IŞİD’in Irak’taki ilerleyişinin ardından bölgedeki halkların durumunun da tartışıldığı şu günlerde oluşan yeni fotoğraf, Irak Kürt Özerk Bölgesi’nin bağımsızlığını ilan ettiği bir sürece mi işaret ediyor; Sykes-Picot’un geçersiz kılındığı bir dönemin eşiğinde miyiz; Türkiye’nin Musul-Kerkük hayali gerçek olabilir mi?
RS FM
Geçtiğimiz hafta Vatan Gazetesi yazarı – akademisyen Doç. Hüseyin Yayman, Irak’ta yaşananların domino etkisi yaratarak bölgedeki sınırları değiştirebileceğini gündeme getirdi ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlığını ilan etmesi durumunda, Musul ve Kerkük’ün de dahil olduğu büyük bir alanın Türkiye’ye bağlanabileceğini öne sürdü.
Konuyu gazetedeki köşesine de taşıyan Yayman “Bir tarafta İran- Maliki- Esad, arka planda büyük abi olarak Rusya var. Diğer tarafta Sünni blok var. Türkiye- Kürdistan Bölgesel Yönetimi, belki de BDP’yi PKK’yi içine alan başka bir blok hat olacak” dedi. Yayman, yazısının devamında “Ben önümüzdeki dönemde Irak’ın bölünme senaryoları üzerinden, Türklerin rüyası Musul- Kerkük tartışmalarının daha fazla gündeme gelebileceğini düşünüyorum” dedi.
Türkiye’nin Musul – Kerkük hakkındaki görüşleri öteden beri biliniyor. Musul ve Kerkük’ün Türkiye’nin milli sınırlarını ifade eden Misak – ı Milli içinde yer alması mümkün olmamış, Sykes Picot anlaşmasıyla Orta Doğu’nun bugünkü sınırları çizilmişti.
Peki, IŞİD’in Irak’taki ilerleyişinin ardından bölgedeki halkların durumunun da tartışıldığı şu günlerde oluşan yeni fotoğraf, Irak Kürt Özerk Bölgesi’nin bağımsızlığını ilan ettiği bir sürece mi işaret ediyor; Sykes-Picot’un geçersiz kılındığı bir dönemin eşiğinde miyiz; Türkiye’nin Musul-Kerkük hayali gerçek olabilir mi?
Bu soruları Vatan Gazetesi yazarı Hüseyin Yayman ve Demokratik Sol Parti’nin Genel Başkanı Masum Türker, Rusya’nın Sesi FM’de cevaplandırdı.
“Kürdistan Bölgesel Yönetimi son yaşananlarla bağımsızlığa bir adım daha yaklaştı”
Hüseyin Yayman, Irak’ta Sünni blok, Şii blok ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi şeklinde üç parçalı bir yapının görüldüğünü belirtti. Yayman, sözlerine şöyle devam etti:
“Bu aslında 1916’da Sykes-Picot’la ortaya çıkan bölgedeki haritaların artık fiili biçimde silikleştiğini gösteriyor. Aynı değerlendirmeyi, Suriye ve diğer bölge ülkeler için yapabiliriz. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin pozisyonuna bakacak olursak, uzun zamandır özerk bir statüye sahip ve tarihsel olarak Bağdat’la arasında hep bir duygusal bariyer oldu. Bu anlamda, Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra Merkezi hükümetin Halepçe’deki uygulamalarına, diğer taraftan Bağdat ve Erbil arasındaki gerilime bakıldığında, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bir adım daha fazla koptuğunu görüyoruz. Bölgede bir taraftan İran’ın baskısı, diğer taraftan Maliki yönetiminin Sünnilere karşı uyguladığı politikalar, diğer taraftan merkezi hükümetin bölgesel yönetimin üzerinde uyguladığı baskılar Irak’ı bir barut fıçısı haline getiriyor. Bu fıçı eğer patlarsa Irak’taki bu fiili kopuş, bir siyasal kopuşu da beraberinde getirecek. Bu anlamda ben Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin son yaşananlarla beraber bağımsızlığa bir adım daha yaklaştığını düşünüyorum.”
“Ortadoğu haritasını Kürtler değiştirecek”
Kürtlerin bağımsızlıklarını ilan etmeleri durumunda Ortadoğu’daki tüm haritaların değişeceğini ifade eden Yayman, bu problemin Türkiye’yi, İran’ı ve Suriye’yi de ilgilendirdiğini dile getirdi. Yayman, “Eğer kim bu konuda daha inisiyatif alır daha öncü bir rol oynarsa galiba en rahat pozisyonda olacak ülke o olacak. Bu anlamda bölgede bir takım sorunlar çıkmakla beraber bunun tarihsel olarak bir gerçeklik olduğunu düşünüyorum. Çünkü bölgesel yönetim ister mevcut haliyle merkezi hükümetle gevşek bir bağ kurmuş olsun, ister ayrılıp bağımsızlığını ilan etmiş olsun Ortadoğu’da bir Kürt realitesini kabul etmek gerekiyor” dedi.
Yayman, Kürt Özerk Bölgesi’ni temsil eden Barzani yönetimiyle – Türkiye arasında oluşan bahar havasının da devam etmesinin koşullara bağlı olduğunu belirterek “Barzani yönetimi ile Türkiye Cumhuriyeti arasında kişilerden bağımsız bir dostluk ilişkisi oluşmuştur. Ayrıca hem Musul-Kerkük hem de Rojava denen bölge Misak-ı Milli sınırları içindeydi. Bir anlamda Türkiye ile duygusal bir bağın da olduğu bir sosyolojiden bahsediyoruz. Ben bunun kısa vadede çok mümkün olacağını sanmıyorum ama bu anlamda fiilen böyle bir durum ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı.
“Bölgedeki domino etkisi Kürdistan Özerk Yönetimi İle Rojava’yı da etkileyecek”
Peki, Barzani ile PKK arasındaki gerilim aşılabilir mi, bu bağlamda Suriye’deki Rojava bölgesiyle Irak’taki Kürt bölgesinin birleşmesi gündeme gelebilir mi? Bu durumun bölgedeki gelişmelerin seyrine bağlı olduğunu ifade eden Yayman, sözlerine şöyle devam etti:
“Eğer bölgedeki gelişmeler bir domino etkisi yaratacak şekilde radikal değişiklikler doğurursa bence Kürdistan Özerk yönetimi ile Rojava bölgesi de en azından bir ortaklaşma içine girecek. Her ne kadar KDP ile PKK arasında bir gerilim olsa da ben bunun geçici olduğunu düşünüyorum. Son tahlilde Kürtler kendi ulusal birliklerinin önünde duracak bir tavır geliştiremezler.”
Yayman, bahsettiği şekildeki bir birleşmenin Türkiye’yi nasıl etkileyebileceğine de değindi ve durumun Türkiye kadar İran ve Suriye’yi de derinden etkileyeceğini kaydetti. Yayman, “Türkiye kendi Kürtleriyle bir ortaklaşma içinde, eşit yurttaşlık temelinde ve evrensel demokrasi prensipleri üzerinden uzlaşabilirse, ben bu gelişmelerin Türkiye’yi çok derinden etkileyeceğini düşünmüyorum. Çünkü en fazla Kürt nüfus Türkiye’de var ve bu insanların yüzü Batı’ya dönük. Ben bir kopuşun ya da ayrışmanın olacağını düşünmüyorum” dedi.
“Türkiye’nin bu bölgelerde doğrudan bir hak talebi yok”
Peki, Hüseyin Yayman’ın sözünü ettiği yapı nasıl formüle edilecek, Türkiye Birleşik Devletleri gibi bir yapı mı hedefleniyor? Bu konunun çok tartışıldığını dile getiren Yayman, şunları söyledi:
“90’larda da cumhurbaşkanı Turgut Özal, ABD başkanı Bush ile anlaşıp böyle bir yapıdan bahsetmişti. O gün koşullar uygun değildi. Bugün de ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin doğrudan bu bölgelerde bir hak talebinin olduğunu düşünmüyorum. Ama sosyolojik olarak, kültürel olarak bu bölgelerle çok ciddi bir bağının olduğunu da ifade etmek lazım.”
Sözkonusu yapının yönetim şeklinin ne olabileceğine de değinen Yayman, “Bu konu kamuoyunda da çok ciddi tepkilere yol açıyor ama Özal bir federasyondan bahsetmişti. Bunun adı Birleşik Türkiye olabilir, ismi başka bir şey olabilir ama fiili olarak zaten bu bölgelerin Türkiye ile teması söz konusu. Bu bir politik birliğe döner mi? Hem Türkiye’nin kararına bağlı, hem bölgedeki Kürtlerin kararına bağlı, aynı zamanda uluslararası sistemin, başta ABD, İngiltere, Rusya ve İran’ın kararlarına bağlı. Bir anda Türkiye ve Kürt yönetimi istedi diye bu birleşmenin olabileceğini mümkün görmüyorum” dedi.
“Rusya’nın tavrı önemli”
Böyle bir yapının kurulması durumunda küresel güçlerin bu yapıya nasıl yaklaşacağını siyasal ve ekonomik boyutları ile değerlendiren Yayman, şunları söyledi: “ABD’nin tavrı önemli. Ama bence Rusya’nın tavrı da hem bölgeye yakınlığı hem bölgedeki dengeleri takip etmesi bakımından önemli. Hakeza İngiltere’nin tavrı da önemli ama burada küresel güçlerin, Kürtlerin, Türklerin tavrı kadar bölgede fiili bir istikrarsızlık yaşanıyor. Bu istikrarsızlık sürdürülemez bir durumda. Yani hem Irak hem Ortadoğu özelinde kan, şiddet ve gözyaşının devam etmesi, bölgenin barut fıçısı haline gelmesi artık insanların yeni arayışlara girmesine neden oluyor.”
Türker: “ABD- İsrail bloğu Akdeniz’de Rusya’nın varlığını istemiyor”
Konuyu RS FM’e değerlendiren bir diğer isim ise DSP Genel Başkanı Masum Türker’di. IŞİD faaliyetlerinin Kürt bölgesi ile bir ilgisi olmadığını fakat Barzani ile Talabani’nin bu konuda sessiz kaldığını ifade eden Türker, “Bugüne kadar yaşanan gelişmelerde, Suriye’de yaşanan durumu da dikkate aldığımız zaman, aslında büyük devletler, bizim bölgemizde parçalanmış devletleri görmek istiyorlar. Irak bu konuda çok önemli, çünkü önemli petrol kaynaklarının bulunduğu bir yer. Suriye’nin ikinci önemi de ileride Türkiye bir sorun çıkartacak olursa buna önlem olarak, Suriye üzerinden Akdeniz’e açılan farklı bir boru hattı oluşturmak. Bunu da yapabilmek için o bölgede İsrail’in desteğine ihtiyaçları var. Bu geçiş hatlarına dikkat edilirse, Rusya da fazla ses çıkartmasın diye, Rusya ile de Akdeniz’de İsrail endeksli bazı anlaşmalar yapılmakta. Rusya-İsrail ve Kıbrıs ekseninde bir petrol işbirliği sağlanmış durumda. Ama bu işbirliklerinin süreç içinde sona ereceğini düşünüyorum. Çünkü o bölgede özellikle Rusya’nın varlığını istemedikleri aşikar” dedi.
“Hedef, Rusya, Türkiye Ve Çin arasındaki diyalogu engellemek”
Türker, bölgeyle ilgili analizine şu sözlerle devam etti:
“Burada ilerleyen tarihlerde Rusya, Türkiye, belki de Çin ile diyalog kurulmasını önlemek için parçalı bir devlet modeli öngörülüyor. Bu ‘parçalı devlet modeli’ her ne kadar yarı federal olan Kürt Özerk Bölgesi için gerçekleştirilmişse de şimdi IŞİD adı altında orada farklı bir bölge gerçekleştirmek isteniyor. Ama bu konudaki tahminlerimizi ve yorumlarımızı yapabilmek için IŞİD bir terör örgütü olarak geri çekildiği zaman, yerini alacak olan ve terör örgütü sayılmayacak etkin güç unsurlarının kim olacağının belirlenmesi gerekir. Bizim tahminlerimiz, şu anda zaten o tür görüşmelerin ve hesaplaşmaların yapıldığı yönünde. IŞİD militanlarının yüzlerinin sürekli kapalı olması, o kişilerin de o bölge insanları değil, özel yetiştirilmiş bazı ajanlar olduğu fikrini oluşturuyor.”
“Maliki IŞİD’in ilerleyişine göz yumdu”
Maliki’nin IŞİD’in ilerleyişine ilk etapta neden sessiz kaldığına değinen Türker, “İran’ın yurtdışındaki ambargoları dolayısıyla elde ettiği gelirlerin bir kısmı IŞİD aracılığıyla, o bölgeden taşınıyordu. Ama Ruhani’nin İran cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra Batı ile sıcak ilişkilere girmesi oradaki kaynakları da kurutunca IŞİD bu sefer meseleyi tamamen farklı bir boyuta götürdü ve yerleşik hale geldi. O güne kadar ‘bu işe ben karışmıyorum, bunları başkaları yapıyor’ diye göz yuman Maliki, birden bire elinde bir bomba ile karşı karşıya kaldı. Sonuçta şöyle bir tablo ortaya çıktı: orada merkezi hükümet Bağdat’ta ama sanki yalnız bir Şii devleti şeklinde, IŞİD ise Sünni bir devlet ve bir bölümü de Suriye’ye Şam’a kadar uzanan -eğer legalize olması sağlanırsa- Şam’la Akdeniz’i birleştirecek bir yapının oluşturulması çok daha kolay hale gelecek. Bu yapının oluşturulmasında da en büyük rolü muhtemelen İsrail oynayacak” dedi.
“Türkiye’nin şu anda Bir Kerkük- Musul hayali yok”
Türkiye’nin gelişmeler karşısındaki tavrını da değerlendiren Masum Türker, şunları söyledi:
“Yoksa 30 kişilik bir harekat ekibi, büyükelçiliğe baskın yapıldığında nasıl karşı koyamaz? Ama o harekata karşılık verilemedi ve şu an esir tutulan Türkler nedeniyle Türkiye de çok rahat hareket edemiyor. Bundan istifade ederek Irak’ın üniter yapısı üçlü bir yapıya bölünebilir. Bölünürken de geçmişte ortaya atılan Türkiye Birleşmiş Milletler’i kurulabilir mi, görüşü var. Bu görüşün şu anda kabul görmesi, mümkün değil. Çünkü Türkiye Birleşik Milletleri’nin kurulmasını kabul etmek, Güneydoğu Anadolu’nun Kürt bir federatif yapıda diğer Kürtlerle beraber bir devlet oluşturmasını gerekir. Orada da Kürtler önce, kurulacak devletin liderliğini Barzani mi oluşturacak yoksa Abdullah Öcalan ekibi mi oluşturacak noktasında kendi aralarında ciddi bir hesaplaşmaya gideceklerdir. Zaten bu devletin şimdilik kurulması ve oluşturulması biraz zor. Çünkü dördüncü parçası İran’ın içinde ve İran bu işlere şu anda fazla karışmıyor. Burada da özellikle Abdullah Öcalan’ın geçen sene yaptığı açıklamada, ‘milliyetçilik’ anlayışını Fırat-Dicle nehri çerçevesinde getirerek adeta İran’a gönderdiği sizin bölgenizdeki Kürtler, bizim bu yapımıza dahil değildir’ mesajının etkisi var. Tüm bunları bir araya getirdiğinizde Türkiye’nin şu anda bir Kerkük- Musul hayali yok. Türkiye’nin şu ana kadar izlediği politika, birleşik devletlerin kurulmasına yönelecek bir politika değil. Bunu dışarıdan Türkiye’ye dayatmak isteyenler her ne kadar Türkiye’nin bu şekilde büyümesini öngördüklerini gündeme getirseler de samimi olmadıklarını görmek gerek. Biz bölgede barıştan yanayız, barışın sağlanabilmesi için de hiç kimsenin kendi milli sınırları dışındaki bir büyümeyi öngörmemesi gerekir. Türkiye’nin bunu resmi bir politika haline getirmesi durumunda, meşru haklarının önemli bir kısmını yitirme olasılığı da var. Bunu dikkate alarak, diplomatik açıdan bakmak gerekiyor.”
“Türkiye ‘TBM’ fikrine sıcak baksa IŞİD eylemlerini bahane edip Musul’a girerdi”
‘Türkiye Birleşmiş Milletleri’ fikrinin şüphesiz bir de enerji-ekonomi boyutu var. Tartışılan yapının hayata geçmesi durumunda, Kürt petrolünün Türkiye’ye getirmesi muhtemel ciddi bir kazanç söz konusu. Peki, Türkiye’nin buradaki etkinliğini arttırması küresel güçler açısından nasıl karşılanacak? Türker, Türkiye’nin bu konuda etkinliğinin artmasının söz konusu olamayacağı görüşünde. Küresel güçler açısından Türkiye’nin bir güvenlik bölgesi olduğunu ifade eden Türker, “Orada çıkacak herhangi bir karmaşada ve olayda, o küresel güçlerin hareket kabiliyeti bulabilecekleri birkaç alan var. Ya güneyden bir kaçış noktası olacak ya da Irak’ın kuzeyinden Türkiye’ye doğru bir yönelme olacak. Türkiye’nin burada böyle bir düşüncesi olsa, şu anda Musul’da kendi vatandaşları IŞİD tarafından alıkonulurken, esir muamelesi görürken seyirci kalmaz, bunu bahane edip o topraklara girerdi. Ama Türkiye’ye bu şekilde bir pozisyon atfedilerek bu seçim sürecinde bazı kesimlerin bölgesel olarak sempatisini kazanmak istiyor olabilirler. Özellikle Türkiye ilk defa halk tarafından cumhurbaşkanı seçimi deneyimini yaşayacak. Bu süre dışında bu fikri ortaya atarak ‘siyasiler arasında bir denge oluşturulmasında kullanabilir miyiz’ diye düşünceler var. Ama bu düşüncelerin doğru olmadığını düşünüyoruz, çünkü eğer demokratik olarak varlığınızı sürdürmek istiyorsanız, o zaman komşularınızın da demokratik olarak varlıklarını sürdürmelerine katkıda bulunmanız, onların özerkliklerini ve bağımsızlıklarını kaybetmelerine seyirci kalmamanız gerekir. Bu noktada, buradaki bütün mesele şu anda Irak’taki liderlerin çatışmacı bir politika izlemelerinden kaynaklanıyor. Sanıyorum ki bu politikalar düzeltilirse ileride her şey farklı bir şekilde düzene girecektir” dedi.