından beri 66 yıldır devam eden savaşın bir vakası olduğunu görüyoruz. Son yıllarda bu savaşın cephelerinde durgunluk var gibi görünüyor. Ama bölge uzmanı Mikhail Ryabov, bunun sadece bir görünüş olduğunu belirterek şunu söyledi:

“Altı Gün Savaşı Araplar ile İsrailliler arasında yaşanan ne ilk ne de maalesef son büyük çatışma olmuştur. Onlar 1948 yılında İsrail devleti kurulurken, ve 1956’da Süveyş Krizi sırasında savaşmıştılar. Bu da tarihçilerin ‘savaş’ olarak nitelendirmedikleri çok sayıda küçük boyutlu çatışmalar sayılmazsa.”

1967 Savaşının ardından Araplar İsraillilerle Yıpratma Savaşı (1968-1970 yılları) ve Yom Kipur Savaşı sırasında savaşıyorlardı. Bunu ardından 1978 yılında İsrail’in Lübnan’da gerçekleştirdiği Litani Operasyonu ve 1982 yılı büyük İsrail-Lübnan Savaşı vardı. 1981’de İsrail Hava Kuvvetleri Irak’taki Osirak nükleer reaktörüne saldırı gerçekleştirmişti. 2007’de Lübnan’a saldırısı, 2008-2009 ve 2012 yılının sonunda da Gazze’de büyük çaptaki operasyonlar yapılmıştı. Son bir buçuk yıldır İsrail Hava Kuvvetleri Suriye topraklarındaki hedeflere sürekli olarak saldırılar gerçekleştiriyor. Yani savaş 66 yıldır sürüyor. Modern tarihinde belki de eşi görülmemiş bir durum bu. Onun nedenleri ne olabilir peki?

Zaten Arap-İsrail savaşları, 1948 yılında başlamış ve o zamandan beri bazen büyük krizler ve silahlı çatışmaların meydana gelmesiyle varlığını hissettirerek devam eden bir süreç gibi değerlendirilmelidir. Bu süreci tetikleyen doğal kaynak, nüfusun artması- sahip olduğu kaynakların azalması ile ilgili ebedi bir sorundur. Tüm Ortadoğu tarihi boyunca bu eksik kaynak, toprak ve suydu. Ta onlar, bütün savaşların nedeniydi. Yasser Arafat tarafından kurulan ve sonrasında Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) temelini oluşturmuş El Fetih Örgütünün 1964 yılında gerçekleştirdiği ilk silahlı eylem İsrail’in su kaynakları üzerindeki yönetimine karşıydı.

Geçen yüzyılın 70’li yıllarının sonunda İsrailliler su kaynaklarının sıkıntısını çektiklerini açıklamaya başlamıştılar. 80’li yılların başına doğru tükettikleri su miktarının yarısından fazlasını Batı Şeria ve Gazze topraklarından gelen su oluşturmuş oluyordu. Batı uzmanlarının hesaplamalarına göre 90’lı yılların başı İsrail ve Ürdün doğanın karşılayabildiklerinden yüzde 15 oranında çok su tüketiyordu. İsrail’in Filistin’deki su kaynaklarına erişiminin olmaması devletin varlığını tehlikeye atıyor, hayati tehlikesi taşıyordur. Bu sular olmadan İsrail varlığını sürdüremeyecek. Bağımsız Filistin’in varlığı da onsuz münkün değildir!

Ama su kaynakları, bölgede ‘sınır meselesi değil, varlık meselesi’ olarak nitelendirilen sorunun sadece bir kısmıdır. Çünkü burada su sıkıntısına tarıma uygun toprak sıkıntısı gibi çok önemli faktör ekleniyor. Bu gelinen noktada biri (İsrailliler yoksa Filistinliler) için hem gıda hem su yeterli miktarda olursa öbürünün ne yiyecekleri ne de içecekleri kalacak. Bu anlamda durum geçen 66 yıl içerisinde hiç değişmemiştir. Dahası, daha kötü olduğu söylenebilir.

Tabii ki, su ve toprak sorununun artık sürekli çatışmaların nedeni olmaktan çıktığı bölgeler örnek olarak alınabilir. Asya’nın bazı bölgelerinde bir zamanlar savaşan halklar su ve toprağın o kadar önemli olmadığı ekonomik modelleri kurmayı başarmışlardır. Oradaki modern gökdelenlerde hem çok sayıda gıda ürünleri hem su sağlayan yüksek teknoloji üretim tesisleri bulunmaktadır. Ayrıca sular arıtılıyor, buna yeterince para var.

Anladığımız kadarıyla yıkarıda bahsedilen durum, Ortadoğu’nun kalbindeki durumdan çok farklıdır. 1967 Altı Gün Savaşı, 66 yıldır süren büyük savaşın sadece bir vakasıdır. Demek ki ileride yeni çatışmalar yaşanacaktır. Çünkü bu kısır döngüden çıkılması için çok şeyin değiştirilmesi gerekiyor. Ama şimdilik olmuyor.