Gençlik Arenası

GEZİDEN ÖNCE, GEZİDEN SONRA

By Nisan 3, 2014 Şubat 18th, 2020 No Comments

Gezi Parkı eylemleri ile gençlik bir çağı kapattı, yeni bir çağı açtı. Tüm algılarımızın, gençlikle ilgili bildiklerimizin yanlış olduğunu öğrendik. Ve Gezi ile tanıdık kendimizi.

Celal ÇETİN

Gezi’den önceki gençlik tanımı:

Kendilerini ifade edecek cümle kurmakta zorlanan gençlere; kadeş’i, çiçeklerin döllenmesini, kurbağanın sindirim sistemini sular seller gibi ezberleten, değişimi başkalaşmak, gelişmeyi taklid sanan, farklılıklara tahammülü olmayan jakoben anlayışla programladığı tek tip insan amaçlı militer “eğitim” sisteminde midir sorun? Zannetmiyorum. Her ne kadar bizim kuşak, “sistemin imalat hatası” olmayı nisbeten başarmış olsa da, aynı “sistemin” tezgahından biz de geçtik sonuçta.

1980 sonrası, yeni dünya düzeni kurgulayan çağın firavunlarına “denek”lik yapan, ziyan olmuş talihsiz nesil! Kapitalist ahlaksızlığın öngördüğü “tüketim toplumu” projesinin, tüketilen ilk ürünleri! Galiba sorun burada!

Onların bilgisayarları var. Akıl yürütmeye, mantıklı düşünmeye ihtiyaç duymuyorlar. Hayatı kurgulayıp sanallaştıran, insanı duygularından arındırıp robotlaştıran bir “kültür”de yetiştiler. Slogan belli: “iste ve yap!”

Müzakere etmek, tartışmak, sormak, araştırmak, hele sabretmek hoşlandıkları şeyler değil. En önemlisi bilgiyi, birikimi, tecrübeyi önemsemiyorlar. Dedik ya; onların bilgisayarları var. Tuşları tıklayarak kuruyorlar dünyalarını…

Kalabalıklar içinde yalnız yaşıyorlar. Ben.. ben.. ben! diyorlar; “biz” olamıyorlar. Paylaşma, dayanışma, yardımlaşma duyguları zayıf. Kollektif şuurla tanışmadıkları için, bir arada duruyorlar ama ekip olamıyorlar, takım kuramıyorlar. 1980 sonrasının gençliği onlar.

Toplumsal duyarlılık taşımıyorlar. Tek kaygıları kendileri. Ne istediklerini bilseler razıyız da sosyal değiller. Kalabalıklar içinde yalnızlar demiştik ya, “biz” içinde var olabileceklerine inanmıyorlar.

Özgüven eksikliği onları bir an önce fark edilmek, öne çıkmak duygusuna yenik düşürüyor. Öne çıkmak ve fark edilmek dışında pek bir amaçları, ilkeleri yok. Abartıyor muyuz acaba? Diplomaları var ama meslekleri yok; vasıfsızlar.

Bizim tırmalaya tırmalaya bir ömür harcayarak elde ettiğimize iki “tık” lamayla ulaşılıyor artık. Bilgi, değer olmaktan çıkıp, kolay ulaşılan bir “fahişe” gibi ayağa düşünce, kendilerinden önceki kuşağın bilgilerinden, birikimlerinden, en önemlisi tecrübelerinden yararlanmaya ihtiyaçları kalmadı! Dolayısıyla diyalog kurmalarına gerek de yok! Kendi değerleri ile bir yaşam kurmayı düşünmediler pek. Alternatifi bol “kurgulanmış yaşam”lara yamanıverdiler.

Gezi’den sonraki gençlik tanımı:

Derken Gezi Parkı gençliği çıktı ortaya. 2023 ve sonrasını yönetecek veya 2023 ve sonrasında çalışacak bu gençler, çok farklı.

Bu gençler;

– Çalışanlarına demokratik ve sosyal haklarını vermeyen şirketleri tercih etmeyecek,

– “Mış” gibi yapılıp önerileri alınan ama bu önerileri hayata geçirilmeyen şirketlerde uzun süre çalışmayacak,

– Sıkıcı ve boğucu ofis ortamlarında çalışmak istemeyecek, neşeli ve hoş vakit geçirebilecekleri ofis ortamları isteyecek

– “Şunu yap” veya “sen sus sadece yap” diyen yöneticilerle anlaşamayacak ve onlarla sürekli çatışacak,

– Çok uzun süreli ve sıkıcı toplantılarda sıkılacak,

– 7 / 25 iş yerine hem iş hem de eğlence & keyif almak isteyecek

– Fikirlerini söylediklerinde “kovulur muyum?” korkusu yaşamayacak

– Gerçekten takım çalışması yapabilecek

– Şirketteki bir arkadaşının hakkını koruyabilecek

– Kendisi ile doğru iletişimi (dürüst, açık, net, açıklanabilir…) kurabilen yöneticilerle çalışmak isteyecek

– Kibarca “hayır böyle olmaz” diyebilecek

– Olaylara ve sorunlara mizahi yaklaşımlarla çözüm getirecek

Bu gençler sayesinde;

Pazartesi günü kimse sendromu hatırlamadı ve bahsetmedi.

Akıllı telefonlar taramalı tüfeklerimiz sosyal medya kurşunlarımız oldu.

Facebook saçma sapan yazı ve fotoğraflardan temizlenip, zihin açıcı, gurur verici yazılarla, paylaşımlarla doldu.

Haberleri gazetelerde okumak yerine, olay yerine gitme alışkanlığı kazandık.

Kim yürekli, kim yüreksiz, kim satılmış, kim namuslu, kim yalaka, kim onurlu, kim kendini satmaz, kim sadece konuşuyor, kim sözünün eri anladık.

Özgürlüğümüze özgürlük, bilgimize bilgi kattık.

Tencere tava çalmaktan, slogan atıp marş söylemekten müzik kulağı, ritim duygusu gelişti.

Direnişçilerin sürekli hatırlatmalarından dolayı sokakları temiz tutma bilinci gelişti.

Karşımızdakine daha nazik davranmayı, saygılı ve güler yüzlü olmayı öğrendik.

Herkesin foyası ortaya çıktı biz de bunu gördük.

Sonuç olarak;

Taksim Gezi Parkı eylemleri Türkiye’de hepimize yeni bir gerçekliği gösterdi. Artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Türkiye vatandaşını kaale almadan ülkeyi yönetmeye çalışmanın ve gerçekleri saklayarak problemleri ötelemenin mümkün olmadığını gördü. Dünyadaki bilişim alanındaki teknolojik devrim hayatımızın her alanını etkilemeye devam ediyor. Toplumdaki fiili ilişkilerin ve yapıların yanında sanal ilişkiler ve yapılar hayatımızı etkilemektedir. Bu yeni sistemden dolayı kitleler hiç beklenmedik bir şekilde sokaklara dökülüp eylemlere başlayabilmektedir. Bunu kendi düşünce ve duygu dünyalarından kaynaklanan iradi tepkileriyle yapabilecekleri gibi, belli merkezlerden yönlendirmelerle de yapabilirler. Burada ciddi bir risk doğmaktadır. Bunları birbirinden ayırmak her zaman mümkün görünmemektedir. Buna rağmen ülkede yetişmekte olan yeni nesil gençlik eskilerin birçok tortulaşmış olumsuzluklarından kurtulmuş görünmektedir. Şimdilik neleri alamadıkları ve bunun açacağı sonuçlar bilinmemektedir. Bilinen gerçeklik, bu gençler ülke için kaygı beslemekteler ve gerektiğinde aşırılığa kaçmadan, marjinallere alet olmadan sokaklara inebilmektedirler.

Üç-beş yıl daha dayanabilirsek akıl, bilgi, sorgulama silahlarıyla donanmış bir gençlik geliyor.